YALNIZLIĞIN MİLLİYETÇİLİĞİ

7 Haziran seçimlerinin en önemli sonucu 2002’ den bu yana büyüyen bir yalnızlık milliyetçiliğinin artık küçülmeye başlamasıdır.  Yalnızlık milliyetçiliği diyorum çünkü AKP’ nin yönetim anlayışı; Kendileri gibi olmayan herkesi, şoven bir parti milliyetçiliği ile kendi yarattıkları sistemin dışına ittiği bir yalnızlaşma yaklaşımına dayanmasıdır.   Peki, bu yalnızlık, neden 2002’ den 2014’ ün Ağustosu’ na kadar […]

YALNIZLIĞIN MİLLİYETÇİLİĞİ

Melih Bağcı7 Haziran seçimlerinin en önemli sonucu 2002’ den bu yana büyüyen bir yalnızlık milliyetçiliğinin artık küçülmeye başlamasıdır.  Yalnızlık milliyetçiliği diyorum çünkü AKP’ nin yönetim anlayışı; Kendileri gibi olmayan herkesi, şoven bir parti milliyetçiliği ile kendi yarattıkları sistemin dışına ittiği bir yalnızlaşma yaklaşımına dayanmasıdır.

 

Peki, bu yalnızlık, neden 2002’ den 2014’ ün Ağustosu’ na kadar büyümüş ve aradan 1 yıl bile geçmeden çok büyük bir küçülme yaşamıştı?

 

2002’ den bu yana AKP, siyasal olarak yalnızlaşmayı ve söz konusu yalnızlaşmanın ekonomik boyutunu güçlü tutarak bu anlayışın toplumda büyümesini, kendi yalnızlığına destek bulmasını başardı. Ancak son raddede, meselenin ekonomik boyutunu organize edemediği için de kutsallara sığındı.

 

Bu yüzden Kur-an’ lar elde gezdi, Evlad-ı Fatihanlar, Selahaddin Eyyubi’ ler dendi.  Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramlar ve bu kavramlara bağlı büyümeden hiç bahsedilmedi. Sadece, saltanata özenen bir manifestoya dayandırılan, hayali bir başkanlık sistemi vaadiyle halkın karşısına çıkıldı. Bu da, onlar açısından kendi yalnızlıklarının toplumda küçüldüğü olumsuz bir sonuç doğurdu.

 

Düşünsenize, AKP % 40 oy alıyor ve kimse onlarla birlikte ülkenin yönetimini paylaşmak istemiyor. Bu çok büyük bir yalnızlık ve bunun sebebi de yine kendileri. Onları bu yalnızlıktan alıp kurtarabilecek herkes üzerinde oluşturdukları negatif algı. Her ne kadar manşetler “Devlet Aklı” üzerinden ihtimalleri değerlendirse de, AKP dışındaki partilerin “Sokak Aklı” Onların bu yalnızlığın içinde bırakılmasını istiyor. Halk AKP dışında kalanların ortak yönetiminde üretilen bir formülle, bir restorasyon döneminin başlamasını istiyor.

 

Bu tespitimizin ışığında, Türkiye’ de yürütülen koalisyon tartışmalarına baktığımızda, söz konusu bu tartışmaların odağında da MHP’ yi görüyoruz.

 

MHP önce kapılarını koalisyonun içinde yer alma ihtimallerine kapadı, ardından “Ver Bilal’ i, al iktidarı” gibi siyaseten anlamlandırmak da zorlandığım hatta biraz da sorumluluktan kaçma amaçlı olduğunu düşündüğüm bir noktaya geldi.

 

En önemlisi de, içinde ya da dışında HDP’ nin olabileceği tüm koalisyon alternatiflerine kapalı olduğunu söyledi. Bu siyasi bir tercihtir ve elbette kendi iradelerini ortaya koyacaklardır. Ancak,  şimdi şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?

 

MHP’ nin Milliyetçilik anlayışı ne?

 

Sorumluluktan kaçmak mı? Yönetimine talip olduğu halkın iradesini görmezden gelmek mi? Keskin ideolojik kalıpların ardına sığınarak uzlaşmazlık tavrı takınmak mı?

 

MHP’ nin milliyetçilik anlayışı içinde savunduğu vatanda;

  • Soma’ da, Ermenek’ te ölen madenciler yaşamıyor mu?
  • Polisin gaza boğduğu, daha Onbeşinde vurduğu, dövüle dövüle ölen gençler yaşamıyor mu?
  • Adaletten kaçan bakanlara isyan eden insanlar yaşamıyor mu?
  • Emeği sömürülen çiftçiler yaşamıyor mu?
  • Parasız eğitim isteyen üniversiteliler yaşamıyor mu?
  • Töre cinayetlerine, erkek şiddetine maruz kalan kadınlar yaşamıyor mu?

 

MHP’ nin milliyetçilik anlayışı, hala, vakti zamanında  Estergon Kalesi’ nin burçlarında sallanan bayrağa öykünüp vatan millet edebiyatı yapmak mı?

 

MHP, görmüyor mu şimdi yaşadığımız vatanın burçlarında kimlerin kirli çamaşırları sallanıyor. Ve o çamaşırları oradan söküp atmak ve Demokratik bağımsız Türkiye’ nin bayrağını dalgalandırmak için, hangi halkın ne kadar milliyetçisi olması gerekiyor.

 

Yoksa MHP, tüm bu olan bitene karşın hala Ötüken’ in yokuşlu yollarında saraya mahsus bir yalnızlığın milliyetçiliği ile tek başına yürüyüp karşıdan bakmanın derdinde mi?

Dayeka me yeke me bi hevra şir mıjandi hevalno 
Em dil u canın Xwina min ji wara dıkele 

 

Anamız birdir, aynı memeden emmişiz dostlar.Kan kardeşiz, sizlere kanım kaynıyor. (Enver Göçe – Köylülerime-) DEMİREL’ İN ARDINDAN                                                           Kanımca etraflıca bir şey yazmaya pek gerek yok. Bugün cenazesi kalkacak ve önemli olan bu. Yaşadığı ve yaşattığı günlerin artık hiçbir önemi yok. Sonuçta kendi dememiş miydi? “Dün dündür, bugün bügün.”

Yorumlar

yorum