İLLE DE ROMAN OLSUN

7 Haziran’ da yapılacak seçime katılacak partiler, milletvekili aday listelerini belirlediler ve Yüksek Seçim Kurulu’ na teslim ettiler. Özellikle yeni dönemde TBMM’ de grubu olması muhtemel Dört partinin listeleri Salı Günü’ nden bu yana kamuoyunda ve medyada bolca tartışıldı.   Ortaya çıkan listeleri, her parti açısından ayrı ayrı değerlendirmek yerine yeni döneme ilişkin genel bir […]

İLLE DE ROMAN OLSUN

Melih Bağcı7 Haziran’ da yapılacak seçime katılacak partiler, milletvekili aday listelerini belirlediler ve Yüksek Seçim Kurulu’ na teslim ettiler. Özellikle yeni dönemde TBMM’ de grubu olması muhtemel Dört partinin listeleri Salı Günü’ nden bu yana kamuoyunda ve medyada bolca tartışıldı.

 

Ortaya çıkan listeleri, her parti açısından ayrı ayrı değerlendirmek yerine yeni döneme ilişkin genel bir değerlendirme yapmamız gerekirse; son derece stratejik listelerin oluştuğunu söyleyebiliriz. Tüm partiler hem kendi tabanlarına dönük hem de oy almaya çalışacakları kesimlere dönük bir çalışma yaparak, ekonomik, politik, sosyal ve kültürel değerler üzerinden adaylarını belirlemişler.

 

Ancak, bu süreçte sadece CHP’ nin, örgütün iradesine başvurarak önseçimle belirlediği adayların ardından kontenjan adaylarını belirlediğinin ve bunu yaparken de önseçim sonuçlarında çıkan listeler sonucu yorumlanan bazı eksikleri gidermek adına kontenjan hakkını verimli kullandığının altını çizmeliyiz.  Bu durumun, parti içinde demokrasi kültürünü içselleştirdiğini ve merkezi uygulamaların da örgütün geneli tarafından kabul görmesini sağladığını söylememiz yanlış olmaz.

 

Yukarıda da belirttim, son derece stratejik bir süreç yaşandı ve bu gösteriyor ki Haziran’ da yapılacak seçimler, geçmiş seçimlere oranla çok daha dengeli bir siyasi yapıyı parlamentoya taşıyacak.

 

Yığınsal oyların hareketinde elbette adaylardan çok partilerin genel söylemleri etkili olacak, fakat yukarıda da, bahsettiğim dengelilik durumunu sağlayacak olan rakamsal olarak az ama toplumda yarattığı algı üzerinden etkili kitlelerin oyları. Son derece önemli olan bu oylar üzerinde, bu kitlelere dönük aday performansı çok etkili olacak. Özellikle azınlıklar bu açıdan çok önemli.

 

Tüm bu tespitlerin doğrultusunda benim en çok dikkatimi çeken isim Cumhuriyet Halk Partisi’ nden, İzmir 1. Bölge 5. Sıra Adayı Özcan Purçu oldu.

 

Özcan Purçu bir Roman. Yoksulluk içinde, itilerek, ötelenerek okumuş ve kaymakam olma hayalleri kurmuş bir Roman. Ne kadar haklı bir yerde olduğunun en büyük göstergesi, oğlunun milletvekili adayı olduğu haberini aldığında ördüğü sepetlerin önünde ağlayan babanın onurlu gözyaşları. Çok büyük bir sürpriz olmazsa önümüzdeki dönemde, Cumhuriyet Tarihi’ nin ilk Roman milletvekili olarak TBMM’ de yerini alacak. Çok önemli bir misyon üstlendiğinin de bilincinde. Tüm ötelenmişlere dönük söylemleri var ancak, özellikle Türkiye’ de yaşayan Romanlar’ a ve onların sorunlarına son derece vakıf.

 

Buradan hareketle Özcan Purçu ve Romanlar üzerine bir değerlendirme yapmak istiyorum ancak, ondan önce 30 Mart 2014’ de yapılan yerel seçim öncesi, Belediye Başkan Adayı olduğum dönemde, Roman Dostlar’ la aramızda geçen bir süreci sizlerle paylaşmamda fayda var.

 

Yerel seçim döneminde, Roman arkadaşlarımızın yoğun katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bir toplantıda, onların benden ve yönetici arkadaşlarımdan belediye meclis üyeliği için bir talepleri olmuştu. Biz de, onlara sorunlarının meclis üyeliğinden öte eğitim olduğunu, eğitimsizliğe bağlı olarak da yoksulluğun onlara biçilmiş bir kader olma noktasına geldiğini ama el ele verirsek bunu yenebileceğimizi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.

 

Eğitim sorunlarının temelinde yatan gerçek nedeni açıklarken de, birçoğunun mevsimlik tarım işçisi olmasından dolayı göçebe yaşadıklarını ve bu göç hayatından dolayı Roman Çocukları’ nın sağlıklı bir okul hayatı olmadığından bahsettik. Bu yüzden Romanlar’ ın hak ettikleri bir yaşamı süremediğini ve bundan sonraki kuşaklar için birlikte bir şeyleri başarabileceğimizi ifade ettik. Bu kapsamda, aileleri göç ettiği için okulu bırakmak zorunda kalan çocuklara bir yurt yaparak, o çocukların eğitimlerini tamamlaması için gerekli imkânı sağlayacağımızı söyledik.

 

Bu, ilk etapta çok olumlu karşılanmasına rağmen, kısa bir zaman sonra ağır bir propaganda altında, özellikle benim, Romanları cahil bulduğum ve onlarla birlikte siyaset yapmak istemediğim yönünde negatif bir algıya dönüştü ya da dönüştürüldü. Sonuç olarak Roman dostlarımız, o süreçteki siyasi tercihlerini, “Geleceği kurmayı değil, günü kurtarmayı şiar edinen, kısa vadeli çıkarlar üzerinden hayal tacirliğini siyaset yapma üslubu olarak benimseyen” yapılardan yana kullandı. Bu konuyu o güne dönük bir sitem ya da kırgınlık ifadesi olarak yazmadığımın, sadece yakın geçmişte yaşadığım bir realite olduğu için hatırlatmak da yarar gördüğümün altını çizmek isterim.

 

Tekrar Özcan Purçu’ ya dönmek gerekirse;

 

Purçu, Romanlara dönük sorunlar üzerine çok önemli şeyler söylüyor ve bu söylediklerinin Meclis’ te bir karşılık bulması gerçekten çok önemli. Bu sorunlar arasında Üç önemli konuya dikkat çekiyor. Bunlar; Eğitim, İstihdam ve Barınma.

 

Çözüme dönük olarak, şu ifadeleri kullanıyor,

 

Tahmini olarak 6 Milyon Roman Vatandaş’ tan sadece 500 kadarının üniversite mezunu olduğunu, 10 Bin civarında lise mezunu olduğunu, yaklaşık olarak da 1,5 milyon Roman’ ın okuryazar dahi olmadığını söylüyor. Bu sorunları aşmak için Romanlar’ ın yoğun yaşadığı illerde etüt merkezleri açarak hem eğitim projelerinin gerçekleştirilebileceğini hem de, bu merkezlerde Romanların’ ın eğilimi olduğu bazı mesleklerin modern şartlarda yapılmasına dönük kurslarla ekonomik sorunlara ve istihdama çözüm getirilebileceğini söylüyor.

 

Eşit yurttaşlık talebini dile getiriyor. Eğitimde, istihdamda ve yaşamın her alanında. Bu çağda artık insanların naylon barakalarda yaşamamsı gerektiğini, romanların yaşam alanlarında ranta dönük kentsel dönüşümlerin değil, yerinde dönüşümlerin yapılmasını istiyor.

 

Çocukluğunda Romanlar’ ın yırtılan naylonları için kaymakam kapısına gidip para istemelerini unutamadığını ve bu yüzden kaymakam olmak istediğini söylüyor. Bu idealle girdiği sınavları geçtiğini ama mülakatlarda haksızlığa uğrayarak Roman olduğu için ötelendiğini anlatıyor. Hatta bir defasında, “Ankara’ dan Aydın’ a eşekle ne kadar zamanda gidersin?” şeklinde bir soru sorulduğunu söylüyor.

 

Kısacası Özcan Purçu bugün; Tarih boyunca öteki olan, itilen bir halkın, “Şimdi biz de herkes gibiyiz” dediği yerde duruyor ve herkes O’ nu buraya getiren iradesine ve bu iradeye inisiyatifiyle destek olan Kemal Kılıçdaroğlu’ na saygı duyuyor.

 

Hal böyle olunca; Şarkılarıyla, danslarıyla, düğünleriyle, kavgalarıyla, aşklarıyla, öfkeleriyle bir gökkuşağı renkliliğinde olan Romanlar’ a bu iradeyi desteklemek düşüyor.

Yorumlar

yorum