SEÇİM SONRASI

Seçim gecesi bir yazı kaleme almam gerekiyordu. Ancak, malum seçim günü yorgunluğu ve sonuçta seçimin sonuçlarını değerlendirip kâğıda dökmek biraz zor oldu. O yüzden seçim sonuçlarını Cuma yazımızda değerlendireceğiz. Seçimin siyasal sonuçları üzerinde ana hatlarıyla düşündükçe daha önce yazdığım yazılar geldi aklıma ve bazı öngörülerimizin ne kadar da yerinde olduğunu fark ettim ve 2015 yılında […]

SEÇİM SONRASI

Melih BağcıSeçim gecesi bir yazı kaleme almam gerekiyordu. Ancak, malum seçim günü yorgunluğu ve sonuçta seçimin sonuçlarını değerlendirip kâğıda dökmek biraz zor oldu. O yüzden seçim sonuçlarını Cuma yazımızda değerlendireceğiz.

Seçimin siyasal sonuçları üzerinde ana hatlarıyla düşündükçe daha önce yazdığım yazılar geldi aklıma ve bazı öngörülerimizin ne kadar da yerinde olduğunu fark ettim ve 2015 yılında yazdığım bazı yazıları inceledim.  Şimdi kronolojik olarak bugünden geçmişe doğru bazı yazılarımdan kısa bölümlerle hatırlatmalar yapmakta yarar var.

 

  • HDP barajı aşacak ve Türkiye’ de sadece bir veya iki parti değil, “parlamenter sisteme bağlı gelişen, demokratik çeşitlilik” iktidar olacak. Bu durum da sistemin önündeki tıkanıklığı bitirecek. (TIKANIKLIK BİTECEK 14.05.2015)

 

  • Friedrich Nietzsche şöyle der; “Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! ”Belki bu sözün bir faydası olabilir, bitpazarı tüccarlığından çıkıp geleceğin kurucusu olmak isteyen siyasetçilere. (BİTPAZARI 04.05.2015)

 

  • AKP bugüne kadar, kazandığı seçimleri kendi yarattığı düşmanları yenerek kazanıyordu. Ancak görülüyor ki bugün düşman üretmede de zorlanıyor. Asker, faiz lobisi, paralel yapı, yargı vs. hepsi bir bir tükendi. Bu durum bana biraz da Rahmetli Kemal Sunal’ ın oynadığı “Şark Bülbülü” Filmi’ nde ki bir sahneyi hatırlatıyor. İzleyenler bilirler, Gazino Patronu Fethi Bey (Dinçer Çekmez) para karşılığı tuttuğu adamları döverek stres atıyordu. Dayak yemekten tükenen adamın yerine başka biri bulunup getiriliyordu. “Mazlum’ u getirin bana” repliği hala akıllardadır. AKP ve Tayip Erdoğan’ ın durumu da biraz buna benziyor fakat dövmek için getirilecek bir “Mazlum” bulunamıyor. (ÇEMBER DARALIYOR 20.04.2015)

 

  • AKP de, Türkiye’ nin bütüncül siyasi yapısı da bu durumu görmeli ve kapımıza dayanmış ekonomik krize karşı, toplumsal güvenliği tehdit eden teröre ve şiddet kültürüne karşı, çökmüş ve itibarsızlaşmış dış politika sonucu dış dünya ile olan uyumsuzluğumuza karşı yeni bir yaklaşımı ve tekrar bir devlet olma hüviyetini kazanmamamızı sağlamalı. (YENİDEN DEVLET OLMALIYIZ 06.04.2015)

 

  • Ancak, öyle görülüyor ki Türkiye, anayasanın işlerliğini yitirdiği bir ülke haline gelmiştir. Çokça dillendirilen “Bu, darbe anayasasıdır, Yeni Sivil Demokratik bir anayasaya ihtiyaç vardır” sözü de bu yaklaşımla anlamını yitirmiştir. Muhteviyatı ya da demokrasiye ve özgürlüklere bakış açısı ne olursa olsun yapılacak olan yeni anayasanın, her koşulda uygulanabilirliğinin Tayip Erdoğan’ ın keyfiyetine bağlı bir anayasa olacağı Hakan Fidan’ ın pinpon topu gibi bir oraya bir buraya atılmasından anlaşılmaktadır.

Bu gerçekler toplumun demokrasi ve özgür birey olma talebiyle orantılı olarak değişecektir. Bu değişimi desteklemek için Kemal Tahir’ in şu sözünün hatırlatmalıyız. “Değişmez kabul ettiğimiz gerçeklerin yanında, karşısında, önünde, arkasında başka gerçeklerin de olabileceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.” (12.03.2015 HAKAN FİDAN VE ANAYASA SORUNU)

 

  • HDP: Hdp, Selahaddin Demirtaş’ ın Cumhurbaşkanı Adaylığı performansı sonrası Türkiye Siyaseti’ nde ki rolünü önemli ölçüde değiştirdi. CB Seçimi’ yle başlayıp bugüne kadar gelen süreçte, “Türkiye Partisi” olma yolunda önemli adımlar attı. Bunların sonucunda geldiği nokta da Yunanistan Seçimi’ ni doğru okumalıdır.

HDP; Yunan Halkı’ nın tabuları nasıl yıktığına dair verileri doğru incelemelidir. Bugüne kadar süregelen ve kamuoyunda oluşan genel algıyla da rahatça ifade edebileceğimiz, salt kimliğe dayalı ve tarihsel süreç içinde Kürtlerle Devlet arasındaki çelişkiyi merkezine koyan siyasi anlayıştan dengelerini de koruyarak uzaklaşmalı, Kürt siyaseti içindeki egemen dinamiklere rağmen bu yola gitmelidir. Üzerindeki feodal kabuğu kırarak, bireyin ekonomik – demokratik gelişimini ve eşit – özgür yurttaşlık bilincini hedefleyen siyaseti üretmeye daha çok önem vermelidir. Böyle yaparsa Demirtaş’ ın Tsipras’ a gönderdiği “Yolun açık olsun kardeşim” mesajı anlamlı olur. (29.01.2015 SYRIZA ZAFERİ ve TÜRKİYE SOLU -3-)

  • Uzunca bir zamandır, özellikle Ortadoğu’ ya dönük dış politik söylemlerde ve bunun yanında iç siyasete dönük söylemlerde de gördüğümüz önemli bir nokta daha var. Bu da toplumda var olan ve çeşitlilik gösteren kimlikler üzerinden bizzat devlet tarafından güçlendirilen ve yüksek sesle dile getirilen ayrıştırıcı-ötekileştirici bir siyaset anlayışı. Bu anlayış zaman ve şartlara göre değişkenlik göstererek zaman zaman kendi içinde bir tutarsızlık sergilese de hala toplumda önemli ölçüde bir karşılık buluyor. Türkiye Solu’ nun aşması gereken ikinci önemli ve büyük problem bu. Ancak zaman zaman görüyoruz ki Sol adına siyaset yapanlar bırakın bu sorunu aşmayı, bu sorunla bir yumak olup siyaset üretmeye çalışıyor. Türkiye Solu acilen bu hastalıktan kurtulup toplumsal barışın önün açan ve bir arada yaşama kültürünü geliştiren somut adımlar atmalı.

– Yukarıda söz ettiğim her iki alanda da geniş kitlelerin bir değişim ve gelişim talebi olduğu açık.
– Bu talep yeterli düzeyde mi derseniz?
– Cevap vermek zor. Yeterli düzeyde de olmayabilir.
– Ancak, etkin ve demokratik bir siyasetle, bu talep olması gereken düzeye getirilebilir. (27.01.2015 SYRIZA ZAFERİ ve TÜRKİYE SOLU -1-)

Yorumlar

yorum