SYRIZA ZAFERİ ve TÜRKİYE SOLU -2-

  Dünkü yazımda özetle; Yunanistan’ da ortaya çıkan seçim sonuçlarını değerlendirmiş ve Avrupa’ da Kapitalizm’ in bir krize girdiğinin ve seçim sonuçlarının bu krizin sonucunda oluşan toplumsal algılarla ortaya çıktığının altını çizmiştim. Ayrıca Türkiye’ de de, Antidemokratik, sert koşullar yaratarak hüküm süren kapitalizmin oluşum şartlarının Yunanistan Seçimleri ile ortaya çıkan tablonun sebeplerinden farklılık gösterdiğini ve […]

SYRIZA ZAFERİ ve TÜRKİYE SOLU -2-

Melih Bağcı

 

Dünkü yazımda özetle; Yunanistan’ da ortaya çıkan seçim sonuçlarını değerlendirmiş ve Avrupa’ da Kapitalizm’ in bir krize girdiğinin ve seçim sonuçlarının bu krizin sonucunda oluşan toplumsal algılarla ortaya çıktığının altını çizmiştim. Ayrıca Türkiye’ de de, Antidemokratik, sert koşullar yaratarak hüküm süren kapitalizmin oluşum şartlarının Yunanistan Seçimleri ile ortaya çıkan tablonun sebeplerinden farklılık gösterdiğini ve toplum üzerindeki etkisinin farklı enstrümanlar kullanılarak nispeten kırıldığını ifade etmiştim.

 

Bugünkü yazımda ise Sol’ un, Türkiye’ nin içinde bulunduğu koşullar ekseninde Yunanistan Seçimlerini de referans alarak nasıl bir tutum içinde olması gerektiğini değerlendirmek istiyorum.

 

Elbette Türkiye ve Yunanistan’ ın şartları aynı değil. Her iki ülke ve halklarının, hem kültürel ve kimliksel yapısını, hem de Doğu ve Batı’ yla uyumluluklarını karşılaştırdığımızda çok önemli farklılıklar göreceğiz. Ancak, biz bu farklılıkların detayına girmeden Türkiye Solu üzerinden değerlendirmemizi yapalım.

syriza

Bu değerlendirmeyi yaparken de; Öncelikle Türkiye’ nin, bugün Dünya’ nın Kriz Merkezi haline gelmiş, en kanlı paylaşım savaşlarının, en katı ve vicdansız şartlarda yapıldığı Ortadoğu Coğrafyası’ nın dibinde, hatta mevcut siyasi iktidarın bir takım gereksiz tutumları ile fiziki olmasa da siyasi olarak bu coğrafyanın içinde olduğunu söylemeliyiz.

 

Ortadoğu’ da süre gelen savaşın en büyük silahı ise bölgede yaşayan halkların etnik ve dinsel kimliklerinin farklılıkları üzerinden geliştirilen nefrete dayalı ayrıştırıcı politikalar.

 

Elbette, Türkiye’ nin de nispeten aktörü olduğu, böyle bir siyasi iklimden etkilenmemesi mümkün değil.

 

Bu değerlendirmeleri yaptıktan ve SYRIZA’ nın kazandığı seçimin nedenlerine baktıktan sonra Türkiye Sol Siyaseti’ nin çözmesi, daha doğru bir ifade ile çözümü için bir şeyler söylemesi gereken iki önemli nokta var.

 

  1. Uygulanan, mevcut ekonomik modele bağlı artan eşitsizlikler.
  2. Her alanda barışı sekteye uğratan Kimlik Siyaseti’ nin bertaraf edilmesi için geliştirilecek yeni siyaset anlayışı.

 

Kısaca bu iki temel noktaya değinmek istiyorum.

 

  1. Mevcut haliyle ekonomimiz sürekli tüketimin canlı tutulduğu, hatta tüketim alanlarının bizzat devlet tarafından finanse edilerek ayakta tutulduğu bir hal aldı. Hal böyle olunca sınıflar arası makas açıldı ve daralan orta sınıf sistemin en büyük para kaynağı haline geldi. Sol bu noktada; bu anlayışın devam etmesi halinde tıkanacağını, fakat bu tıkanmanın öngörüsünün yapıldığını ve toplumun zarar görmeden bu tıkanıklıktan çıkarılacağını alternatif bir iktisat modeli ile sunmalı. Bu model kısa vadeli bir çözüm paketi değil, Türkiye’ nin kendi özgül şartlarına dönük yeni bir makro ekonomik sistemin işareti olmalı.

 

  1. Uzunca bir zamandır, özellikle Ortadoğu’ ya dönük dış politik söylemlerde ve bunun yanında iç siyasete dönük söylemlerde de gördüğümüz önemli bir nokta daha var. Bu da toplumda var olan ve çeşitlilik gösteren kimlikler üzerinden bizzat devlet tarafından güçlendirilen ve yüksek sesle dile getirilen ayrıştırıcı-ötekileştirici bir siyaset anlayışı. Bu anlayış zaman ve şartlara göre değişkenlik göstererek zaman zaman kendi içinde bir tutarsızlık sergilese de hala toplumda önemli ölçüde bir karşılık buluyor. Türkiye Solu’ nun aşması gereken ikinci önemli ve büyük problem bu. Ancak zaman zaman görüyoruz ki Sol adına siyaset yapanlar bırakın bu sorunu aşmayı, bu sorunla bir yumak olup siyaset üretmeye çalışıyor.  Türkiye Solu acilen bu hastalıktan kurtulup toplumsal barışın önün açan ve bir arada yaşama kültürünü geliştiren somut adımlar atmalı.

 

 

–          Yukarıda söz ettiğim her iki alanda da geniş kitlelerin bir değişim ve gelişim talebi olduğu açık.

–          Bu talep yeterli düzeyde mi derseniz?

–          Cevap vermek zor. Yeterli düzeyde de olmayabilir.

–          Ancak, etkin ve demokratik bir siyasetle, bu talep olması gereken düzeye getirilebilir.

 

Yaptığımız bu değerlendirmeler ışığında, CHP, HDP ve Birleşik Haziran Hareketi’ nin Türkiye’ de gelişebilecek süreçlerin lokomotifi olabilecek üç örgütlü ve önemli yapı olduklarını düşünüyorum. Cuma Günü yazımın üçüncü ve son bölümünde de bu konuyu değerlendireceğim.

 

 

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle