PATATESİ, DOMATESİ NEDEN PAHALI YİYORUZ?

Son aylarda enflasyonda yukarı doğru bir tırmanış var ve konunun uzmanları bu artışın nedeni olarak gıda fiyatlarındaki artışı gösteriyorlar. Marketlerden ya da pazarlardan gıda alışverişi yapmayanımız yoktur. Hemen her gün bir şekilde yaptığımız gıda alışverişindeki fiyatların son günlerde gözle görülür bir şekilde arttığını da muhakkak gözlemlemişsinizdir. Gıda fiyatlarındaki bu oynamalar cebinizi direk ilgilendirdiği için de […]

   PATATESİ, DOMATESİ NEDEN PAHALI YİYORUZ?

Tamer KAYIKÇI

Son aylarda enflasyonda yukarı doğru bir tırmanış var ve konunun uzmanları bu artışın nedeni olarak gıda fiyatlarındaki artışı gösteriyorlar.

Marketlerden ya da pazarlardan gıda alışverişi yapmayanımız yoktur. Hemen her gün bir şekilde yaptığımız gıda alışverişindeki fiyatların son günlerde gözle görülür bir şekilde arttığını da muhakkak gözlemlemişsinizdir. Gıda fiyatlarındaki bu oynamalar cebinizi direk ilgilendirdiği için de kişisel enflasyonunuzun ülkenin enflasyonundan çok daha yüksek olduğunu inkar etmezsiniz.

Biz bir tarım ülkesiyiz. Sahip olduğumuz topraklar ve sahip olduğumuz iklim şartlarıyla beraber dünyanın bu yönden en zengin, en şanslı ülkelerinden sayılırız. Tropikal ürünler hariç (ki onlardan bazıları ülkemizde de yetiştirilmesine başlanmıştır) her ürün ülkenin değişik köşelerinde yetişebilmekte. Gelin görün ki tüm dünyada gıda fiyatları aşağı doğru seyrederken Türkiye’de başını almış yukarı doğru koşar adımlarla ilerleyip duruyor. Kim derdi ki ülkemizde patatesin fiyatı 5 tl, domates 4-6 tl olacak ve biz bunu göreceğiz. Kim derdi ki bu ülke marulu, maydanozu ithal edecek! Tıpkı geçen yıllarda kuru samanı ithal ettiğimiz zaman inanamadığımız gibi!

Pazardaki bu yüksek fiyatlardan asıl kazancı üreticinin, çiftçinin kazandığını bilsem herkesten önce ben sevineceğim. Yüksek fiyatlardan pazarcı da bir şey kazanmıyor ve emin olunuz ki o pazarcılar da kendi karlarından kısarak elindeki ürünü çıkarmaya çalışıyor. Ne var ki üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı 4-5 katına çıkıyorsa ve aradaki fiyat farkından aslan payını aracılar alıyorsa burada ters giden bir şeyler var demektir.

Türk çiftçisi bugün aracılara, tüccara teslim edilmiş durumda. Bu teslim nasıl sağlandı? Bu teslimiyetin en büyük sorumlusu ve günümüzde de bunu en acımasız şekilde yerine getirmeye çalışan devlet ve AKP hükümetidir. Çitçinin en büyük harcama kalemi mazot, gübre ve tohum. Mazot ve gübrede çiftçimiz dünyanın en pahalısını kullanıyor. Tohumda dışa bağımlıyız ve hibrit tohum kullanıldığından dolayı aynı tohumu alıp çoğaltması ve tekrar kullanması mümkün değil. Dışarıdan gelen tohum dolar üzerinden hesaplandığından ve doların fiyatı da almış başını gitmişken tohum fiyatlarının çok yüksek olması kaçınılmaz oluyor.

Girdi fiyatlarının çok yüksek olması, çiftçinin ürettiğine pazar bulamaması ister istemez onu aracılara, büyük marketlerin eline düşmesine neden oluyor. Bu aracılar, marketler üreticiye sezon başında al sana tohumu da ben vereceğim diyor, cebine de 3-5 kuruş avans koyup kontratını yaparak daha ilk baştan üreticiyi kendine bağlamış oluyor ama fiyat politikasını tamamen kendisi belirliyor. Çoğu zaman da ürün teslim edilmesine rağmen zaten düşük fiyata alınan ürünün parası zamanında ödenmiyor. İşte piyasadan, üreticiden düşük fiyatlarla topladığı ürünü aracılar istediği zaman piyasaya istediği koşullarda sürünce fiyatları da istedikleri gibi ayarlamış oluyorlar.

Burada ilk ve en büyük zararı üretici yaşıyor. Kazandığı para ancak borçlarını karşılayabiliyor ve gelecek yıl tekrar borçlanmadan ekip biçmesi mümkün değil. Ya üretimden çekiliyor ya da tekrar aracılara teslim oluyor. Günümüzde çiftçimiz öyle bir duruma getirildi ki hiçbir şey ekip biçmese, arazisini boş bıraksa bir şey kaybetmeyeceği için kendini kar etmiş sayıyor. Nitekim her yıl Trakya bölgesi kadar tarım arazisi boş bırakılıyor.

Çiftçimiz bu kör kuyudan, kısır döngüden nasıl kurtulabilir?

Mevcut durumu incelediğimiz zaman görüyoruz ki ülkemizde tarım arazileri genelde küçük parçalara bölünmüş durumda. Arazilerin küçük olması dolaylı olarak maliyetlerin de yukarı çekilmesine neden oluyor. Çiftçimiz küçük olunca kendi pazarını yaratması da mümkün olamıyor ve aracının, büyük marketlerinin dayattığı fiyatlara istemeden de olsa teslim oluyor. Öyleyse çözüm öncelikle pazarın yaratılmasında düğümleniyor. Pazarını ayarladıktan sonra üretimini de ona göre planlayabiliyorsun. Küçük çiftçi tek başına pazar koşullarını ayarlayamayacağı için geriye bir tek kendi aralarında örgütlenip güç birliğine gitme seçeneği kalıyor. Bu güç birliğini en iyi sağlayacakları kurum da kooperatiflerdir.

Avrupa’daki çiftçileri incelediğimiz zaman onların da kooperatifler altında örgütlendiklerini ve üretimden pazarın yaratılmasına kadar kooperatiflerin öncü rolü oynadığını görebiliriz. Avrupa’da ürünlerin yüzde 80-85 oranında kooperatifler aracılığıyla pazarlandığı bir gerçek. Aslında ülkemizde de işlevselliği hükümet tarafından yok edilmiş ve kontrol altına alınmış büyük çapta kooperatifleri bir kenara bırakıp üreticilerin kurduğu ve bağımsızlığını korumuş küçük çaptaki kooperatiflerin ne kadar başarılı olduğunu göreyoruz. En güzel örneği Tire’de süt üreticilerinin kurduğu kooperatifi gösterebiliriz.

Tarımın, çiftçilerin sorunlarını ciltler dolusu kitaplar yazarak ancak dile getirebiliriz. Kooperatif konusu bile başlı başına bir kitap konusu. Sonuçta çiftçimizin karşılaştığı her bir sorun karşılığında tüm ülke nüfusuna etki ediyor. Onun sorunu aslında tüm ülkenin sorunu. Dünya çiftçiler günü her yıl 14 Mayıs’ta kutlanıyor. Nüfusun yüzde 30’una yakını geçimini tarımdan sağlamasına rağmen kaç çiftçimizin, kaç yurttaşımızın bu günden haberi var? Öğretmenler gününü kutluyoruz, polis haftası düzenliyoruz, bunlardan hepimizin haberi oluyor ama bizi besleyip doyuran çiftçilerimizin gününden hiçbirimizin haberi olmuyor. Olduğu zaman bilin ki çiftçimizin sorunları da çözülmüş olacaktır. Biz buradan tüm çiftçilerimizin gününü bir gün önceden kutlamış olalım.

Yorumlar

yorum