ORMAN KANUNLARI

Cevat Şakir ya da onu tanıdığımız ismiyle Halikarnas Balıkçısı yazdığı bir yazı nedeniyle Ankara’da bulunan İstiklal Mahkemesine çıkarılır. Yargılama sonucunda Bodrum’da kalebentliğe mahkum edilir. Bu mahkumiyet onun için aslında bir ödül olur ve mahkumiyeti bittikten sonra da Bodrum’a yerleşir. Bodrum ve Halikarnas Balıkçısı bugün için ayrılmaz bir ikili olarak tarihteki yerini almıştır. Halikarnas Balıkçısını İstiklal […]

   ORMAN KANUNLARI

Tamer KAYIKÇI

Cevat Şakir ya da onu tanıdığımız ismiyle Halikarnas Balıkçısı yazdığı bir yazı nedeniyle Ankara’da bulunan İstiklal Mahkemesine çıkarılır. Yargılama sonucunda Bodrum’da kalebentliğe mahkum edilir. Bu mahkumiyet onun için aslında bir ödül olur ve mahkumiyeti bittikten sonra da Bodrum’a yerleşir. Bodrum ve Halikarnas Balıkçısı bugün için ayrılmaz bir ikili olarak tarihteki yerini almıştır.

Halikarnas Balıkçısını İstiklal mahkemesinin önüne çıkaracak yazının konusu nedir?

Konu 1. Dünya savaşı esnasında askerden kaçan dört erin sorgusuz sualsiz, mahkeme önüne çıkarılmadan idama gönderilmesi ve bu dört erin idama gideceklerini öğrendikten sonra nasıl duygulara kapıldıklarını anlatmasıdır. Ki o erlerden biri trenle Galiçya cephesine sevk edilirken trenin yaşadığı köyün ve evinin önünden geçmesi, uzun yıllardır görmediği eşi ve çocuklarını görmek istemesi sonucu trenden atlaması ve daha sonra tekrar bulunduğu yerin askerlik şubesine teslim olmuştur. Fakat ordu artan asker kaçaklarına gözdağı olsun diye dört askeri hiç mahkemeye çıkarmadan direk idam eder.

Halikarnas Balıkçısı bu konuyu doğuda o sırada devam etmekte olan Şeyh Sait isyanı esnasında dile getirdiğinden dolayı yanlış algılamalara neden olacağı için mahkumiyete uğrar.

Yaşanan bu olaydan günümüze tam yüzyıl geçti.

Geçen hafta içerisinde HSYK 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında görev yapmış savcı ve yargıçları yine aynı yöntemle yani hiç sorgulamadan, mahkeme önüne çıkarmadan idama mahkum etmedi ama meslekten ihraç etti. İhraç sebeplerinin hepsi de sudan sebepler.

Bütün dünya biliyor ki bu ihraçların asıl nedeni bütün yargıya gözdağı vermek. Nasıl anlattığımız olayda dört asker ibreti alem olsun diye idam edildiyse bu savcı ve hakimlere verilen ceza ile diğer savcı ve hakimlere denmiştir ki bakın bizi soruşturursanız, bizi takip ederseniz sizin de başınıza gelecek olanlar bunlardır.

Bunu diyen kim? Sakın HSYK demeyin. Onları oraya getiren siyasal iktidarın kararıdır bu!

Meslekten ihraç edilen o savcılardan bir tanesi daha birkaç yıl önce sahte delil ve tanıklarla olmayan Ergenekon örgütünü yaratmaya çalışıp cakadan yanına yaklaşılmayan, ben bu davanın savcısıyım diyen dönemin başbakanı Tayip Erdoğan tarafından da altına son model zırhlı Mercedes çekilen savcılardan biriydi.

Halikarnas Balıkçısının dile getirdiği olay imparatorluk döneminde, demokrasinin olmadığı, savaşın devam ettiği ve ordunun kendi kurallarına göre hareket ettiği bir dönemdir.

Bugün demokrasi var diyoruz ve hatta AKP ileri demokrasiye geçtiğimizi söylüyor. Bugün savaş da yok. Peki bu ileri demokrasi zamanında savcı ve hakimlerin savunmaları bile alınmadan meslekten atılmaları günümüzde hukukun değil de orman kanunlarının geçerli olduğunu göstermez mi?

Bugün herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı söylediği ya da yaptığı herhangi bir eylemden dolayı başına bir şey gelmeyeceğini söyleyebilir mi? Gücün hukuku ile hareket edildiği sürece dünün kudretlisi bugünün oyuncağı haline gelir.

Dün AKP cemaat ile paralel bir devlet oluşturup yargıyı ona teslim etmişti. AKP ve Cemaat koalisyonunun hukuksuz bir şekilde yürüttüğü ve tüm muhalif sesleri bir bir Silivri zindanlarına gönderdiği zaman ve tüm yandaş, yalaka ve hatta tarafsız gibi görünen kesimler bu hukuksuzlukları alkışlarken bu köşeden tüm gücümüzle bu hukuksuzlukları dile getirdik ve haklı çıktık.

Bugün artık tek kişinin hukukunun var olduğu bu ülkede o tek kişinin hukukuna alet olanların yarın o güç el değiştirdiğinde ne duruma düşeceklerini bugün o duruma düşenlere bakarak görebiliriz.

Yaşanan bu hukuksuzlar nedeniyle uluslar arası sermeye de artık bu ülkeye adım atmaz oldu. Hatta var olan yatırımlar da bir bir ülkeyi terk etmeye başladılar. Çünkü başlarına ne geleceklerini bilmiyorlar. Bunları kendi bakanları, başbakan yardımcıları da görüp söylemeye başladı ama iktidar zehirlenmesi yaşayan AKP’de bunu görecek ve gerekli adımları atacak adam kalmadı. Yanlışları görenler zaten çoktan gemiyi terk edip gittiler.

Hangi tür yönetim biçimi olursa olsun bir devletin en büyük özelliği belli bir hukuk çerçevesi içinde var olmasıdır. O hukuku beğenir ve ya beğenmezsiniz ama en kötü bir hukuk sistemi bile olmayan bir hukuktan daha iyidir. Çünkü kötü de olsa neyle karşılaşacağınızı bilirsiniz. Bugün Türkiye’de ne yazık ki tek kişinin hukuku geçerli ve o ne derse o uygulanıyor.

Var olan bu hukuksuzluktan kurtulmanın tek yolu ona sebep olanlara güle güle demek ve yaşanan tüm hukuksuzluklardan hesap sormaktır. Bugünlerden çıkarılacak çok ders var ve onun için temiz bir siyasete, yeni bir temiz sayfaya ihtiyacımız var. 7 Haziran seçimleri de bunun için son fırsat.

Yorumlar

yorum