BİT PAZARI

Hepimiz biliriz, “Bit Pazarı” eskimiş eşyaların alınıp satıldığı yerdir. Bu yerlere “Bitpazarı” isminin verilmesi de 19. Yüzyıla dayanır. Bitpazarı ismi yalnız bizlere mahsus, Türkçe bir tabir değildir. İngilizce ve Fransızca gibi birçok dilde çevirisi bire bir aynıdır. Bu pazarlara, bu ismin verilmesinin nedeni üzerindeki yaygın kanı ise, neredeyse bitlenme noktasına gelmiş eşyaların buralarda satışa sunulmasıdır. […]

BİT PAZARI

Melih BağcıHepimiz biliriz, “Bit Pazarı” eskimiş eşyaların alınıp satıldığı yerdir. Bu yerlere “Bitpazarı” isminin verilmesi de 19. Yüzyıla dayanır. Bitpazarı ismi yalnız bizlere mahsus, Türkçe bir tabir değildir. İngilizce ve Fransızca gibi birçok dilde çevirisi bire bir aynıdır. Bu pazarlara, bu ismin verilmesinin nedeni üzerindeki yaygın kanı ise, neredeyse bitlenme noktasına gelmiş eşyaların buralarda satışa sunulmasıdır.

 

-“Bitpazarı” nı kısaca anlattık.

 

-Şimdi gelelim bunu, neden anlattığımıza?..

 

Tayyip Erdoğan ve AKP yıllardır siyaseti bir “Pazar” olarak görüyorlardı. Bunun en somut örneği ise bizzat Tayyip Erdoğan tarafından açıkça söylendi.

 

Hatırlayın!..

 

Erdoğan; “Ben ülkeyi bir anonim şirket gibi yönetmek istiyorum” demişti. Bu yaklaşımın belli alanlarda hayata geçmesiyle de Türkiye Siyaseti, bu pazarcılık anlayışıyla tanıştı ve hızla yozlaştı. AKP bugün, söz konusu bu yozlaşmanın üstünü örtecek finansal altyapıyı oluşturmakta zorlanıyor ve bu zorlanmaya bağlı olarak da, hem kendi kadroları hem de, toplum tarafından siyasal etik bakımından tartışılır hale geldi.

 

Hal böyle olunca pazarda tezgâh da değişti. Ancak bu değişim ileriye dönük değil, geçmişte pazarlananlarla oldu. AKP’ nin de, Tayyip Erdoğan’ ın da, Haziran Seçimlerine dönük, yürüttükleri çalışmalar sonucu Türkiye Siyaseti, kendi açılarından işlerin kesat olduğu, bir bitpazarına dönüştü.

 

Muhalefetin ortaya koyduğu, sorunlar ve çözümlerine dönük alternatif siyasi söylemler karşısında, AKP geçmişte kendisine destek bulduğu bazı, reel siyaset dışı değerleri tekrar siyaset pazarına sokma gayretinde.

 

Yine, “İmam Hatip” edebiyatı,

 

Yine, “Benim başörtülü bacım” edebiyatı,

 

Yine, “Din elden gidiyor” edebiyatı,

 

Yine, miting alanlarında havaya kaldırılan Kuran-ı Kerim’ ler,

 

Yine, “Bu CEHAPE ziyniyeti” edebiyatı vs.

 

Ancak, yanıldıkları bir şey var. Konuştukları tüm meselelerin artık toplumsal bir sorun olmadığını fark edemiyorlar. Geçmişte, söz konusu bu yaklaşımlarla bir başarı elde etmiş olabilirler, fakat bugün tüm bu söylenenlerin istismarcı ve yandaşlardan başka hiç kimsede karşılığı yok.

 

Bahsettiğimiz bu durumu ancak, siyaseti bir pazarda canlı tutmaya çalışan ama o pazarın tezgâhlarına bitlenmeye yüz tutmuş ürünleri koyarak bitpazarı tüccarlığından öteye gidemeyen bir kadronun saltanat sevdası diye açıklayabiliriz.

 

Friedrich Nietzsche şöyle der; “Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi !”

 

Belki bu sözün bir faydası olabilir, bitpazarı tüccarlığından çıkıp geleceğin kurucusu olmak isteyen siyasetçilere.

 

Yorumlar

yorum