GERÇEK GÜNDEM YİNE GÖZDEN KAÇIRILIYOR

  Diktatörlük bir insanın herkese hükmedeceğine inanması değil, herkesin bir kişinin kendilerine hükmedeceğine inanmasıdır. Sevgili Mustafa Balbay’ın birçok kez dile getirdiği bu diktatörlük tanımına sanırım itiraz eden çıkmayacaktır. Zira yaşadıklarımız bu tanımlamayı doğru çıkaracak örneklerle dolu. Günümüz Türkiye’sinde bir kişinin dün dediğine doğru deyip de aynı kişinin bugün tam tersini söyleyip yine herkesin bu kez […]

GERÇEK GÜNDEM YİNE GÖZDEN KAÇIRILIYOR

 

Tamer KAYIKÇI

Diktatörlük bir insanın herkese hükmedeceğine inanması değil, herkesin bir kişinin kendilerine hükmedeceğine inanmasıdır.

Sevgili Mustafa Balbay’ın birçok kez dile getirdiği bu diktatörlük tanımına sanırım itiraz eden çıkmayacaktır. Zira yaşadıklarımız bu tanımlamayı doğru çıkaracak örneklerle dolu. Günümüz Türkiye’sinde bir kişinin dün dediğine doğru deyip de aynı kişinin bugün tam tersini söyleyip yine herkesin bu kez o kişinin son söylediğine doğru demesi günümüzün sıradan olayı haline geldi.

Padişah patlıcandan yapılan yemekleri övüp duruyormuş, patlıcan işte şöyledir, böyledir, çok güzeldir diyormuş. Yanındaki dalkavuk da durmadan çok aklısınız efendim deyip onaylıyormuş padişahını. Zamanla padişahın damak zevki değişmiş, beğenmez olmuş patlıcanı. Acıdır, kötüdür demeye başlamış. Yanındaki dalkavuk yine padişahını onaylamış. Padişah da dayanamamış sormuş dalkavuğa; dün iyi derken onaylıyordun bugün kötülerken yine onaylıyorsun. Ne biçin adamsın sen demiş. Dalkavuk da “ne yapayım efendimiz ben patlıcanın değil sizin dalkavuğunuzum” demiş.

Fakat bugün toplumumuzda gördüğümüz olay dalkavukluktan öte bir şey. Toplumun önemli bir kesimi gördüğü yanlışlara, yalanlara, dolanlara, pisliklere rağmen onları yapanlara hala sempati ile bakmaları, onlar ne yaparsa doğru yapar gibi kör bir inanışa sahip olmalarıdır asıl büyük sorun.

İnançlarla hareket edip yapılanları sorgulamayan bir toplumdan da başka bir şey bekleyemezsiniz.

Haziran ayında yapılacak genel seçimlerin Tayyip Erdoğan’ın başkanlık dayatmasını onaylayıp onaylamama arasında geçeceği şimdiden belli oldu.

Bir insan bu ülkeye 12 yıl başbakanlık yapıp ondan sonra da cumhurbaşkanlığına geçince mevcut parlamenter sistem çatışmalara neden oluyor, onun için başkanlık sistemine geçilmesi gerekir demesi hangi mantıkla açıklanır çok merak ediyorum.

Kendisinin televizyon ekranlarında, teşekkür bahanesiyle çıktığı seçim turlarında tarafsız kalacağına dair şerefi üzerine ettiği yemine rağmen başta CHP olmak üzere muhalefet partilerine çatması ve başkanlık sistemi gelirse ekonominin tıkır tıkır çalışacağını, her şeyin rayına gireceğini söylemesi aslında kendisinin başbakanlık yaptığı süre de dahil olmak üzere hiçbir şeyin doğru gitmediğinin de kendisi tarafından itiraf edilmesidir.

Üstelik bu 12 yılın son 7 yılını oraya gönderirken kardeşim dediği Abdullah Gül’ün AKP tarafından kendisine gönderilen hiçbir şeyi geri çevirmemesine, kendileri açısından her şeyin tıkır tıkır işlemesine rağmen!

Şimdi Tayyip Erdoğan’ın çalışmalarda ikilik ortaya çıkacak demesi ne kadar gerçeklere dayalı bir söylem?

Bunu kendisinin doğrudan halk tarafından seçildiğine dayanarak söylüyorsa kendinden öncekilerin meclis çoğunluğu ile seçilmesiyle kendisinin arasında yetki olarak hiçbir fark yok. İşin daha tuhaf yanı ise kendisi doğrudan seçilirken yüzde 50 gibi bir oy alırken kendinden öncekiler mecliste çok daha yüksek oranlarda halkı temsil eden milletvekillerin oylarıyla oraya gelmişlerdir.

Bugün dünyada birkaç ülke hariç çoğunluk parlamenter sistemi, başbakanlığın yetkilerinin ağır bastığı sistemi koruyarak devam etmektedir. Almanya, İtalya, Yunanistan ile Türkiye arasında aynı sistem var. Bugün hiç bu ülkelerde başkanlık sistemine geçilsin dendiğini duydunuz mu? İngiltere, ispanya, Hollanda, İsveç gibi ülkeler her ne kadar monarşik bir yapıya sahip olsalar da parlamenter sistemin hakimiyeti tartışılmaz. Siz hiç bu ülkelerdi kralların benim yetkilerim az, bana daha çok yetki verin dediklerini duydunuz mu? Aksine buralarda demokrasi parlamenter sistemin günden güne daha da oturması sayesinde daha işler hale gelmiştir.

Çağdaş bir toplum yaratmış ABD’de başkanlık sistemi meclis ve yargının sıkı denetimi altındadır ve her an başkan buralara hesap verir konumundadır. Oysa demokrasinin emekleme aşamasındaki Rusya’da başkanlık sistemi sayesinde Putin bugün tüm dünyada diktatör olarak anılmakta.

Siz günümüz Türkiye’sinde tüm meclisin yetkilerinin tek bir kişinin elinde toplanması ve yargının da siyasetin emrine girdiğinin ayyuka çıkmasından sonra yürütme, yargı ve yasamanın tek bir kişide vücut bulmasından demokrasinin geleceğine mi inanıyorsunuz yoksa bırakın demokrasiyi Osmanlı padişahlarında olmayan yetkilerle yöneteceği bu ülkede zaten fiili olarak var olan diktatörlüğün resmiyet kazanacağının farkında değil misiniz?

Recep Tayyip Erdoğan açık seçik bu yetkiyi istiyor. Kendi egosunu tatmin için ülkenin gireceği karanlık kendisi için pek önemli değil. Yeter ki kendi zevki tatmin edilsin. Etrafta bu kadar dalkavuk, vurdumduymaz yığınlar varken de ne yazık ki bu istemler dikkate alınıyor ve ülkemin gerçek gündemi yine göz önünden kaçırılıyor. Bu tarafta başkanlık sistemi gelsin mi gelmesin mi tartışılırken diğer tarafta ülkenin her tarafı sermayeye peşkeş çekilmiş, işsizlik ve yoksulluk almış başını gitmiş, bölücü terör örgütü kendi yasalarını koyup uygulamaya geçmiş kimsenin umurunda değil. Yeter ki Tayyip Erdoğan’ın gönlü hoş olsun!

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum