YUNANİSTAN SEÇİMLERİNİ TÜRKİYE NASIL OKUMALI?

Avrupa kıtasında yeni bir şeyler oluyor. Kömür Çelik Topluluğu ile başlayıp bugünkü adıyla Avrupa Birliği’ne evrilen süreç Türkiye üniversitelerinde de ders olarak okutulur. Avrupa vatandaşlığı, bölgesel vatandaşlık gibi kavramlar bu alanın meraklılarınca sıkça karşılaşılan kavramlardır. Milattan önceye gittiğimizde Yunanistan’ın site devletleri karşımıza çıkar.Polis diye adlandırılan bu kentlerde yaşam ortaklığı ve kent yönetimi belirli kurallar eşliğinde […]

YUNANİSTAN SEÇİMLERİNİ TÜRKİYE NASIL OKUMALI?

İlker EKİCİAvrupa kıtasında yeni bir şeyler oluyor. Kömür Çelik Topluluğu ile başlayıp bugünkü adıyla Avrupa Birliği’ne evrilen süreç Türkiye üniversitelerinde de ders olarak okutulur. Avrupa vatandaşlığı, bölgesel vatandaşlık gibi kavramlar bu alanın meraklılarınca sıkça karşılaşılan kavramlardır.

Milattan önceye gittiğimizde Yunanistan’ın site devletleri karşımıza çıkar.Polis diye adlandırılan bu kentlerde yaşam ortaklığı ve kent yönetimi belirli kurallar eşliğinde inşa edilir. Bu yüzdendir ki kurallarla haşır neşir olan Yunanistan coğrafyası büyük düşünürleri bünyesinden çıkarmıştır. Aristotales, Platon, Sokrates bunlardan sadece bazıları.

Avrupa’nın düşünsel evrimi tarih boyunca süregelmiştir. Özellikle Ortaçağ sürecinde kesintiye uğrayan ve kilisenin egemenliğini hakim kıldığı, kilise otoritesi için dünyaya Haçlı seferleri ilan etmesiyle sonuçlanan sürece noktayı koyan ise Rönesans hareketleri sonucu Aydınlanma devriminin yaşanmasıdır. Avrupa aydınlanması, günümüzdeki aydın figüründen uzak, kültürel ben merkezci bir yapı taşısa da ideoloijk duruşları ihraç etmeyi de başarmıştır. Özellikle Fransız Devrimi bunun en bilinen örneğidir.

21.yüzyıla geldiğimizde artık birlik kültürüyle yaşayan Avrupa, ortak vatandaşlık olgusunu öne çıkarmış ve Avrupa ulusları için bir üst kimlik yaratmıştır. Avrupalılık olarak telaffuz edebileceğimiz bu kavramlaştırma özellikle Almanya ve Fransa aracılığıyla tartışmasız bir şekilde korunmaya çalışılmıştır. Almanya’da Angela Merkel yönetimi çok kültürlülük gibi söylemlerle yeni bir dil geliştirmeye çalışsa da Avrupa’nın göç alması, çekici hale gelmesi bu topraklara gelen insanların ortak kimliğe sahip olamadan kendi değer yargılarını taviz vermeden savunması Avrupa’yı sosyolojik bir bunalıma sokmuştur.

Bu sosyolojik bunalım, Avrupa’nın çevre ülkeleri diye tarif edebileceğimiz eski Yugoslav ülkeleri ve Baltık ülkelerini ekonomik anlamda sıkıntıya sokmuştur. Avrupa içi serbest dolaşım hakkının ortaya çıkışı ile Avrupa merkezine yaşanan bu gibi ülkelerden göç yönetilememiş ve mali dengeler bozulmuştur. İşte borç ödeyemez hale gelen Yunanistan’da dün yapılan seçimlerde Syriza’nın galibiyeti ekonomik temelli bir okumaya ihtiyaç duyar.

Syriza, radikal sosyalist bir parti olarak 2012 yılı seçimlerinde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde gösterdiği performansla aslında bugün için ipuçları veriyordu. Kemer sıkmayacağız, çünkü kemerimizde delik kalmadı diyerek ekonomik esarete dikkat çeken Syriza, özellikle Angela Merkel’in Yunanistan’ın hamisi gibi gösterilmesini kabul edemiyordu. Syriza için Avrupa kültürü önemliydi, fakat Avrupa Birliği için aynı önem taşınmıyordu. Avrupa Birliği politikalarının Yunan halkını esir konumuna düşürdüğünü her fırsatta dile getiren Syriza’nın yürüyüşü halkta da karşılığını buldu ve sonuçta zafer geldi.

Şimdi Yunanistan’da konuşulan ana konu, bankaların Syriza’ya karşı takınacağı tavrın ve alacağı pozisyonun ne olacağı. Bizden önceki anlaşmaları tanımıyoruz, Avrodan çıkmayacağız söylemlerinden, özel sektörün borçlarını öderiz ama Avro bölgesi devlet borçlarını müzakere ederiz söylemine dönen Syriza bu konuda Batı Almanya’nın borçlarının silindiği 1953 Londra antlaşmasını referans alıyor. Syriza kendi içerisinde de radikal komünistlerin tavırlarını yumuşatmak zorunda.

Türkiye açısından bakıldığında ise biraz odak noktasından uzaklaşalım.

Artık Türkiye, batıda Syriza ile güneyde Işid’le, kuzeyde Putin doğuda İran’la komşu bir ülke. Ve tam anlamıyla bir dehşet dengesi ülkesi. Ekonomideki radikal söylemlerin Syriza’yı iktidara taşıdığı ortadayken, Türkiye’de hala statik ve merkezil bir siyaset dizaynı mevcut. Oysa bu denge halktan ve halkçılıktan yana bozulabilir. Sol Türkiye’de bir fırsat yakalamıştır.Balkanlardan gelen sol hava dalgası bizi de içine alabilir. Bu nasıl mı olur?

Syriza’nın zaferine ilişkin tek bir hatırlatma yapalım:

Syriza’nın hiçbir milletvekili sağdan transfer değil hepsi öz be öz örgüt emekçisidir.

Yorumlar

yorum