BİZİM RÖNESANSIMIZ

Kamuoyunda yapılan anketlerde en büyük sorun olarak neyi görüyorsunuz sorusuna verilen cevaplar zaman içinde değişse de genelde terör sorunu, ekonomi, işsizlik konuları ön plana çıkmakta. Bu saydıklarımız toplumu direk etkilediğinden dolayı ön plana çıkmasını doğal karşılayabiliriz ama bence bu ülkenin en büyük sorunu toplumun, yaşamın her alanına, anına etkisi nedeniyle eğitimi birinci sırada göstermemiz gerekir. […]

   BİZİM RÖNESANSIMIZ

Tamer KAYIKÇI

Kamuoyunda yapılan anketlerde en büyük sorun olarak neyi görüyorsunuz sorusuna verilen cevaplar zaman içinde değişse de genelde terör sorunu, ekonomi, işsizlik konuları ön plana çıkmakta.

Bu saydıklarımız toplumu direk etkilediğinden dolayı ön plana çıkmasını doğal karşılayabiliriz ama bence bu ülkenin en büyük sorunu toplumun, yaşamın her alanına, anına etkisi nedeniyle eğitimi birinci sırada göstermemiz gerekir. Çünkü ancak eğitilmiş bir toplumla ekonomide, teknolojide, demokraside ileri gitmemiz mümkündür.

ABD başkanı Obama seçildikten sonra yaptığı teşekkür konuşmasında “bizim en büyük gücümüz ne ekonomi, ne de güçlü bir ordudur. Bizim en büyük gücümüz eğitimli bir topluma sahip olmamızdır” şeklinde konuşmuştu.

İki dünya savaşında da yenilip tüm ülke harabeye dönmesine rağmen Almanya eğitimli ve kültürlü bir topluma, güçlü üniversitelere sahip olduğundan dolayı küllerinden tekrar doğmasını bilmiş ve günümüz dünyasında hak ettiği saygın yeri bileğinin hakkıyla almıştır.

Aynısını Japonya içinde söyleyebiliriz.

Eğitim derken tabii ki eğitimi içselleştirmiş, okuduğunu anlayabilen ve onu yorumlayabilen, bilinçli bir toplumu kastediyorum.

Türk toplumu cumhuriyet dönemine kadar çeşitli nedenlerle eğitimden yoksun bırakılmıştır. Batı Rönesans ile bilim ve sanatta gelişirken aynı zamanda eğitimde attığı adımlarla bir sanayi toplumu yaratabilmiş ve gelişimin, dolayısı ile de demokrasinin alt yapısını oluşturabilmiştir.

Bizim rönesansımız Cumhuriyet ile başlar. Yüzyıllarca geri bıraktırılmış, nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan bu toplumu eğitebilmek için Köy Enstitüleri büyük bir fırsat yaratır. İşi yaparak öğrenme ülküsüyle yola çıkan bu kurum ülkenin her bir tarafına eşit olarak dağıtılmasıyla da dikkat çekicidir. Halkın yüzde 70-80’ine yakını köylerde yaşayan bir ulusun kalkınması için yine onun içinden çıkacak ve köylülere öncülük edecek eğitilmiş bir kadroya ihtiyaç duyulmuştur. Köylüye sadece okuma yazma öğretmeyecektir. Aynı zamanda onun tarlasını nasıl ekip biçmesini, evini nasıl yapmasını, sulu tarımdan nasıl faydalanması gerektiğini ve buna benzer işleri yaparak gösterecek, onlara kılavuzluk edecektir. Kısa zaman içinde çok işler başarırlar. Anadolu’nun her bir köşesinde yanan bu çoban ateşleri ile halk yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.

Atatürk’ün temelini attığı modern cumhuriyetin alt yapısını oluşturacak eğitilmiş, bilgilenmiş, bilinçlendirilmiş bir toplum yaratma projesi olan köy enstitüleri kısa zaman içinde yüz yıllarca bu toplumu sömüren, onların sırtından geçinen toprak ağalarını ve dinci kesimi korkutmaya başlamış, sahip oldukları imkanları bilinçlenmiş bir toplum ile kaybedeceklerini anlamışlardır. Bundan sonra planlı bir şekilde köy enstitüleri karalama kampanyasına tabi tutulmuş, Prof. Taner Timur’un köy enstitüleri aynı zamanda çıkarılan toprak reformunun da bir parçasıdır demesine rağmen hem toprak reformunu uygulayacak bakanlığın hem de milli eğitim bakanlığının başına toprak ağaları getirilmiştir. Yine toprak ağalarının öncülüğünde kurulan Demokrat Parti’nin iktidara geldikten sonra ilk icraatlarından biri de bu enstitüleri kapatmak olmuştur.

Köy enstitülerinin kapatılmasıyla beraber imam hatip okullarının yaygınlaştırılması aynı dönemlere rastlar. Bir taraftan pozitif bilimlerden, aklın öncülüğünden hareket ederek bilinçlendirilmeye çalışılan bir toplumun ve bir diğer taraftan ona karşıt olarak kendilerine verilenleri sorgusuz sualsiz kabul edip uygulamasına neden olacak imam hatiplerin yaygınlaştırılması tesadüf değildir.

Son 70 yıl içinde iş başına geçen tüm iktidarların birbirleriyle yarışırcasına imam hatiplerin sayısını artırma gayretleri içinde günümüzde geldiğimiz nokta durumu açıklamaya yeterlidir. İmam hatip kültüründen beslenenler ile bindikleri demokrasi treninde kendinden başka kimseye yaşam hakkı vermeyen, eleştiri kültürünü yok eden, kendi yaşam dünyalarını herkesin uygulaması için baskı kuran bir dönemi yaşayarak görüyoruz.

Ülkenin en büyük sorunu eğitim derken bunlardan hareket ederek bu sonuca varmaya çalıştık. Köy Enstitülerinin ilk kuruluş felsefesinden hareket ederek günümüzde de benzer bir eğitim kurumu yaratabilir miyiz? Birleşmiş Milletlerinde örnek proje olarak incelemeye aldığı ve tüm dünyaya tavsiye ettiği bu başarılı projeyi günümüz şartlarında tekrar canlandırmanın yollarını bulmalıyız. Çünkü günümüzde Anadolu’nun her köşesinde hala bırakın köyleri şehirlerin büyük bir kesiminde de geri kalmış çok noktamız var ve dün ihtiyaç duyulandan daha fazlasına bugün ihtiyaç duyulmakta.

Cumhuriyetin başında yarattığımız fakat yarım kalan Rönesans aydınlığını bugün kaldığı yerden başlatabilmek için yenilenmiş Köy Enstitüleri neden olmasın?

Yorumlar

yorum