SEÇİMİN ARDINDAN -2-

Dünkü yazımızda seçimin sonuçlarını AKP ve CHP açısından değerlendirmiştik. Bugün de sonuçların MHP ve HDP’ ye yansımalarını neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirelim.   Değerlendirmemize geçmeden önce,  her iki partinin de Türkiye Siyaseti içerisinde, geldikleri nokta ve aldıkları pozisyonla ilişkili olarak, ortak özellikleri olduğunu söyleyebileceğim bir tespiti yapmak istiyorum.   “Çok partili siyasal yaşam boyunca; Türkiye’ […]

SEÇİMİN ARDINDAN -2-

Melih BağcıDünkü yazımızda seçimin sonuçlarını AKP ve CHP açısından değerlendirmiştik. Bugün de sonuçların MHP ve HDP’ ye yansımalarını neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirelim.

 

Değerlendirmemize geçmeden önce,  her iki partinin de Türkiye Siyaseti içerisinde, geldikleri nokta ve aldıkları pozisyonla ilişkili olarak, ortak özellikleri olduğunu söyleyebileceğim bir tespiti yapmak istiyorum.

 

“Çok partili siyasal yaşam boyunca; Türkiye’ de siyaset tartışılır ya da kurgulanırken hep bir denklem ortaya konur. Bu denklem; “Türkiye’ de seçmenin %65-70’ i sağcı, % 30-35’ i ise solcudur” şeklindedir ve her seçim, bu denklem üzerinden yapılan manipülasyonlar sonucu ortaya çıkan söylemlerin yarattığı algı az bir yanılma payıyla hayata geçirilir. Çok nadir de olsa bu denklem, kısa sürelerle birkaç kez sol lehine değişmiştir. 70’ li yıllarda Bülent Ecevit önderliğindeki CHP’ yi buna örnek verebiliriz. Ancak, bu dönemlerde de söz konusu bu değişimi kalıcı kılacak ve yerleşmiş algıyı ortadan kaldıracak sonuçlar doğurmamıştır.

 

12 Eylül sonrası şekillenen siyasal ve toplumsal yapı içerisinde, sağ ve sol kavramları, bu kavramları temsil eden siyasi partiler ve bu partilerin destek buldukları sınıfsal yapılar arasındaki büyük çelişkinin temel nedeni de budur.

 

Sağ ve sol kimdir ya da kimlerden oluşur sorusu sorulduğunda da, yapacağımız tanımlama şu şekilde olur.

 

—Türkiye’ de sağ; Muhafazakârlık, milliyetçilik gibi soyut değerlere bağlı olarak sistemden faydalanan yapay bir burjuvazi ve sistemden gördüğü zararı sorgulamak yerine haline şükreden ve çeşitlilik gösteren yığınların oluşturduğu geniş bir kitlesel yapıdır. Sol ise, yine aynı şekilde söz konusu neo-liberal politikaların oluşturduğu sistemle yaşam standartlarını yükseltmiş, bu standartları seküler ve batılı bir çerçeve içinde oluşturan kesimlerle birlikte örgütlenmiş emekçiler, kimlikleri sebebiyle devlet ve sistem tarafından zaman zaman ötekileştirilmiş, Kürtlerin bir kısmı ve neredeyse tamamına yakın bir oranda Alevilerden oluşmaktadır.”

 

Hem MHP, hem de HDP açısından bakıldığında yazının başında belirttiğimiz ortak özellik, altını çizdiğimiz değerlendirme ışığında bakıldığında; her iki partinin de Sol’ un ve Sağ’ ın içinde güçlenmiş ikincil yapılar olarak biraz daha güçlenerek pozisyon almasıdır.

 

Bu genel değerlendirmenin ardından 7 Haziran’ da yapılan seçimlerin sonuçlarını MHP ve HDP açısından ayrı ayrı değerlendirelim.

 

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ: MHP, 12 Eylül öncesinde nasıl sistem tarafından dayatılan “Eyvah komünizm geliyor!” tehlikesine karşı kendi ideolojik yapısını karşıtlık tezi üzerine şekillendirdiyse, bugünün siyasal ortamında da, kendi ideolojisini Kürt siyasetine bağlı bölünme paranoyasına karşı olan tezler üzerine kurdu.

 

Durum bu olunca da, çözüm sürecindeki çıkmazlar, antidemokratik baraj uygulamasına karşı gelişen dinamiklerin HDP’ ye vereceği öngörülen destek gibi konuların gündemde kalmasıyla çok da çalışmadan oylarını bir miktar arttırmayı başardı. Ancak, aslına bakarsanız oy arttırmasına rağmen çok da başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun nedeni ise 13 yıllık AKP İktidarının merkez sağ değerler üzerinden yarattığı boşluğu iyi değerlendirememiş olmasıdır. (Söz konusu bu boşluk; hem siyasal ahlak değerlerinin yozlaştırılması hem de, liberalleşme adı altında dizayn edilen ekonomik yapıya bağlı olarak devletin piyasaya aşırı müdahale eden hükümet yaklaşımıdır.) O yüzden Türkiye’ deki sağ siyasetin içindeki tali unsur olma özelliği az bir oy artışıyla devam etmiştir. Oysa Türkiye’ nin can alıcı konularına dönük sağlıklı söylemler geliştirebilseydi, belki kerhen AKP’ ye giden oyların önemli bir kısmını daha alarak Sağ’ ın merkezinde alternatif güçlü bir yapı olma şansını yakalayabilirdi.

 

HALKLARIN DEMOKRASİ PARTİSİ: HDP, tartışmasız bu seçimin en başarılı ve tek kazanan partisi. Cumhurbaşkanlığı seçiminden bu yana sürekli yükselen bir ivmeyle “Türkiye Partisi” olma yolunda ilerlediler. Bunu yaparken hem Doğu ve Güneydoğu’ da bulunan Kürt oylarını bloke etmeyi başardılar, hem de AKP ve Tayyip Erdoğan’ ın topluma dayattığı Başkanlık Sistemi’ ne karşı parlamenter demokrasinin devamlılığının sigortası oldukları algısını çok iyi yöneterek etnik kimlikten çok demokrasi vurgusuyla çok önemli bir oy kazandılar. Durum bu olunca salt bir kimlik partisi olmanın ötesine giderek kendini solda tanımlama fırsatını elde etmiş oldu.  Bu duruma sebep olarak bir de, CHP’ nin merkeze kayma adına ürettiği politikalar sonucu zaman zaman solla arasında doğan çelişkilerin yarattığı boşluğu da ekleyebiliriz.

 

HDP aldığı sonuçtan çok, bundan sonra alacağı pozisyon üzerinden değerlendirilecektir. Bu pozisyona göre Türkiye Solu içinde mi yer alacak yoksa tekrar bir kimlik partisi kalıbına mı sıkışacak? Bu sorunun cevabını vermesi gerekiyor. Bu cevabı vermesi için de, öncelikle içinde barındırdıkları Altan Tan gibi isimlerin kendi siyasal anlayışları içindeki misyonunu tartışmaları ve Altan Tan’ ın Kemal Kılıçdaroğlu’ na yönelik söylediklerini seçim boyunca yürüttükleri kampanyanın, geliştirdikleri söylemlerin nesrine koyacaklarını belirtmeleri gerekiyor.

Yorumlar

yorum