SEÇİMİN ARDINDAN -1-

Seçim sonuçlandı. Ortaya çıkan sonuç birbirinden ayrı birçok senaryoyu da gündeme getiriyor. İşleyen süreç içinde neler olabileceğini ve partiler arası siyasi diyalogların nasıl bir tabloyu önümüze koyabileceğini konuşmak için biraz erken.   Biz öncelikle seçimin sonuçlarında halkın verdiği net mesajları ve her parti açısından yürüttükleri kampanyaların sonuçlarını değerlendirelim.   7 Haziran Seçimi çok net bir […]

SEÇİMİN ARDINDAN -1-

Melih BağcıSeçim sonuçlandı. Ortaya çıkan sonuç birbirinden ayrı birçok senaryoyu da gündeme getiriyor. İşleyen süreç içinde neler olabileceğini ve partiler arası siyasi diyalogların nasıl bir tabloyu önümüze koyabileceğini konuşmak için biraz erken.

 

Biz öncelikle seçimin sonuçlarında halkın verdiği net mesajları ve her parti açısından yürüttükleri kampanyaların sonuçlarını değerlendirelim.

 

7 Haziran Seçimi çok net bir mesaj vermiştir. Türkiye Halkı, Devlet’in tepesinde, otoriterleşen, tek bir kişinin ruh haline paralel şekillenen, ayrıştırıcı ve meselelerin çözümlerinde şoven bir şekilde bir yerde taraf olarak güçlülük algısı yaratan sert siyaset dilini ve üslubunu reddetmiştir. Bu red tavrı da, tartışmasız sıkça dillendirilen “Milli İrade” nin ta kendisidir.

 

Bu notu düştükten sonra, seçimlerin, parlamentoda grup kuracak Dört parti açısından değerlendirmesini yapalım. Bugünkü yazımda AKP ve CHP açısından değerlendirmelerimi paylaşacağım.

 

ADALET VE KALKINMA PARTSİ: Kampanya boyunca partinin kurumsal kimliğinden çok Tayyip Erdoğan’ ın parti üzerindeki etkisi seçmenin kararını belirledi. Söz konusu bu etki de, reel toplumsal sorunların çözümünden çok Başkanlık Sistemi ve bu sistemi getirecek Anayasal değişikliğin talep edildiği bir kampanyayı izlememize neden oldu. Aslında ilk kez bir seçimde, devletin 1 ve 2 numaraları, devletin tüm imkânlarıyla seçmene bir şey vaat etmek yerine seçmenden bir şey istedikleri bir kampanyayı eşgüdümlü olarak yürüttüler. İstedikleri de istatistikî olarak toplumda karşılık bulmayan bir sistem değişikliğiydi. Durum böyle olunca geçmiş seçimlerde toplumda oluşan AKP algısı tersyüz oldu ve önemli ölçüde başarısız olduğunu söyleyebiliriz.

 

Başarısız olduğu yönündeki düşüncem aritmetik olarak oy oranının düşmesi değildir. Normal şartlarda Dördüncü kez genel seçime girmiş bir partinin hala % 40 oy alabiliyor olması dahi büyük başarıdır. Ancak son derece adaletsiz bir şekilde, cumhurbaşkanıyla, devletin tüm imkânlarıyla, özel oluşturulmuş sermayenin finans desteğiyle, kaymakamlar, valiler ve topyekûn bürokrasinin militanca çalışmasıyla geçirilen seçim süreci kendi aldıkları oy açısından değil kullandıkları siyaset diline bağlı olarak HDP’ ye aldırdıkları oy açısından stratejik bir başarısızlıktır.

 

AKP’ li yetkililer mutlaka gerekli değerlendirmeleri yaparak bir karar vermek durumundadır. Ya normalleşen Türkiye içinde, siyasal etik açısından kendi iç hesaplaşmasını yaparak parlamenter demokrasi normlarına bağlı merkez bir parti olarak yoluna devam etme gayreti içinde olacaktır ya da kendisini bu sonuca götüren değerlerden ve siyaset üslubundan kopmayarak sorun olmaya devam edecek ve zaman içinde tavsiye olacaktır.

 

CUMHURİYET HALK PARTİSİ: Birçok kez yazıldı-çizildi, ben de yazdım, televizyonlar günlerce konuştu, “CHP bu kez iyi hazırlanmış” dendi. “Programı çok güzel” dendi. “Bu programda işçi, emekli, çiftçi, işadamı, kadın, çocuk, öğrenci herkes var” dendi. Sonuç; değişmeyen hatta çok az da olsa gerileyen bir oy oranı. Kazananın ya da kaybedenin olmadığı, akabinde “Hükümet nasıl kurulacak?” sorusunun sorulduğu, bir seçimin ardından CHP seçimin sonucuna bağlı aldığı oy üzerinden tartışılmalı belki ama öncelikle konuşmamız gereken CHP’ nin bundan sonra alacağı tavır. Kurucu bir devlet partisi kimliğini hala taşıyan, bazı eksiklerine rağmen demokrasiyi içselleştirme konusunda diğer partilerin çok ilerisinde olan, Türkiye’ de oluşan siyasal iklim içerisinde mevcut sorunların çözümü noktasında bir denge partisi konumunda olan ve sorun yaşayan her kesime dönük bir söylemi olduğu için demokratik bir kitle partisi olduğu gerçeği, kendisine oy vermeyen seçmenlerin çoğu tarafından dahi kabul edilen bir partidir.

 

Kişisel olarak baktığımda CHP alması gereken oy’un çok uzağında kalmıştır ancak bu durumu başarısız bir kampanya olarak yorumlayamayız. Çünkü daha önce birkaç kez daha ifade etmiştim geçirdiğimiz seçimin taraflarından biri muhalefet partileri iken diğer taraf iktidar partisinin kurumsal kimliği değildi. Tayyip Erdoğan’ dı. O yüzden toplumda, seçimin belirleyici unsuru partiler arası bir rekabet değil Tayyip Erdoğan’ a karşı cepheleşme ve O’ nun gücünü kırma psikolojisi idi. CHP tüm bu öngörülere rağmen, büyük ve önemli bir parti olma kimliğini koruyarak gerçek sorunlara değinmiş toplumdaki algıyı dürtecek ya da kamplaştıracak söylemlerden kaçınan bir yöntem sergilemişti. Şu andan sonra hangi partiye ne kadar oyu gitti gibi bir durumu tartışmak yararsız. Ancak şunu söyleyebilirim; ilk kez oy kullanan ve CHP’ ye oy verme ihtimali olan gençlerin ve CHP’ ye yakın olan bazı kesimlerin yukarıda bahsettiğim cepheleşme psikolojisine bağlı olarak baraj sorununu ortadan kaldırma iradesini ortaya koyduklarını söylememiz yanlış olmaz.

 

Bu değerlendirmeler ışığında CHP yazımın başlarında belirttiğim halk tarafından verilen “RED” mesajını doğru okuyarak bundan sonra gelişecek siyasal tablonun mimarı olmalıdır. Bugün ortaya koyduğu üretime bağlı ekonomik büyümeyi öngören ve bu öngörüsü sonucu demokratikleşmeyi sağlayacak olan program doğrudur. Bu programı ve siyaset üslubunu kısa vadede oy’a tahvil edememesi başarısızlık olarak yorumlanmamalıdır. Sadece otoriterleşen bir yapıya karşı oluşan tepkisel havanın içinde kendine yeteri kadar yer bulamamıştır.

 

MHP ve HDP açısından değerlendirmelerimi de yarın paylaşacağım.

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle