AŞIKLIK GELENEĞİ

Geçen hafta Aşık Veysel’in Hakka yürüyüşünün 42.yıldönümü idi. Büyük aşığı anma etkinlikleri  oldu.Bizde bundan dolayı bu haftaki yazımızı ülkemizdeki aşıklık geleneği üzerine yapacağız.Aşıklık ülkemizde çok yaygındır.Ayrıca ülkemiz çok  büyük aşıklarda yetiştirmiştir.Günümüzde de büyük aşıklar yaşamaktadır ve ileride de büyük aşıklar yetişecektir.Önce adından bahsedelim.Aşık kelimesi Aşk kelimesinden gelir.Aşk karşılıksız sevme demektir.Aşıkta karşılıksız Tanrıyı seven kimse demektir.Bu kavram günümüzde […]

AŞIKLIK GELENEĞİ

Sinan KahyaoğluGeçen hafta Aşık Veysel’in Hakka yürüyüşünün 42.yıldönümü idi. Büyük aşığı anma etkinlikleri  oldu.Bizde bundan dolayı bu haftaki yazımızı ülkemizdeki aşıklık geleneği üzerine yapacağız.Aşıklık ülkemizde çok yaygındır.Ayrıca ülkemiz çok  büyük aşıklarda yetiştirmiştir.Günümüzde de büyük aşıklar yaşamaktadır ve ileride de büyük aşıklar yetişecektir.Önce adından bahsedelim.Aşık kelimesi Aşk kelimesinden gelir.Aşk karşılıksız sevme demektir.Aşıkta karşılıksız Tanrıyı seven kimse demektir.Bu kavram günümüzde karşı cinsler arasındaki sevgiyi ifade eder olmuştur.Ama aşıklık geleneğinde karşılıksız Tanrı sevgisi anlayışı hala geçerlidir.Kökenleri konusunda çeşitli görüşler mevcuttur.Bizlerin araştırmalarına göre bu gelenek Orta Asya’daki şaman dualarına kadar gitmektedir.Aşıkların ataları  doğaçlama müzik eşliğinde dualar okuyan şamanlardır.Bunlar 11.y.y.da bağlama eşliğinde ezgiler söylemeye başlamışlardır.Bunlara da Baksı adı verilir.Ahmet Yesevi bugünkü anlamda ilk aşıktır.Yani ozandır.Bağlama eşliğinde hikmet denilen dörtlüklerini okumuş ve kadın erkek toplanarak cem olmuşlardır.Aynı yüzyıl içinde Bayındır boyunu anlatan Dede Korkut’ta  büyük aşıklarımızdandır.Onun hikayeleri ve sonunda ettiği dua bektaşi gülbanklarına çok benzemektedir.

Daha sonra 12.y.y.da Aşıkpaşa  Garipname isimli eserinde himmet türü dörtlükler kaleme almıştır.Yine onun çağdaşı  Hacı Bektaş Veli ‘de dörtlük türünde şiirler yazmıştır.14.y.y.da Abdal Musa ile Kaygusuz Abdal bu konuda biraz daha ileri gitmişlerdir.13.y.y.da ise Yunus Emre aşıklık geleneğinin doruk noktalarından olmuştur.Yunus Emre aşka Işk adını verir ve Aşığa Işık der.Yani etrafı aydınlatan ve çevredekilerin etrafını görmesini sağlayan kimse demektir.Yunus’tan sonra  bu konunun en büyük ustası olarak Şah Hatayi gelmiştir.Çok içli şiirler yazan Hatayi bugünde Alevilerin çok sevdiği bir ozandır.Hatayi’den sonra 15.y.y.da aşıklık geleneğinin doruk noktası olan Pir Sultan Abdal gelmiştir.Pir Sultan Abdal’ı  Kul Himmet takip etmiştir.Kul Himmet’ten sonra da pek çok ozan yetişmiştir.Bunlardan hatırladıklarım Gevheri,Erzurumlu Emrah,Dertli,Seyrani,Harabi,Kazak Abdal, v.d.dir.Cumhuriyet döneminde de bu gelenek aynı canlılıkla sürmüş ve bu dönemde Aşık Veysel,Ali İzzet,Davut Sulari,Daimi,Aşık Mahsuni gibi büyük ozanlar yetişmiştir.Bunlardan Aşık Veysel 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya gelmiştir.Babası Karaca,annesi ise Gülizar’dır.1901 yılında geçirdiği çicek hastalığı yüzünden iki gözünü de kaybetmiştir.Dünya gözleri kapanan ozanın gönül gözleri açılmıştır.Gönül eğlesin diye babası kendisine bir bağlama almış ve eline vermiştir.O elinde bağlaması ile sabah akşam oyalanmaya başlamıştır.Eline sazını alan ve gönül gözleri açılan Veysel bal vermeye başlamıştır.1931 yılında ünlü şair Ahmet Kudsi Tecer ve arkadaşları “Halk şairlerini koruma derneği”ni kurmuşlardır.Bu dernek ile halk şairlerinin sorunları dile getirilmeye başlanmıştır.1933 yılında Cumhuriyetin 10.yıl dönümü etkinliklerinde Aşık Veysel Atatürk için bir şiir yazmıştır.Bu şiiri onun tanınmasını sağlamıştır.1940 yılından sonra Arifiye,Hasanoğlan,Çifteler,Kastamonu,Yıldızeli ve Akpınar köy enstitülerinde saz öğretmenliği görevlerinde bulunmuştur.1954 yılında enstitülerin kapanması ile Veysel’de işsiz kalmış ve plak çalışmaları ve konserler ile geçimini sağlamaya çalışmıştır.

Fakire göre Aşık Veysel aşıklık geleneğinde  estetik felsefesini dile getiren ozandır.Güzelliğin on pare etmez şiiri bunu anlatır.Uzun ince bir yoldayım şiiri ile de antikçağın filozofu Heraklit’in diyalektik felsefesini dile getirmiştir.Benim sadık yarim kara topraktır ile de  günümüzün çevrecilerinin felsefesini dile getirmiştir.Kızılderili şefi Seatle’nin Amerika başkanına yazdığı mektuptaki fikirler ile  Benim sadık yarim kara topraktır şiirindeki fikirler aynıdır.

Kendisine gözlerinin ameliyatla açılması teklif edildiğinde “Ben kendime yeni bir dünya kurdum.Gözlerimi açıp bu dünyamı yıkmak istemiyorum” demiştir.O büyük ozan kendi gönül dünyasında yaşadı ve o dünya içinde Hakka yürüdü.Yukarıdaki şiirleri hala günümüzde zevkle çalınıp dinlenilmektedir.21.Mart.1973 tarihinde bir Nevruz bayramında bir yıldız gibi bu dünyadan Hakka uçtu.Ruhu şahendesi şad olsun.

Halk şiirinde hece vezni kullanılır. Şiirler genellikle iki tür vezinle yazılır.Hızlı çalınıp söylenen eserler yedi heceli şiirlerdir.Bağlamaya uyup ağır ve söylenen şiirler ise onbir heceli şiirlerdir.Her ozan hem yedili,hem onbirli şiirler yazmışlardır. Nacizane fakirde de biraz aşıklık bulaşıklığı vardır.Sizlere bir şiirimi yazıyorum.Saygılarımla.

 

Ummanı bilen kadreyi bilmeli                               İrfan mektebinde talebe isen

İşin özü sözü kuralı böyle                                      Şu emare nefse galebe isen

İrfan makamına daim ermeli                                  Hak’kın huzurda da darda ise

Söyledikçe her an bilimsel söyle                            İstifini bozma devam et böyle

 

Aklını kullanıp kanma yalana                                 İnsanları daim eşit görmeli

Hırsıza uyup ta batma talana                                   Bunun için göze sürme sürmeli

Arayıp himmeti yerde bulana                                  Sonunda irfana varıp ermeli

Her daim durup ta temenna eyle                              Bunun devamını Tanrı’dan dile

 

Kahyaoğlu der ki mektebi irfan

Kamil olmayanlar ne anlar bundan

Arif olan ise hisseder her an

Hayatını her an böyle düzenle

 

Yorumlar

yorum