CHP BİLDİRGESİ -1-

Cumhuriyet Halk Partisi, geçtiğimiz Pazar Günü Seçim Bildirgesi’ ni açıkladı. Hafta boyunca da bu bildirge geniş bir tartışma alanı buldu. Oldukça yoğun şekilde değerlendirildi. Ben de, bildirgeyi okudum, elimden geldiğince yapılan değerlendirmeleri inceledim.   Bildirge ekonomi, demokratikleşme ve sosyal devlet temelinde hazırlanmış ve Türkiye’ de köklü bir değişimi öngören bir siyasal yaklaşımı ortaya koyuyor. Buradan […]

CHP BİLDİRGESİ -1-

Melih BağcıCumhuriyet Halk Partisi, geçtiğimiz Pazar Günü Seçim Bildirgesi’ ni açıkladı. Hafta boyunca da bu bildirge geniş bir tartışma alanı buldu. Oldukça yoğun şekilde değerlendirildi. Ben de, bildirgeyi okudum, elimden geldiğince yapılan değerlendirmeleri inceledim.

 

Bildirge ekonomi, demokratikleşme ve sosyal devlet temelinde hazırlanmış ve Türkiye’ de köklü bir değişimi öngören bir siyasal yaklaşımı ortaya koyuyor. Buradan hareketle bu yaklaşımı, neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmeliyiz.

 

Öncelikle bu bildirgenin hazırlanmasını gerektiren nedenlerin tahlilini yapmalıyız. Bu nedenlerin en önemlisi AKP’ nin “Yeni Türkiye” adı altında, neo-liberal politikalarla topluma dayattığı yaşam anlayışıdır. 13 yıllık iktidarı boyunca her geçen gün sertleşen bir rejimi daha da sertleştirerek otoriter bir yapıya dönüştürme eğilimini “Demokratikleşme” ve giderek artan gelir dağılımı adaletsizliğini “Ekonomik Kalkınma” gibi göstermesinin artık Halk’ ta bir karşılığının olmamasıdır. Yukarıda özetlediğimiz tablo bir toplumsal ihtiyaç doğurmuştur ve CHP’ nin bildirgesi bu ihtiyacı referans alarak hazırlanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, ilk kez kendi klişeleşmiş değerlerinden yola çıkmadan, toplumsal talepler doğrultusunda bir yol haritası çizmiştir. Bu, en çok da Türkiye Solu ve onun toplumdaki algısının değişmesi açısından önemlidir.

 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, CHP’ nin Bildirgesi’ ni açıklarken aklıma şu geldi. Yıllar önce Mehmet Ali Birand’ ın 32. Gün Programı’ nda Ertuğrul Kürkçü, Bülent Uluer ve Doğu Perinçek arasında geçen “Kim, kimin solu” tartışması geldi. Orada birbirlerini devletin yahut emperyalizmin solu olmakla suçlayan kısır bir tartışma vardı sertleşerek sonlanmıştı. Yani sol demek, kavga demekti…

 

Bunu neden söylüyorum?

 

CHP’ nin seçim bildirgesi, “Sol’u bu bahsettiğim kısır tartışmaların dışına çıkartıp, Sol’ un toplumsal algısı üzerinden yapacağı iç devrimin altyapısı olacak nitelikte.” Yeterliliği tartışılabilir ama bir gerçekliği ve halkın gereksinimleri ile ortaya çıktığı kesinlikle tartışılmaz.

 

Bildirge’ de ayrıca, teorik olarak Thomas Piketty’ 21. Yüzyıl Kapitalizmi adlı yeni ekonomik anlayışa kaynak olacak eserinin, pratikte de Yunanistan’ da Syrıza’ nın elde ettiği zaferin etkileri var. Ekonomik büyümenin dayanağı, üreterek bölüşme noktasında değerlendirilmiş. Buradan elde edilecek artı değerle, yoksulluğu yenebilecek, sürdürülebilir ve adaletli bir ekonomik kalkınmayı öngören, demokratik ve bilimsel gelişime yatırım yapan, sosyal devlet olma yolunda önemli projelere yer verilmiş.

 

Sosyal devlet olgusu, AKP İktidarı’ nda hep gündemde oldu ve çok tartışıldı. İnsan onurunu zedeleyen ve yoksulluğu afişe eden bir uygulama anlayışıyla tatbik edildi. Bu uygulama anlayışıyla yapıldığı için başarılı gösterildi fakat OECD standartlarının çok gerisinde kaldı. OECD Standartlarına göre milli gelirin %22’ sinin, sosyal devlet anlayışı içerisinde değerlendirilmesi gerekirken, AKP sadece %14’ lük bir payı bu alana aktararak sadaka toplumu oluşturdu. CHP’ nin sosyal devlet projeleri de bahsettiğimiz bu gerçeklerden doğmuş.

 

Demokratikleşme konusunda ise, AKP’ nin bugüne kadar bütün meseleyi “Kürt Sorunu ve Çözüm Süreci” etrafında gelişen bir olaymış gibi yansıtması, süreci gizliliğe dayandırması ve bu durumun da taraflarının dahi vicdanında bir rahatlamaya neden olmaması yeni bir demokrasi anlayışının gereksinimi doğurmuştur.

 

AKP’ nin bakış açısı terstir. O yüzden AKP ile birlikte demokratikleşme konusu çıkmaza girmiştir. Bakış açısının tersliğini şu şekilde açıklayabiliriz.

 

AKP; “Kürt Sorunu’ nu çözersek Türkiye demokratikleşir” gibi bir algı yaratmış ve bu algının arkasına sığınarak, yıllardır kendi anti-demokratik uygulamalarının üzerini örtmeye çalışmıştır. Basın, sendikalar, üniversiteler ve daha sayabileceğimiz birçok toplumsal dinamik baskılanmış ve bu baskıcı anlayış çözüm süreci zedelenmesin diye çok da fazla deşifre edilmemiştir. Oysa bakış açısı “Türkiye’ nin demokratikleşmesi, Kürt Sorunu’ nu da çözer” şeklinde olsa ve bu alandaki reformlar bu anlayışa dayandırılsa çok daha başarılı olunur. Bahsettiğim bu gerçekliği HDP görürken, AKP’ nin göremeyerek demokrasi gibi evrensel bir kavramı dar bir bölgeye sıkıştırıp etnik kimlik siyaseti üzerinden inşa etmeye çalışması son derece yanlış bir “Siyasal Mühendislik” çalışmasıdır. Bu bağlamda yeni bir demokrasi anlayışı gereksinimi vardır ve CHP Bildirgesi, bu gereksinime karşın, demokrasiyi toplumun tamamına yayma ve çözüm sürecini parlamento içinde, şeffaf bir zeminde çözme yaklaşımını sergilemektedir.

 

Özetle CHP; Devleti muhafaza eden parti olmak yerine devletin varlığını sağlayan sistemin, halktan yana dönüşümünü sağlayacak olan parti olma isteğine dayanarak bir program hazırladı. Bu programın oluşmasını sağlayan nedenleri kendimce değerlendirdim. Yarın, da bu programın olası sonuçlarını ve üzerinde yapılan eleştirileri değerlendireceğim.

 

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle