SEÇİM ENDİŞELERİ

Bu haftaki yazımı yazmak için bilgisayarın başına oturdum ve hala neyi yazacağıma karar vermiş değilim. Konu bulunmadığından değil, o kadar çok konu içerisinden hangisini yazayım diye karar veremiyorsunuz. Zira haftada bir yazıyorsunuz ve ülke gündeminde o kadar çok konu var ki herhalde tüm gazeteciler haber konusunda bayram yapıyordur. Gündemde tabii ki birinci konu seçimler. Öyle […]

SEÇİM ENDİŞELERİ

Tamer KAYIKÇI

Bu haftaki yazımı yazmak için bilgisayarın başına oturdum ve hala neyi yazacağıma karar vermiş değilim. Konu bulunmadığından değil, o kadar çok konu içerisinden hangisini yazayım diye karar veremiyorsunuz. Zira haftada bir yazıyorsunuz ve ülke gündeminde o kadar çok konu var ki herhalde tüm gazeteciler haber konusunda bayram yapıyordur.

Gündemde tabii ki birinci konu seçimler. Öyle bir seçim dönemi yaşıyoruz ki seçimin sonuçları kadar seçimin güvenliği de ön plana çıkmış durumda. Geçen seçimlerde yaşanan bir çok şaibenin tekrar yaşanmaması, elektrik trafolarına kedilerin girmemesi, bilgisayarlara yanlış sonuçların işlenmemesi için parti teşkilatları kadar sivil oluşumlar da inisiyatif almış durumda. Geçen seçimlerde trafolarda kedilerle tanıştık ama bu seçimlerde buna benzer dahiyane buluşlar yaşamayacağımızı kim garanti verir. Bekleyip yaşayarak göreceğiz.

Aslında 7 Haziran seçimlerine şimdiden gölge düşmüş durumda. O gölgeyi düşüren de ne yazık ki tüm siyasi partilere karşı tarafsız davranacağına dair şerefi üzerine yemin etmiş cumhurbaşkanı. Anayasayı hazırlayanlar şerefi üzerine yemin etmiş bir cumhurbaşkanının suç işlemeyeceğini düşünmüşler ki bugün karşılaştığımız fiili durum karşısında adalet mekanizması nasıl bir yaptırımda bulunacak çözüme kavuşturulmamış. Bu boşluğu gören Tayip Erdoğan her gün bir seçim meydanında devletin parasıyla isim vermeden AKP’nin propagandasını yaparken muhalefet partilerine karşı açık cephe alabiliyor.

Tayyip Erdoğan’ın bu yaptığı açıkça bir suç ama anayasada bu suçun bir yaptırımı yok. Bu durumda oluşan bu boşluğu giderecek ilk kurum yüksek seçim kuruluydu ama bu konuda yapılan şikayetlerin hepsini anayasayı gerekçe göstererek bir şey yapamayacağını söyledi. Aslında Anayasa, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek mahkemelerin oluşan bu boşluklarda sorunu gidermek için geliştirecekleri içtihatlar olduğunu ve şimdiye kadar buna benzer birçok sorunda içtihatlar geliştirdiklerinş biliyoruz. Fakat birilerinin Yüksem Seçim Kurulundaki yargıçların kulağına Ankara’da savcılar ve yargıçlar demeleri gerekiyor ki seçimler üzerindeki bu gölge kalksın.

Partiler kendilerine göre reklamlar hazırlayıp bunları medya kanalıyla yayınlıyorlar. Reklamların içeriklerine bakınca vaat edilenleri bir kenara koyalım ama içlerinde açıkça yalan reklamlara da rastlıyoruz. Bir tanesi de AKP’nin kendi savaş uçağımızı yapıyoruz yalanı. Ben 25 yıla yakın Türk Hava Kuvvetlerinde görev yaptım ve şu ana kadar kendi ürettiğimiz bir savaş uçağıyla karşılaşmadım. En son Ankara’da üretilen F-16 uçakları vardı ve onlar da sadece orada monte ediliyordu. Onun haricinde Hava Kuvvetlerinin envanterine yeni bir uçak daha girmedi. En son üretilen yerli savaş uçağı Atatürk döneminde kurulan fabrikalarda gerçekleştirilmiş ve o fabrikalar da Tayyip Erdoğan’ın öve öve bitiremediği Menderes döneminde kapatılmıştı. Kısa bir süre öncesinde de maliye bakanı çerezci Mehmet Şimşek uçak koltuğu üretiyoruz diye müjdeyi vermişti. Belki AKP savaş uçağıyla bu koltukları kastetmiş olabilir!

Hele pazarda karşılaşan iki hanım arkadaşın her şeyin bol, tarım ve hayvansal ürünlerinin ucuz olduğunu gösteren reklam yok mu: gülmekten kendimi alıkoyamıyorum. Daha geçen haftaki yazımızın konusu patatesi neden pahalı tüketiyoruzdu. Bu ülke patatesi, samanı, marul ve sayılamayacak kadar ürünü dışarıdan alacak duruma sokulduysa reklamdaki o hanım arkadaşa sormak gerekir: arkadaş sen hangi ülkeden bahsediyorsun?

Seçim vaatlerinde ön plana çıkan iki unsur var. Birincisi bu seçimde gündemi açıkça CHP belirliyor. CHP seçim propagandasını ekonomik vaatler üzerine oturtunca ve bunlar ayakları yere basan sağlam vaatler olunca herkes yüzünü ister istemez CHP’ye çevirmek zorunda kaldı. Bu birinci tespit! Diğer muhalefet partilerine baktığımız zaman da CHP’nin seçim vaatlerinden kopyalar çektiğini açıkça görebiliyoruz ki bu da CHP’nin vaatlerinin gerçekçiliğini gösteriyor. AKP’de bunca iktidar saltanatından sonra vaatler vermekten çok muhalefetin vaatlerini gerçekleştiremeyeceğinin peşine düşmüş durumda ki bu da AKP’yi ilk kez edilgen bir yapıda gösteriyor.

Her gün bir ya da birkaç anket şirketinin seçim sonuçlarına dair tahminleri yayınlanıyor. Ne yazık ki bu anket şirketlerinden bir ikisi haricinde geri kalanların hepsi de şaibeli sonuçlar açıkladığı ve seçim sonuçlarını etkiledikleri ispatlanmış durumda. Yasaya göre bu anket şirketlerinin faaliyetleri engellenmek zorunda fakat biliyorsunuz AKP’ye hizmet ediliyorsa adaleti ara da bulasın. AKP’ye yakın anket şirketleri ilk başta yüzde 50’ler ile başladılar ama baktılar ki fazla uçuyorlar 40’lara kadar gerilediler. Geçmiş seçim dönemlerinde görüldü ki seçim sonuçları bilinçli olarak AKP lehine yüksek gösterilince muhalif seçmenlerin sandığa gitmesi engellenmiş ve AKP’nin oy oranı yüksek çıkmıştı. Seçimlere 10 gün kala muhalefet partilerinin tüm seçmenlerini sandığa çekmenin yollarını arayıp bulması gerekiyor ki seçim sonucunu asıl onlar belirleyecek.

Benim asıl merakla beklediğim 8 Haziran sabahı çıkan tabloya göre eğer AKP tek başına iktidar olamayacaksa Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın izleyeceği yol ne olacak? AKP’nin mum gibi eridiğini görüp ne pahasına olursa olsun tarafsızlığını hiçe sayarak miting alanlarına koşan Tayip Erdoğan eğer AKP hükümeti kuramazsa bu görevi diğer partilere verecek mi? AKP’nin iktidar olmadığı bir dönemde kendinin de olamayacağını, yargılanmaktan korktuğu için 8 Haziran çok şeye gebe olabilir.

Yorumlar

yorum