İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN ALEVİLİK BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMALARINDA KAZ DAĞI, SARI KIZ VE TAHTACI TÜRKMENLER

(Baha Said Bey; Türkiye’de Alevi Bektaşi, Ahi ve Nusayri zümreleri, T.C. Kültür Bakanlığı yayını) Küçüklüğümde şimdi Hakk’a kavuşmuş olan Halam Gülistan Bayracı’dan iki tane hikaye dinlemiştim. Hikayelerden birisi Alevilerinde kendilerini bu güruhtan saydığı  nefes ve deyişlerde sıkça duyduğumuz “Güruh-u Naci” nin hikayesiydi, diğeri ise biraz aşağıda yazmaya başlayacağım sarıkız efsanesidir. Sarıkız efsanesini Değerli araştırmacı yazarlarımızdan […]

İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN ALEVİLİK BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMALARINDA KAZ DAĞI, SARI KIZ VE TAHTACI TÜRKMENLER

İbrahim Kızıler(Baha Said Bey; Türkiye’de Alevi Bektaşi, Ahi ve Nusayri zümreleri, T.C. Kültür Bakanlığı yayını)

Küçüklüğümde şimdi Hakk’a kavuşmuş olan Halam Gülistan Bayracı’dan iki tane hikaye dinlemiştim. Hikayelerden birisi Alevilerinde kendilerini bu güruhtan saydığı  nefes ve deyişlerde sıkça duyduğumuz “Güruh-u Naci” nin hikayesiydi, diğeri ise biraz aşağıda yazmaya başlayacağım sarıkız efsanesidir. Sarıkız efsanesini Değerli araştırmacı yazarlarımızdan Piri Er’in kitabının arkasında doktora tezi olarak yayınlanmış olarak buldum ve halamın bana anlattıkları aklıma gelince, klasik Alevi aktarımı yani dilden dile söyleyerek ve sazla-kopuzla, çöğürle  çalarak gelecek kuşaklara aktardıkları aklıma geldi. Rahmetli halam okur yazar değildi. Yıllar sonra Türkiye’de en derin ve eski Alevi-Bektaşi araştırmalarını “İttihat ve Terakki” nin  yaptırdığını ve bunun “ Baha Said Bey” tarafından kitaplaştırıldığını öğrendim. Şimdi birkaç bölüm halinde yazacağım konuların tamamı işte bu kitaptan noktasına virgülüne dokunmadan alınmıştır. Aynı konu Tahir Harimi Balcıoğlu’nun “Tarih de Edremit Şehri” ve “Edremit civarında Türk aşiretleri” isimli kitabında da yazılıdır.

 

SARI KIZ EFSANESİ

Kaz Dağı Türkmenleri arasında böyle konuşulur ve çöğürün dilinden böyle dökülür:

 

Hey Kurbanın olam Zülfekar Ali              Fatıma nurundan Kabe’ye düşen

Sen yarattın yeri göğü ezeli                     Mevla nefesinden süzülüp geçen

Dünya görmemiş böyle güzeli                 Sarı kız elinden doldurup içen

Hey Kurbanın olam Zülfekar Ali              Hey Kurbanın olam Zülfekar Ali

 

Fatıma nurundan Kabe’ye düşen          Eşiğin yanında yan yatan Sultan

Mevla nefesinden süzülüp geçen         Sarı Kız divanında kurulan arslan

Sarı kız elinden doldurup içen               Sırrı, esrarı bilendir Selman

Hey Kurbanın olam Zülfekar Ali            Hey kurbanın olam Zülfekar Ali

 

Malımı, canımı helal aldın mı?

Irzımı, kanımı helal aldın mı?

Sarı Sultan’ımı helal aldın mı?

Hey kurbanın olam Zülfekar Ali

 

Bu nefes tahlil edilirse, şu sonuca varılır:

  1. Ali, mükevvenatın halikıdır.
  2. Fatıma’nın Hasan ve Hüseyin’den başka, Kabe’ye Nur şeklinde düşen bir de kızı varmış. Ve bu-

Kız, işte o Sarı Kız’mış. Mevla nefesinden (Ali’den) süzülmüş, geçmiş.

  1. Bab-ı Ali’de yan yatan sultanın “Selman” olduğunu anlıyoruz; Fakat bu “Selman-ı Farisi”, Sarı

Kız divanında kurulmuş! Onun için Ali’nin sırlarına vakıfmış.

ç.    Sonra anlıyoruz ki Sarı Sultan, Selman’ın namusu, helali olmuş.

 

Bu olayı daha iyi anlayabilmek için bir nevi Sarı Kız’ın Velayetnamesi diyebileceğimiz dilden dile geçen efsaneyi de dinleyelim.

Sarıkız’ın “Sarıkız velayetnamesi” diyebileceğimiz dilden dile geçen efsaneyi de yazarak devam edelim İttihat ve Terakkinin Alevilik Bektaşilik araştırmalarına;

 

“Bir gün Fatıma anamız çok mahzun ve kederliymiş. Ağlıyormuş. Şir-i Yezdan, kan kalesini feth ve büyülemek ile meşgul, seferde. Fatıma anamızın sıkıldığını, derdini, firakını işiten Hz. Ali  o dakikada kan kalesi beyinin kızını esir almak üzermiş ki Fatıma anamızın eli, Haydar-ı Kerrar’ın yakasına yapışmış. Şir-i Yezdan’ın önünde, kan kalesi padişahının kızı can vermiş.

 

Ali de bu olayı, Fatıma anamızın kadın kıskançlığına yormuş. Onun gönlünü almış. Padişahın kızının odasına götürmüş. Niye geldiğini sormuş. Fatıma anamız da derdini söylemiş; İki oğlum var, biricik de kızım olsa demiş. “Onun için zarlandım geldim di” demiş. Zülfekar Ali’de “Var kabe’den kızını al” demiş. Fatıma anamız da o anda kendisini, kucağında dünya güzeli bir kızla Kabe içinde bulmuş. Bu nur topu gibi yavrusuyla birlikte babası Muhammed’e varmış. ‘Gör bak Mevlam Ali ne verdi’ demiş. O da “İyi evladım ama, bu çok güzel kızı görmek için benim üçüncü gözüm yok. Benim iki gözüm Hasan ile Hüseyin’dir. Var bunu Ali’ye götür. Hakk’a emanet etsin. Torunlarımı kıskandırmasın” demiş.

 

O da “Bu benim kusurum. Ben istedim, neyleyim, geri almaz” demiş. “Öyleyse götür kabe’ye bırak, Mevlam bilir kendisi” demiş. O da Kabe’ye bırakmaya giderken, Kabe kapısına sövkenmiş (Yan Yatmış) Selman’a rast gelmiş. ‘Ya Selman, burada ne işin var’ diye sormuş. Selman da; Bana Mevlam Ali emri, ianetini almaya geldim’ demiş ve kucağından nur topunu almış. Sır olmuş. Götürmüş kaf dağında elmastan, yakuttan bir köşke bırakmış. Kız büyümüş. Ara sıra lalası gelir yoklarmış. İhtiyar Salman, bu kız büyüdükçe güzelliğine hayran olurmuş. Bir gün Hakk’a niyaza durmuş, yalvarmış, yakarmış Ali’nin şefaatine gelmiş. “Halim viran” demiş.

 

Yeri göğü yaratan ve kendi sırrına Selman’ı ortak eden kurbanı olduğum Ali de, Selman’a acıış. Onu taze delikanlı yapmış. Gitmiş Kaf dağındaki köşkünden Sarıkız’ı kaldırmış, getirmiş. Sarıkız tepesi’nde ona bir dünya düzmüş. Sarıkız dünya sarayında yirmi bir gün yaşamış. Artık kendisine bu hayat, yetimlik hissi ağır gelmeye başlamış. Bir gün Selman’a  “Anamı göreceğim geldi. Babamı, dedemi, kardeşlerimi göreceğim geldi. Bana onları göster” diye yalvarmış.

 

O da Fatıma anamıza yalvarmış ki, “Sarı kız” ın seni çok özledi, onu biricik gel gör. Fatıma anamız Mevla Ali’den izin almış ve Sarı kız tepesine gelmiş. Kızını görmüş ki ölmüş.

 

Selman derhal kucaklamış. Bab-ı Ali’de kendi figan ve hasretini inleyerek, sızlayarak, arza gitmiş. Ve yedi defa sağ yanı üstünde sürünerek, yedi defa sol yanı üstünde sürünerek, yedi defa yüzü koyun sürünerek  her gün gitmiş. Sonunda yirmi birinci gün gene sırr-ı Mevla’ya girmiş. Gitmiş.

 

Fatıma anamızın Sarı kız’ı görmeye geldiği vakit sonbaharın ilk günü imiş. İşte Kaz Dağı’nda bilinen Sarı Kız’ın esrarı, menkıbesi budur. Fakat bu Sarı Kız hikayesi yalnız burada, Kaz Dağı’nda mahalli bir şöhrete sahip değil, onun Anadolu’nun her bucağında, efsane ve destanı vardır. Bugün bölgemizde yaşayan Tahtacı Türkmenlerin inanç yönünden bağlı oldukları “Yan Yatır” ocağı ismini Salman-ı Farisi’nin  Yan yatarak Hakk divanına yalvarmasından almıştır.

Yorumlar

yorum