ŞAİRHANE

Şairhane’mizin bu haftaki konuğu Güre Yassıçalı’dan Mesut Oğuz.   Mesut Oğuz bakın kendisini nasıl ifade ediyor; “Ben Mesut Oğuz. Anam beni 23 Nisan 1964günü herkesin bayrama gittiği bir günde beni evin bahçesine doğurmuş. İlkokulu gürede okudum. Ortaokula Edremit’te başladım. Ancak Maddi sıkıntılar nedeni ile 1. sınıfta terk etmek zorunda kaldım ve çeşitli işlerde çalışmaya başladım. […]

ŞAİRHANE

Şairhane’mizin bu haftaki konuğu Güre Yassıçalı’dan Mesut Oğuz.

 

Mesut Oğuz bakın kendisini nasıl ifade ediyor; “Ben Mesut Oğuz. Anam beni 23 Nisan 1964günü herkesin bayrama gittiği bir günde beni evin bahçesine doğurmuş. İlkokulu gürede okudum. Ortaokula Edremit’te başladım. Ancak Maddi sıkıntılar nedeni ile 1. sınıfta terk etmek zorunda kaldım ve çeşitli işlerde çalışmaya başladım. Daha sonra gurbete çıtım Adana’da nakliyat işlerinde çalıştım. 17 yaşımda annemi kaybettim. 20 yaşında Askere gittim ve ben askerde iken de babamı kaybettim. Askerden sonra köyüm Yassıçalı’ya döndüğümde birde baktım beni köye bağlayan hiçbir şey yok. Köyden çıkarak gemilerde çalışmaya başladım. 1986 dan 2011’yılına kadar 26 sene gemilerde çalışarak emekli oldum. 1994 yılında evlendim bir kızım bir oğlum var.

Şiir yazmaya ortaokul yıllarında başladım. 30 yaşından sonra şiirlerimi kayda almaya başladım. Bugüne kadar 500’den fazla şiirim var. Bugüne kadar şiirlerim hiçbir yerde yayınlanmadı. İlk kez siz bize bu fırsatı verdiniz. Çok teşekkür ediyorum.”

 

 

HASRETLİK

Çocuğumun Sünnet töreninde görev icabı denizlerde idim ve bu şiiri o vesile ile yazdım.

 

Gözden ırak kalan gönülden mi ıraktır bilinmez,

Biz mi hayatı kaybettik hayat mı bizi kaybetti gene bilinmez,

Bir saç telinin rüzgârda uçup gittiği gibi,

Son bir bakışın boşlukta kayıp olduğu gibi,

Bizimde yüreğimizin parça parça bölündüğü gibi,

Deryalarda kendimizi mi ararız bilinmez.

 

Çaylar seller gibi coşar deli gönül,

Damlalara bölünüp denizlerde deryalarda kaybolan gönül,

Biz mi sana fazla geldik sen mi bize fazla geldin gene bilinmez.

Deryalarda gezdim yıllar yılı.

Ey goca dünya çok mu gördün şu Divane Garip Mesuda bir günü

Biz mi sana fazla geldik sen mi bize fazla geldin gene bilinmez.

 

İSTANBUL

İstanbul’da hakka yürüyen iki yakınıma atfen yazdığım şiir.

 

Ağır ağır yanıp söner Ahırkapı feneri ama hüzünlü,

Üst tarafında durur muhteşem Topkapı Sarayı.

Önünden akan buz gibi boğazınla,

Doğduğum köyden güzel değilsin İstanbul

 

İçinde yatan ermişlerinle şehitlerinle,

O güzelim türbelerin, muhteşem camilerinle,

Dünyaca ünlü altın boynuzunla,

Yine doğduğum köyden güzel değilsin İstanbul.

 

Baharın taze dalında duran üstüne sabah çiği düşmüş,

Taze karanfil miydin İstanbul?

Boyu uzun büzüm büzüm sümbül müydün İstanbul?

Yine bizim köyün çayırlarındaki laleler, papatyalar gibi,

Çiçeklerinde güzel değil İstanbul

 

Nice yiğitlerin mert görünse de,

Ser verip sır vermeseler de,

Mazluma karşı hep hoş görünseler de,

Yine bizim köyün garip yiğidi gibi

Yiğidin de mert değildir İstanbul.

 

Kız Kulesi mi? Kale bile almadım oranın güzelliğini,

İçindeki sohbetini muhabbetini,

Kış geldiğinde kuşun fındığa girip fındıktan çıktığı gibi

Randıman gibi sohbetinde güzel değil İstanbul.

 

Sarayburnu’ndaki kayıklar,

Ufak tefek olta balıkçılar,

Sarayburnu’nda demlenmiş bir bardak çay,

Yine bizim köyün dere kahvesinde demlenmiş çay gibi

Çayın da demli değildir İstanbul.

 

Şu viranı garip mesut derki,

1970’lerde aldın ailemden iki dane can.

1980’lerde geldim yanına ya alsaydın bir daha can.

Çamların dibinde yatan canlarım kadar

Canlarında kıymatlı değil İstanbul.

Yorumlar

yorum