DİĞERLERİ

Gerilim filmleri vardır. Sonunda canlı sandıklarımızın ölü – hayalet, ruh, peri gibi şeyler sandıklarımızın ise aslında canlı olduklarını fark edip şaşırdığımız.   “Diğerleri” de böyle film. Öğrencilik yıllarımda izlemiştim. Detaya girmeden filmden kısaca bahsetmek gerekirse, kasvetli – karanlık bir köşkte yaşayan insanların ve o insanların var olduğunu düşündükleri hayaletlerin gerilimli macerasını anlatan ve sonunda da […]

DİĞERLERİ

Melih Bağcı

Gerilim filmleri vardır. Sonunda canlı sandıklarımızın ölü – hayalet, ruh, peri gibi şeyler sandıklarımızın ise aslında canlı olduklarını fark edip şaşırdığımız.

 

“Diğerleri” de böyle film. Öğrencilik yıllarımda izlemiştim. Detaya girmeden filmden kısaca bahsetmek gerekirse, kasvetli – karanlık bir köşkte yaşayan insanların ve o insanların var olduğunu düşündükleri hayaletlerin gerilimli macerasını anlatan ve sonunda da “Yaşayanların ölü, ölülerin ise asıl yaşanlar” olduğunu anladığımız bir film.

 

Hafta başından bu yana Türkiye bu filmin başka bir versiyonunu seyreder gibi.  Bu durumu izah edebilmek için önce Salı Gecesi Meclis Genel Kurulu’ nda yapılan oylamadan başlamalıyız.

 

O gece haklarındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle Yüce Divan’ da yargılanmaları istenen Dört Bakan’ ın durumu oylandı. Bildiğiniz gibi Meclis Araştırma Komisyonu yargılanma yolunu kapamış ve durum Meclis Genel Kurulu’ na gelmişti. Genel kanı, aklanacakları yönündeydi. Öyle de oldu. AKP hatırı sayılır miktarda fire vermişti ama bu da bakanların Yüce Divan’ a gitmesini sağlamadı. Ortaya çıkan rakamsal tabloya baktığımız da söz konusu bakanlar aklandılar ve yaşıyorlar. Ancak, sadece nefes alıyorlar. Çok yalnızlar.

bakanlar

Oysa Hayat;

 

  • Adalet demek,

 

  • Dürüstlük demek,

 

  • Dostluk demek,

 

  • Cesaret demek,

 

  • Onur demek,

 

  • Barış demek,

 

  • Emek demek,

 

  • Sevgi – saygı demek.

 

Peki,

 

  • Aklananlar bahsettiğim kavramların neresindeler?

 

  • Hiçbir yerinde değiller.

 

—              Onlar yaşıyorlar mı?

 

  • Biyolojik olarak “Evet” ama gerçek anlamda süregiden Hayat’ ın içinde değiller.

 

  • Sadece onlar mı?

 

  • Elbette Hayır! Onları, aklayarak bu hayatın dışına itenler de, onlarla birlikteler.

 

Dönelim oylamanın bir gün öncesine. Pazartesi’ ye.

 

Beyaz bereli bir katilin yolun ortasın vurduğu, “Yırtık Ayakkabılı Bir Gazeteci” anıldı ölüm yıldönümünde. Binlerce beyaz yakalı yürüyordu İstanbul’ da Hrant Dink için. Öleli Sekiz yıl olmuştu ama hala ne kadar canlıydı ve hala düşünüyordu o kalabalığın arasında. Aslında O’ da tıpkı “Diğerleri” gibi yaşıyordu bir türlü kabuk tutmayan memleket yarasında.

 

Ve oylamanın bir gün sonrası. Çarşamba.

 

Bir gün öncenin aklamacıları meclisten çıkıp adliye koridorlarındaydı. Ali İsmail Korkmaz bir kez daha dövülerek öldürüldü duruşma salonunda. Ama mesele bu kadar basit değildi. Nasıl ki, komik cezalarla aklanan katiller daha da çok itildilerse yaşamının dışına, Anası bir kez daha doğurdu Ali İsmail’ i hemen Adliye’ nin Kapısı’ nda.

 

Ve yarın. 24 OCAK.

ugur-mumcu

22 yıl olacak. Bir keskin kalemi, bir kırık gözlüğü, yürekli yiğitlere armağan bırakıp gideli Uğur Mumcu. O’ nun da “Diğerleri” gibi hala yaşadığı kendi sözünden belli değil mi?      “Kimi ölüler bize ne kadar yakın ve yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü.”

 

Hemen yanı başımızda yaşayan, gülümseyen, düşünen ölüleri yazmaya sayfalar yetmez ve yine hemen yanı başımızda dolanan yaşayan ölüleri ise yazmaya değmez.

 

Haksızca aklananlara öfkelendik, belki daha da öfkeleneceğiz. Yitirdiklerimize üzüldük, belki yarın daha da çok üzüleceğiz. Ancak, nasıl ki, Egemenlerin ölüleri bağışladığı günleri yaşıyorsak, adaletsizlikleri bağışlamayanların, Hayat’ ı Egemen kılacağı günleri de göreceğiz.

 

 

Melih Bağcı

21.01.2015

 

 

Yorumlar

yorum