GAZETECİLİĞİN DENİZ FENERLERİ

Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım. Bu sözü hatırladınız değil mi? Birkaç hafta önce yine bu köşede Adolf Hitler’in propaganda hocasının kurallarından birisi olduğunu belirtmiştik. AKP 13 yıl önce iktidarı ele geçirince üzerinde en çok durduğu konuların başında bu geliyordu. Zira o zamanlar kendi yandaşı olan sınırlı sayıdaki medya ile hedeflerine […]

GAZETECİLİĞİN DENİZ FENERLERİ

Tamer KAYIKÇI

Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.

Bu sözü hatırladınız değil mi? Birkaç hafta önce yine bu köşede Adolf Hitler’in propaganda hocasının kurallarından birisi olduğunu belirtmiştik.

AKP 13 yıl önce iktidarı ele geçirince üzerinde en çok durduğu konuların başında bu geliyordu. Zira o zamanlar kendi yandaşı olan sınırlı sayıdaki medya ile hedeflerine ulaşması, yeteri kadar hedef kitleyi etkilemesi zordu. Kamuoyunun istendiği şekilde etki altına alınması için medyanın çoğunluğunun ele geçirilmesi ve ya kendilerine biat etmeleri sağlanması gerekiyordu.

Bunun için çeşitli yöntemler uygulandı. Bazı büyük medya grupları finansal zorluklar çıkarılarak önce TMSF’ye, oradan da kendilerine yakın işadamlarına satılmasını sağladılar. Bazı medya patronları iş yaptıkları diğer alanlarda hükümetle ters düşmemek için ister istemez AKP’nin yörüngesine girmek zorunda kaldı. Direnen bazı grupların üzerine maliyenin müfettişleri salınarak cumhuriyet tarihinin en büyük vergi cezaları kesilerek korkutulmak istendi. Başarılı da oldular. Kısa zaman öncesine kadar gizli koalisyon ortağı olan Gülen Cemaatinin güçlü bir medya desteği zaten arkalarındaydı.

Bunların haricinde bütün baskılara rağmen boyun eğmeyen, hem kendilerinin hem de basının onurunu kurtaran sayıları az da olsa mesleklerinin gereğini eksiksiz yerine getiren elinizde tuttuğunuz bu gazete gibi gazete ve gazeteciler de var. Onlar tüm meslekdaşları adına deniz feneri görevini yerine getiriyorlar. Yaptıklarıyla hem meslekdaşlarına doğru yolu gösteriyorlar hem de ışıklarıyla tüm toplumu aydınlatıyorlar.

Gazeteciliğin bu deniz fenerleri sayıları az da olsa hem kaçak saray sakininin hem de AKP çevresinin uykularını kaçırmasına yetiyor. Çünkü oradan yayılan en ufak bir ışığın tüm karanlığın aydınlatılmasının başlangıcı olduğunu biliyorlar.

Bu yüzdendir ki kendilerine biat ettiremedikleri bu gerçek gazetecileri sindirmek, korkutmak için elinden ne gelirse yapıyorlar.

Kaybedeceklerini bildikleri halde sindirip korkutmak istedikleri bu gazetecileri mahkeme köşelerinde süründürüyorlar. Maksat onları mahkeme mahkeme gezdirip yıldırmak, korkutmak.

Bazılarını Ergenekon gibi uydurma davaların içine ekleyerek onlar üzerinden geride kalan diğerlerine masajlarını vermek,

En basit ama en etkili, etkili olduğu kadar en korkuncu olan da sevmedikleri gazeteci takımlarının iktidar gücü de kullanılarak haber kaynaklarına ulaşılmasının engellenmesi yani sansür.

İstanbul’da adliyede savcının öldürülmesi sonucunda onun cenaze törenine istemedikleri gazetelerin girişlerinin başbakan tarafından yasaklanması en güzel sansür örneklerinden biridir.

Aslında tüm bu yıldırmalardan, korkutmalardan sonra sansürden çok daha beteri olan oto sansürün ister istemez herkes üzerinde etkisini göstermesi. En cesur, en yürekli gazeteci bile söylemek istediklerini direkt olarak söyleyemediği için dolaylı yollardan giderek yazının etki gücünün azalmasına neden olmakta. Yine de usta gazetecilerimiz içlerindeki edebiyat aşklarını da ortaya çıkararak söylemek istediklerini öylesine güzel anlatıyorlar ki okuyanlar zaten dolaylı olarak neyin anlatılmak istendiğini çok iyi anlıyorlar.

Biz gelelim vicdansın medya meselesine. Evet 13 yıllık AKP iktidarında vicdansız bir medya yaratıldı. Dün kapısında kul oldukları kişi ne söylüyorsa onu topluma yutturma peşinde koşanlar efendilerinin dün söylediğinin bugün tam tersi yöndeki açıklamalarını bu kez topluma empoze etmeye çalışıyorlar. Kendi onurları, haysiyetleri önemli değil, varsa yoksa kapısında beslendikleri kişinin yüceltilmesi. İnsanların beyin tembelliğinden faydalanarak görevlerinin onlara doğru bilgileri söylemek değil onları etkilemek olduğunu çok iyi biliyorlar.

Son zamanlarda algı yönetimi terimini çok duymaya başladık. Kişileri, olayları, geçmişi, geleceği zihnimizde oluştururken “olduğu gibi” değil “istendiği gibi” oluşmasını sağlamak denen algı yönetimini, iktidar tüm medya kuvvetleri ile gerçekleştirmeye çalışıyor. Seçimlere çok az bir süre kala tüm bu algı operasyonlarına çok dikkat etmek, geçmişte iktidarın başarıyla yönettiği bu algı operasyonlarını deşifre edip topluma anlatmak gerekiyor. Bu görev de muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşlarıyla beraber yine gazeteciliğin onurlu deniz fenerlerine düşüyor.

Yorumlar

yorum