ÇEMBER DARALIYOR

AKP İktidarı ile geçen 13 yılın ardından Türkiye’ nin siyasi iklimi değişecek gibi. Haziran seçimi resmi olarak Tayip Erdoğan’ sız geçecek. Ancak, O fiili olarak seçimin asli aktörü olmak noktasında ısrarlı ve çalışmalarını bu doğrultuda A partisi, B partisi demeden sürdürüyor. HDP’ nin barajı zorlaması, buna paralel yükselen milliyetçi dalga ve CHP’ nin ekonomik verimlilik, […]

ÇEMBER DARALIYOR

Melih BağcıAKP İktidarı ile geçen 13 yılın ardından Türkiye’ nin siyasi iklimi değişecek gibi. Haziran seçimi resmi olarak Tayip Erdoğan’ sız geçecek. Ancak, O fiili olarak seçimin asli aktörü olmak noktasında ısrarlı ve çalışmalarını bu doğrultuda A partisi, B partisi demeden sürdürüyor.

HDP’ nin barajı zorlaması, buna paralel yükselen milliyetçi dalga ve CHP’ nin ekonomik verimlilik, sosyal devlet vurgusu ve herkes için demokrasi temelinde hazırladığı seçim bildirgesi (Bildirgeyi Cuma ve cumartesi yazısında derinlemesine değerlendireceğiz.) karşısında AKP sıkışmış durumda. Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi ısrarı dışında politik bir söylem geliştiremiyor ve her gün 38 ayrı kanalda Erdoğan’ ın aynı şeyleri yüzlerce kez söylemesi de toplumda bıkkınlık yarattı.  İktidar açısından zor bir seçim olacağı açık ve bu durumu destekleyen önemli göstergelerden söz etmeliyiz.

Değerlendirmemizi, AKP medyasının İktidara destek noktasında kullandığı argümanları irdeleyerek yapalım. İktidarın oluşturduğu ve finanse ettiği medyada son zamanlarda konuşulan meselelere baktığımızda çemberin daraldığını görüyoruz. Lider kutsama noktasında sınır tanımayan bir yaranmacılığın yaşandığı tartışma programları ve köşe yazılarının artık seçmende bir karşılığı yok.

AKP bugüne kadar, kazandığı seçimleri kendi yarattığı düşmanları yenerek kazanıyordu. Ancak görülüyor ki bugün düşman üretmede de zorlanıyor. Asker, faiz lobisi, paralel yapı, yargı vs. hepsi bir bir tükendi. Bu durum bana biraz da Rahmetli Kemal Sunal’ ın oynadığı “Şark Bülbülü” Filmi’ nde ki bir sahneyi hatırlatıyor.  İzleyenler bilirler, Gazino Patronu Fethi Bey (Dinçer Çekmez) para karşılığı tuttuğu adamları döverek stres atıyordu. Dayak yemekten tükenen adamın yerine başka biri bulunup getiriliyordu. “Mazlum’ u getirin bana” repliği hala akıllardadır. AKP ve Tayip Erdoğan’ ın durumu da biraz buna benziyor fakat dövmek için getirilecek bir mazlum bulunamıyor. Geçmişte, AKP’ nin de döveceği düşmanını ona sunduğu menfaatle yarattığı fikrine dönük, Yaşar Büyükanıt’ ın 27 Nisan e-muhtırası sonrası payelendirilmesi iyi bir örnek olacaktır.

Bu yaklaşım doğrultusunda birkaç gün masonlara dönük programlar yapıldı ve bu konu üzerinden bir düşmanlık algısı oluşturulmaya çalışıldı. Ancak, neredeyse kimsenin izlemediği ve takip etmediği bu medya organlarının bu algıyı oluşturabilme gücünün olmaması çabuk fark edildi. Bir de üstüne Davutoğlu’ nun çözüm sürecine dönük programı matbaadan getirirken düşürmesi gelince, iş yine Tayyip Erdoğan’ a kaldı. O da, sanki; iktidarında çözdüğünü iddia ettiği sorunları tekrar yaratıp bir kez daha çözme vaadiyle siyaset yapıyor. Yine Kuran Kursları’ nın kapatılması, yine İmam Hatipler’ in durumu. Oysaki artık din üzerinden üretilen mağduriyetlerin de toplumda siyaseten önemli bir karşılığının olmadığını görüyoruz.

Geldiğimiz noktada AKP’ nin kavga alanı daraldıkça siyaseti tehditkâr bir şekilde yaptığını görüyoruz. Bu seçim dönemi geçmiş seçimlere karşın çok daha farklı bir zeminde ilerliyor. Bugüne kadar seçimler muhalefetin, iktidarın yaptıklarına yahut yapamadıklarına dönük eleştirel politikalar ürettiği ve burada hareketle geliştirdiği söylemlerle şekilleniyordu. Ancak, bu dönem biraz farklı, şimdi iktidar muhalefetin yapmayı taahhüt ettiklerini sorguluyor ve söylemini “Nasıl yapacaksın?” sorusuna dayandırıyor. Bu da Tayyip Erdoğan ve AKP’ nin etrafındaki çemberi daha da daraltıyor.

 

Yorumlar

yorum