ÇİZMELER AYAKLARA LÜTFEN!

Önceki yazımızda Hitler propagandasının yaratıcısı Goebbels’in kurallarıyla yine İpsos KMG şirketinin bir araştırmasındaki sonuçları yan yana getirmiş, sonuç olarak gazete okumayan, internete girmeyen, hiçbir kültürel faaliyette bulunmayan, çevresini tanımak için bile herhangi bir tatil faaliyetinde bulunmayan halkımızın dünyaya açılmalarının tek kanalının televizyon olduğunu belirtmiştik. Televizyon kanallarında da sürekli iktidarın propagandası yapılıp muhalefet partileri eleştiriliyorsa Goebbels’in […]

ÇİZMELER AYAKLARA LÜTFEN!

Tamer KAYIKÇI

Önceki yazımızda Hitler propagandasının yaratıcısı Goebbels’in kurallarıyla yine İpsos KMG şirketinin bir araştırmasındaki sonuçları yan yana getirmiş, sonuç olarak gazete okumayan, internete girmeyen, hiçbir kültürel faaliyette bulunmayan, çevresini tanımak için bile herhangi bir tatil faaliyetinde bulunmayan halkımızın dünyaya açılmalarının tek kanalının televizyon olduğunu belirtmiştik.

Televizyon kanallarında da sürekli iktidarın propagandası yapılıp muhalefet partileri eleştiriliyorsa Goebbels’in “Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, nereden geldiğini unutur ve benimser, sonra da kendi fikri gibi savunur” kuramındaki gibi bu toplum iktidarın söylediğinden başka bir şeye inanır mı demiş ve devam edeceğimizi söylemiştik.

Yine bir kuralında Goebbels ne diyordu; “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım”

Evet günümüz Türkiye’sinde durum bundan daha güzel açıklanamaz. AKP’nin iktidara geldiğinde yaptığı ilk icraatı kendisine destek veren medyanın yanına yenilerini de ilave edip güya çok kanallı olan medyayı tek ses haline getirmeye çalıştı. Bunda da çok başarılı oldu. Aralarına kara kedi girinceye kadar Gülen cemaatinim sahip olduğu gazete ve tv. kanallarıyla beraber merkez medya olarak bilinen ve olaylara az da olsa tarafsız olarak bakan gazete ve tv.leri devletin gücü de kullanılarak kendi sesinin borazanı hale getirdi. Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil gibi muhalif gür sesler medya patronları tehdit edilerek gazetelerinden kovuldu. Alo Fatih olayları patlak verdi. Aydın Doğan’ın üzerine maliye müfettişlerinin nasıl gittiğini ve daha sonra yargıdan dönen astronomik vergi cezalarının nasıl kesildiğini hatırlayınız. Günümüz Türkiye medyası ne yazık ki bu durumda. Geriye az da olsa tüm baskılara rağmen onurunu koruyarak görevlerini yapmaya çalışan gazeteler, tv. kanalları var ama onların sesi de imkansızlıklar nedeniyle gür çıkmıyor.

Bu durumda muhalefetin sesi halka nasıl duyurulacak? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gördük, Tayyip Erdoğan’a aynı anda onlarca kanal saatlerce zaman ayırırken muhalefet adaylarına bir kaç kanal birkaç dakikayla zaman ayırdı. Dolayısıyla muhalefetin sesi televizyon kanallarıyla, gazeteler ile halka ulaşmıyor.

İnternet derseniz zaten araştırmada da belirtildiği gibi halkın 2/3’ü internete girmiyor. Obama’nın ilk seçim kampanyasında olduğu gibi internet aracılığıyla halka ulaşmak da çok sağlıklı görünmüyor.

Kısacası muhalefetin teknolojiyi kullanarak teknoloji yoksunu halka ulaşması mümkün görünmüyor. Geriye tek bir yol kalıyor; Başta CHP olmak üzere MHP ve diğer partiler bütün meydanlara inecekler. En küçük örgütünden partinin başına kadar olan herkes ayaklarına çizmeleri geçirip yollara düşecekler. Buldukları her meydanda, kahvehanelerde, toplantılarda, halkla yüz yüze gelecekler. CHP’nin seçim sandığı bazında örgütlendiğini biliyorum. Seçim sandığında şimdiden yetkilendirilmiş ve görevlendirilmiş olanlar seçim bölgelerinde çalmadıkları kapı bırakmamaları gerekiyor.

Haziran ayında Türkiye için çok kritik bir seçim var, ya parlamenter sitem korunacak ya da hukuken olmasa da fiiliyatta devam eden başkanlık sistemine geçilecek. Fiiliyatta ta gördüğümüz gibi başkanlık sistemi padihşahlıktan başka bir şey değil ve tek adam hakimiyetinin Türkiye’yi ne gibi açmazların içine soktuğunu, hukukun nasıl katledildiğini yaşayarak görüyoruz.

CHP lideri Kılıçdaroğlu görevi devraldığından bu yana ayağına çizmeleri geçirip her yeri dolaşacağını söylüyordu ama şimdiye kadar bunu pek göremedik. Herkes yeni bir Gandi gibi hareket etmesini beklerken bunu yapmadı. Haziran seçimlerine kadar 5 ay gibi kısa bir süre var. Kılıçdaroğlu gerçek bir liderse 5 ay gibi bu kısa süre için eğer tüm örgütünü ayağa kaldırıp çalmadık kapı, ulaşılmadık insan bırakmaması gerekiyor. Aynı durum Devlet Bahçeli ve diğer partiler için de geçerli.

Birkaç gün önce ziyaret ettiğim bir küçük beldede zamanımın kısıtlı olması nedeniyle ayaküstü girdiğim bir küçük kahvehanede dışarıdaki dondurucu soğuğa rağmen etrafında toplandıkları sobanın etrafında sohbet eden yaşları başları yerindeki herkese Türkiye’nin durumunu sorduğumda hepsi koro halinde hırsızlıkları ve çözüm sürecindeki korkularını dile getirdiler. Onlarca kişi arasında bir tek çatlak ses bile çıkmadı. Anlayacağınız tüm yandaş medyaya rağmen halk durumun farkında. CHP ve MHP’nin onlara çaresiz olmadıklarını, kendilerinin alternatif olarak varlıklarını göstermeleri gerekiyor.

CHP ve Kılıçdaroğlu bunu yapabilir mi? Bu soruyu sorunca aklıma hep çok önceleri dinlediğim şu hikaye gelir, Özetleyerek anlatayım.

Arabistan çöllerinde bir kervan sahibi kervanını haramilerden koruyacak közü pek adamlar arar. Derken bir genç çıkıp gelir ve derki; ben tek başıma kervanı herkesten korurum, beni işe alırsan başka kimseyi almana gerek yok, ben bütün düşmanlara yeterim. Kervan sahibi bu gözü pek gence güvenir ve işe alır. Birkaç gün sonra yola çıkılır ve çölün ortalarında haramilerin baskınına uğrayan kervan talan edilmeye başlamasına rağmen bizim gözü pek delikanlı olayı seyretmeye başlar. Kervan sahibi de hani tek başına koruyacaktın, neden onlarla mücadele etmiyorsun diye çıkışır. Delikanlı da size söylemeyi unuttum, onlarla dövüşebilmem için benim iyice kızmam gerekir der. En sonunda haramilerin kötülükleri, kervandaki diğerlerinin öldürülmesi sonucunda iyice kızan delikanlı hepsini yere serer ama kervandaki tüm mallar hasara uğrar ve arkadaşlarının çoğu ölmüştür.

Bir tarafta ak-lanmaya çalışılan rüşvet ve yolsuzluklar, diğer taraftan terör örgütünün esir aldığı bir iktidar partisi bizi çöl ortasında baskına uğramış kervanı hatırlatıyor. Ülke bölünmeden, devam eden talandan kurtarmak için ülkeyi kuran ve çağdaş değerleri bu coğrafyaya taşıyan CHP’nin hikayedeki delikanlı gibi sonuna kadar bekleyip kızmasını bekleyecek olursak geriye enkaz yığını bir ülke kalmış olacak. Bunun için birilerinin iyice kızıp müdahalesini beklemeden herkesin çizmelerini ayağına geçirip ülkeyi karış karış dolaşarak haramilerden kurtarmanın yollarını bulmalıyız.

Yorumlar

yorum