HAKAN FİDAN VE ANAYASA SORUNU

Hakan Fidan’ ın MİT Müsteşarlığı’ ndan istifa edip, AKP’ den Milletvekili aday adayı olduğunda durumun bir sorun olduğunu 13 Şubat’ ta yazmıştım. Sorunu değerlendirirken de, meselenin O’ nun şahsından çıkartılıp genel olarak siyasete girmek isteyen bürokratlara odaklanarak değerlendirilmesi gerektiğini söylemiştim. Şimdi Hakan Fidan, AKP Milletvekili Aday Adaylığı’ ndan istifa edip, yeniden MİT Müsteşarı yapıldı. Bu […]

HAKAN FİDAN VE ANAYASA SORUNU

Melih BağcıHakan Fidan’ ın MİT Müsteşarlığı’ ndan istifa edip, AKP’ den Milletvekili aday adayı olduğunda durumun bir sorun olduğunu 13 Şubat’ ta yazmıştım. Sorunu değerlendirirken de, meselenin O’ nun şahsından çıkartılıp genel olarak siyasete girmek isteyen bürokratlara odaklanarak değerlendirilmesi gerektiğini söylemiştim.

Şimdi Hakan Fidan, AKP Milletvekili Aday Adaylığı’ ndan istifa edip, yeniden MİT Müsteşarı yapıldı. Bu da yeni bir sorun.

Fidan’ ın eski görevine dönmesinin ardından Ömer Faruk Eminağaoğlu, Sabih Kanadoğlu gibi hukukçular konunun hukuk tekniği açısından anayasaya aykırı olduğunu açıkladılar. CHP Milletvekili Mahmut Tanal da, Hakan Fidan’ ın yeniden MİT Müsteşarı olarak atanması için alınan Bakan Kurulu kararının iptali için Danıştay’ a dava açtığını söyledi. Bütün bu açıklamalar ve ortaya konan yaklaşımlar sadece meselenin hukuksal boyutuna getirilen yorumlarla ilişkili. Oysa meselenin siyasi ve idari boyutu çok daha önemli.

—Neden daha önemli?

Nedenin açıklayabilmemiz için önce şu tespiti yapmalıyız. Türkiye’ de Anayasa uzunca bir süredir askıya alındığı için bu meseleyi anayasaya aykırılık noktasından hukuk tekniği ile değerlendirmek çok önem arz etmez. Türkiye, Başbakanlıktan istifa etmeden Cumhurbaşkanı olan birinin, birkaç gün boyunca her iki görevi de resmen, uzunca bir süredir de fiilen sürdürmesini dahi anayasanın herhangi bir yerine koyamadı. O yüzden bu konu bu noktadan tartışılmamalı.

Fidan’ ın MİT’ e geri dönmesi birkaç farklı açıdan değerlendirilmeli ve bunun Otoriter “Tek Adam” rejiminin kurumsallaşması için bir strateji olduğu ve adım adım uygulandığı üzerine düşünülmeli.

Meseleyi önce “Çözüm Süreci” açısından değerlendirelim. Oslo görüşmelerinden başlayarak süregelen bu süreçte Hakan Fidan çok önemli roller oynadı. AKP açısından bakıldığında, O’ nu tekrar MİT’ de değerlendirmek ve siyasetin dışında tutarak ona bu misyonu yüklemek tutarlı ve doğru olabilir. Ancak, sürecin olumsuzlukla tamamlanması durumunda Tayip Erdoğan ve AKP’ nin kendi siyasal kimliği dışında bir sorumlu bulması gerekecek ve bu sorumlu için de AKP ile siyasal anlamda resmi bağı olmayan bir Hakan Fidan en ideal isim. Hem sürecin devamı için, hem de olası olumsuzluklarda bedel ödemek için son derece kullanışlı.

Fidan’ ın aday adayı olması, AKP Bürokratları’ nın siyasete hücum edip, demokratik siyaset kanallarını tıkayarak bürokratik bir oligarşinin hazırlayıcısı oldukları gerçeğinin üzerini örtmüştü. Mesele Fidan’ ın şahsı ve O’ nun devlet içinde yüklendiği sorumluluklar zemininde tartışıldı. Asıl gerçek tartışılmadan listelerde yer alacaklar önemli ölçüde belirlenmiştir diye düşünüyorum.

En önemli nokta ise Tayip Erdoğan’ ın AKP, Davutoğlu ve Hakan Fidan’ a verdiği ayardır. Daha doğru bir ifade ile ayar verdiği kanısını topluma aşılamaya çalışması ve kendi tebaası olan kitleleri de buna inandırmasıdır.

İşte tam da bu noktada bu ayar verme iradesi; bir devlet yönetme düsturu ve anayasayı delmede – uygulamamada bir keyfiyet hakkını kendinde hak görme anlayışının somut bir örneğidir.

Bu anlayış; otoriter rejim yanlısı bir liderin, kendi doğruları dışında başka hiçbir doğruyu kabul etmeyeceğinin beyanıdır ve bu beyanı verirken de devletin en üst kademelerinde ki yöneticileri dahi istediği gibi kullandığının göstergesidir.

Sonuçta tüm anlattıklarımız Türkiye’ nin gerçeğidir ve yaşanmaktadır. Ancak, öyle görülüyor ki Türkiye, anayasanın işlerliğini yitirdiği bir ülke haline gelmiştir. Çokça dillendirilen “Bu, darbe anayasasıdır, Yeni Sivil Demokratik bir anayasaya ihtiyaç vardır” sözü de bu yaklaşımla anlamını yitirmiştir. Muhteviyatı ya da demokrasiye ve özgürlüklere bakış açısı ne olursa olsun yapılacak olan yeni anayasanın, her koşulda uygulanabilirliğinin Tayip Erdoğan’ ın keyfiyetine bağlı bir anayasa olacağı Hakan Fidan’ ın pinpon topu gibi bir oraya bir buraya atılmasından anlaşılmaktadır.

Bu gerçekler toplumun demokrasi ve özgür birey olma talebiyle orantılı olarak değişecektir. Bu değişimi desteklemek için Kemal Tahir’ in şu sözünün hatırlatmalıyız. “Değişmez kabul ettiğimiz gerçeklerin yanında, karşısında, önünde, arkasında başka gerçeklerin de olabileceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.”

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

yorum