MADENCİNİN FITRATI KATLİAMDAN SONRA DEĞİŞTİ Mİ?

Soma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinde, Türkiye tarihinin en kitlesel işçi katliamı yaşandı. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin “kaza” diyerek normalleştirmeye çalıştıkları bu katliamda maalesef madenci camiası 300’den fazla evladını kaybetti. Yüzlerce işçi yaralandı, yüzlerce aile tarifsiz acılara boğuldu. Manisa, soma, civar ilçeler ve köylerinde  toplu mezarlar kazıldı, Bu büyük acı birden bire büyük bir […]

MADENCİNİN FITRATI KATLİAMDAN SONRA DEĞİŞTİ Mİ?

İbrahim KızılerSoma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinde, Türkiye tarihinin en kitlesel işçi katliamı yaşandı. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin “kaza” diyerek normalleştirmeye çalıştıkları bu katliamda maalesef madenci camiası 300’den fazla evladını kaybetti. Yüzlerce işçi yaralandı, yüzlerce aile tarifsiz acılara boğuldu. Manisa, soma, civar ilçeler ve köylerinde  toplu mezarlar kazıldı, Bu büyük acı birden bire büyük bir öfkeye dönüşmeye başladı. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti ile Soma Holding yöneticileri bu öfkeyi daha da çoğaltacak açıklamalar yapmaya başladılar. Hükümet, “her şey denetlenmiştir, kusur yoktur, Burası Türkiye’nin en modern madenidir” diyerek Soma Holding yönetiminin avukatlığına soyundu (Ergenekon da dava savcısıydı). katliamın hemen ardından. Recep Tayyip Erdoğan’ın her olayda olduğu gibi suçu kendisinde değil Allah’ta bulma çabaları, “kader, fıtrat” tekerlemeleri, “bu ülkenin başbakanına yuh çekersen tokadı yersin” diyerek bir vatandaşa tokat atacak kadar öfkeden ve korkudan çıldırması, Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in özel harekâtçılarla birlikte bir madenci yakınını tekmelemesi öfkeyi doruğuna tırmandırdı. Bu katliamı protesto eden işçi ve  emekçilerin üzerine polisini salan hükümet, nihayetinde Soma’da fiili sıkıyönetim ilan ederek her türlü gösteriyi yasakladı, ilçeye giriş çıkışları abluka altına aldı. Günlerce hiçbir açıklama yapmayan ve sessiz kalmayı yeğleyen Soma Holding yönetimi hükümetten aldığı cesaretle “herhangi bir ihmal ve kusurumuz yok” diyerek  sorumluluktan kaçma pişkinliği sergilemiştir.

Ancak bu arada Bağımsız ve yansız basın ile CHP milletvekilleri ve yöneticileri, Soma Holding patronları ve yöneticilerinin AKP hükümetiyle çıkar ilişkilerini ortaya çıkarmaya başlamışlardır. Yöneticilerin eşlerinin ve yakınlarının AKP’nin parti ve belediye teşkilatlarında aktif olarak görev almaları; AKP’li belediyelerin oy avcılığı için başvurduğu bedava kömür dağıtımlarında kullanılan kömürlerin önemli bir bölümünün Soma Holding tarafından karşılandığı, Somalı madencilerin tehditlerle Recep Tayyip Erdoğan’ın ve dolayısıyla AKP’nin mitinglerine katılmaya zorlanmış oldukları. Tüm bunlar karşılığında hükümetin söz konusu madenlerde hiçbir ciddi denetim yapmadığı, TKİ’ye kömür diye taş satılmasına göz yumduğu, gibi iddialar da yazılı ve görsel basında yer almaya başlamıştır. Bu ilişki boyutları öfkenin kabarmasının en büyük sebebi olmuştur.

Bütün ülkede gittikçe kabaran öfkenin önüne geçmek isteyen Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, Üslûp değiştirerek şirket yönetimini açıktan savunmaktan vaz geçip, Enerji Bakanının ağzından yapılan yatıştırıcı açıklamalarla durumu toparlamaya koyuldu. Amaç belliydi: Gerekirse birkaç kelle vererek bu ağır sorumluluktan sıyrılmak, tepkileri yatıştırmak ve yaşananları unutturup kanlı sömürü düzenini aynı şekilde devam ettirmekti. Bunun için vaatlere başladılar, hayatını kaybeden işçi yakınlarına, iş ve emek örgütü temsilcilerine bir sürü sözler vermeye başladılar.

Verilen sözlere bakacak olursak; a- Devlet tarafından denetimler yapılana ve teftiş raporları tamamlanana kadar kimse madenlere inmeye zorlanmayacak. Gerekirse “Önce biz gelip ineceğiz, ondan sonra siz ineceksiniz” denildi. Ama hepimiz biliyoruz ki raporlar tamamlanmadan işçi güvenliği sağlanmadan işçiler madenlere inmeye zorlandılar. b- Kimseye bu süre içerisinde çıkış verilmeyecek, işten çıkarılmayacak güvencesi verildiği halde 2 bin 800’ü aşkın işçiye çıkış verildi. c- Maaşlar tam şekilde, eksiksiz ödenecek. Şartlar düzelene kadar gerekirse 7-8 ay devlet maaşları ödeyecek dendi ama maalesef bu söz tutulmadı. d- Maaşlar en az 2 bin TL olacak. Bu sözde tutulmadı. e- Altı maaş ikramiye verilecek sözünün yakınına bile uğramadılar. f- Kanunda yeraltında günlük 7.5 saat yazan çalışma süresi, 6 saat olacak sözü, bırakın 6 saat’ı fiili olarak madencilerin daha fazla çalışmaya zorlandığı belirtiliyor. g- Haftalık çalışma saati 36 saati asla geçmeyecek sözü de maalesef koca bir yalan çıktığı gibi madencilerin daha da fazla çalıştırıldığı açıklanıyor. h- Hani emeklilik yaşı 55’ten 49’a düşürülecek. Ölen madenciler sivil şehit statüsünde sayılacaktı, maalesef bu sözde boş çıktı. Ölen madencilerin yakınlarına TOKİ’den ev verilecek. Taşeron sistemi kaldırılacak. Uyar Madencilik de çalışırken işsiz kalan işçilerin mağduriyeti giderilecek, işçilerin alacağı tazminatlar bir yasa çıkartılarak işsizlik fonundan ödenecek dendi, tahmin edeceğiniz gibi Bu söz de tutulmadı. 301 madencinin can verdiği Soma katliamının ardından tepkiler yükselirken, hükümet de ardı ardına madencilere sözler verdi. Geçen süreçte hiçbir söz tutulmadı. Sözlerin tutulmasını isteyen işçiler hep oyalandı. İşçi eylemlerini bastırmak için canını dişine takan kaymakam ise AKP’den milletvekili aday adayı oldu. Yani beklenen oldu.

Soma da olduğu gibi diğer madenlerde ve iş yerlerinde de bu gibi katliamların yaşanmaması için yapılması gereken tek şey, Gerçekten işçilerin ve işçi haklarının sonuna kadar takipçisi olacak, gerektiğinde direnebilecek sendikaların var edilmesi, işçiyi patronlara satan sarı sendikaların ve sendikacıların yok edilmesi, Ülkemizde işçi ve emek sendikalarının çıkartılacak yasalarla güçlendirilmesi gerekmektedir. Sendikal  Örgütlenme yasalarla güvence altına alınmadan, işçi ve emekçi güvenliği sağlanamaz, Hatta bu örgütlenme yaşamın her alanına yaygınlaştırılmalıdır.

Yorumlar

yorum