KÖRLEŞTİREN ÖFKE

Türkiye’nin genel ruh hali öfkeli olmak. O kadar ayrıştırılmış bir toplum haline dönüştük ki herkes birbirine düşman oldu. Her gün kadın cinayetleri haberlerini görüyoruz. Her gün başına bir siyasi eylem düşüyor. Siyaset medya aracılığıyla daha öne çıkarıldığı için de öfke hali sokağa yansıyor. Makineleşmiş bir toplumun cıvatalarıyız aslında. Her sabah, bir dikdörtgen prizmadan çıkıyor, bir […]

KÖRLEŞTİREN ÖFKE

İlker EKİCİ

Türkiye’nin genel ruh hali öfkeli olmak. O kadar ayrıştırılmış bir toplum haline dönüştük ki herkes birbirine düşman oldu.

Her gün kadın cinayetleri haberlerini görüyoruz. Her gün başına bir siyasi eylem düşüyor. Siyaset medya aracılığıyla daha öne çıkarıldığı için de öfke hali sokağa yansıyor. Makineleşmiş bir toplumun cıvatalarıyız aslında. Her sabah, bir dikdörtgen prizmadan çıkıyor, bir dikdörtgen prizma olan minibüse biniyor ve bir dikdörtgen prizma olan işyerlerimize gidiyoruz. Rutine bağlanmış cıvatalarız evet. Herkes şu an, yaklaşan seçimler öncesi siyasi tahliller yapıyor. İktidar, gücünü kaybetmemek için politika kuruyor, muhalefetse değişimi yaratmak için. Bizse olan biteni televizyonlardan sosyal medyadan takip ediyoruz. Her günü tüketiyoruz. Ya dizilerle, ya tartışma programlarıyla. Kendimize yabancılaştık. Önce kentlerimize yabancılaşmayla başladı bu süreç, ardından eşimize dostumuza, en son olarak da kendimize yabancılaştık. Seçtiğimiz kişiler var, onların konuşmasıyla tatmin oluyoruz. Bunlar ya siyasetçiler oluyor ya da ilgi alanımıza dokunan rol modellerimiz.

Bıyıklar değişiyor ilk önce. Değişim karşısında en kırılgan aracımız çünkü. Siyasi eğilimimiz varsa ve kemik seçmen değilsek iktidara göre bıyık ayarlıyoruz. Sonra kadınlarda değişim başlıyor. Tabi yine aynı konumlanma. Rol modellerimizin söylediğinin dışına çıkamıyoruz. İktidar partisinde herkes tek tipçi, muhalefette ise herkes orgeneral.

Bırakalım mı siyaseti, biraz sokağa bakalım. Edremit’te Çarşamba pazarının karşısında dilenen teyzeyi görmeyen yoktur. Her Çarşamba bakarım, artık daha az para koyuluyor önüne. Pazarda en düşük kalite peynirin kilosu 16 lira. Sebze fiyatlarının yanına yaklaşılmıyor. Marketlerde dikkat edin, indirimli ürünlere yönelik ciddi talep patlaması var. Kahvehanelerin veresiye defterleri kabarıyor. Suç oranları artıyor. Okullara giden çocuklar hayatlarından bezgin. Asgari ücretle geçinen aileler çocuklarına akıllı telefon almayı adeta zorunluluk olarak görüyor. Neden peki? Cevabı şu: borç.

Borçlandırılmış bir ülkenin insanlarıyız. Hem de öyle böyle borç değil. Ve bu borcun gelirlerimizin kat be kat üstünde olması tercihlerimizin değişmemesine sebep oluyor. Yani istikrar dedikleri şey aslında bu. Halk yoksullaşıyor. Yoksullaştıkça çaresizleşiyor. İstisnasız tüm siyasi partiler bir öfke düzenin öznesi haline geldi. Öfke, siyaset psikolojisine göre nefreti, nefretse şiddeti doğuruyor. İktidar tabanıyla uzlaşabilen bir kitle kaldı mı? iktidar, karşıtları bloklaştırıyor ve kendi tabanına hep aynı söylem tekrarını salık veriyor. Buna karşın muhalefette en az o kadar yanlış şekilde makarnadan, zekadan, kıldan bahsediyor. İkisi de aynı şiddette yanlış olan şeyler. Makarnaya ihtiyacı olan kitle var evet, o yardımın yapılması onların zoruna gitmez ama dillendirilip eleştirildiğini hissettiği an yerin dibine giriyor. Ve kaybetme korkusu başlıyor. Sonucunda öfke yükseliyor ve uzlaşmaz çelişkinin ortasında buluyoruz kendimizi.  Psikolojimiz bozuk. Düzeleceğe de benzemiyor.

Mayıs ayında İngiltere’de seçimler yapılacak. Ve şu an İngiltere’nin temel gündemi  ekonomi. Gerekirse AB’den çıkmayı tartışıyorlar. Ekonomide genişleme politikalarına ilişkin adım atana yönelecek bir İngiliz halkı her gün ekonomik daralmayı iliklerinde hissediyor. Bizim milli gelirin üç katından fazla gelire sahip olan İngilizlerde gündem ekonomi. Bizde niye kimse ekonomiyi konuşmuyor? İstikrarlı büyüme diyorduk, yüzde 2’ler seviyesindeyiz. Enflasyon yüzde 8 küsur seviyesinde (resmi rakam bu. Gerçeği daha yüksek, pazara çıkın bakın) İşsizlik 10 bandını aşmış. Üniversiteli işsizler ordusu çığ gibi büyüyor.  Dolar 2.60’ı geçiyor. Ama sadece aday listeleriyle yatıp kalkıyoruz. O aday falancanın adamı, bu aday filan inançtan, şu filan etnisiteden. Bize ne kârı var?

İşin özeti şu:

Öfkemiz, kör etti bizi. Kahvelerimiz ayrılmaya başladı. Kendimiz  gibi düşünenlerden alışveriş eder hale geldik. Karşıtlarımızla asla bir arada duramıyoruz. Kör olduk. Ama ekonomik kriz anında devreye giren mekanizma şu: Piyasa kendini temizler. Bu körlük hepimizi temizleyecek,  korkuyorum.

Yorumlar

yorum