ALEVİLİK KENDİSİNE ÖZGÜ BİR İNANÇTIR

Geçen hafta Alevi olarak doğamazsınız diye başlamıştım, aynı yerden devam edelim. Alevilik kendisine özgü bir inançtır. Onun için Alevilik hiçbir etnik kökenin malı değildir. Alevi bir anne ve babadan olmak sadece Alevi olabilmek için bir avantajdır. Çünkü Alevi bir ailede ve Alevi bir toplum içerisinde doğup büyümek Alevi inancını algılayabilmek için  sünni bir ortamda yetişenlere […]

 ALEVİLİK KENDİSİNE ÖZGÜ BİR İNANÇTIR

İbrahim KızılerGeçen hafta Alevi olarak doğamazsınız diye başlamıştım, aynı yerden devam edelim. Alevilik kendisine özgü bir inançtır. Onun için Alevilik hiçbir etnik kökenin malı değildir. Alevi bir anne ve babadan olmak sadece Alevi olabilmek için bir avantajdır. Çünkü Alevi bir ailede ve Alevi bir toplum içerisinde doğup büyümek Alevi inancını algılayabilmek için  sünni bir ortamda yetişenlere göre de bir avantajdır. Konuya böyle bakmak gerekir. Alevilik kendisine özgü inanç ve ibadet şekilleri bulunan İbadetine CEM, ibadethanesine CEMEVİ denilen bir inanıştır. Aleviler inançlarına din demezler, Yol derler “Sorma be birader mezhebimizi/ Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır/Çağırma meclis-i riyaya bizi/Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır/ Bizim söyleyecek sözümüz vardır” diyen Nesimi’nin dörtlüğünde de geçen bu yol’a Aleviler “Hakk-Muhammed-Ali” yolu derler, bu yola bir dede, pir veya mürşit önünde ıkrar verenlere de “ALEVİ” derler. Yol’a ıkrar vermemişseniz Alevi bir anadan, babadan doğmak sizi ALEVİ yapmaz.

 

“Gel aslım sorarsan ben bir niyazım/ Sabır ilmi derler yerden gelirim/ Ve katre idim şimdi han oldum/  Arştaki kandilden nurdan gelirim.”-“ Sual eylersen benim sırrımdan/ Cümlemizi var eyledi varından/ Yarattı Muhammet Ali nurundan/  Hakk ile Hakk olan sırdan gelirim”…( Nesimi)

 

Yukarda Alevilerin 7 ulu ozanından birisi olan Seyyid Nesimi’nin deyişinden de anlaşılacağı gibi, Aleviliği öğretmek, tarif etmek hiçbir kişinin haddine değildir, Anadolu Aleviliğinin 7 ulu ozanı vardır ve Alevilik bu ozanların deyiş ve nefeslerinin içine “Alevi sırları” olarak serpiştirilmiştir. Alevilerin Anadolu’da ve Anadolu’ya gelirken konakladıkları topraklarda egemen güçler tarafından sürekli katledilmeleri, gençlerin, kadın ve çocukların esir edilerek satılmaları yüzünden yazılı kaynakları yok edilmiştir. Alevi toplumunun pir ve mürşitleri yok oluşu önleyebilmek ve gelecek nesillere taşıyabilmek için sözlü bir kaynak oluşturmuşlardır. İşte bu sözlü kaynak Yol büyükleri tarafından “CEM” lerde 12 hizmetten birisi olan “Zakir”lere ezberletilerek yok olmaktan kurtarılmıştır. Zakirlerimiz cemlerimizde işte bu ulu ozanların deyişlerini bağlamaları ile çalarak dillendirirler. Alevi sırları ise ‘inancın ele verilip toplumun egemen güçlerce katledilmesini ve ezilmesini önlemek için, belli bir eğitimden geçen, ağzı sıkı, ketum, Aleviliği algılama seviyesi üst düzeylere erişmiş kişilere aktarıldı, Toplum Alevi sırlarını değil bu sırrı saklayan kişilerin öğrettiklerini bilirdi.

 

Hz. Ali’ye, Ehl-i Beyt’e, 12 imamlara Alevilerin duydukları sevgi ve saygı özenilesi bir saygıdır. Bu sevgi ve saygı kainatın yaradılmasından bu yana Alevilerin ellerin de ve dillerinde bulunan varoluşun sırlarının üzerine sarılmış, İslam ordularının katliamlarından kurtulmak için kendilerinin islam olarak görülmesini sağlayacak bir örtüdür. İşte bu örtü bugün et ile tırnak gibi olmuştur, yani Alevi sırları ve islami örtü ayrılmaz bir bütün gibi olmuştur. Bugün aklı kendisinden menkul kişiler, Alevi sırlarını bırakarak, üstümüzdeki yalnızca bu koruyucu örtüyü “Gerçek Alevilik” diye topluma dayatmaktadırlar. Asıl ve gerçek Aleviliği asimile ederek yok olmasını sağlamaya, Anadolu Alevilerini  sünni yapamayacaklarını  bildikleri için en azından “şiileştirmeye” çalışmaktadır. Yazımızın konusu Alevilerin Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve 12 imam sevgi ve saygısı değil, Kızılbaş Alevi gerçekleridir. Tıpkı Pir Sultan Abdal’ın “Ay Ali’dir, Gün Muhammed” diye başlayan “Tevhid” isimli bu deyişteki gibi, tıpkı Şah Hatayi’nin “Kırmızısın başa giydi ol Aliyyel Murtaza/ Pişüva-yi tacı bildi kim ki hakk’ın tanıdı/ Zahiri 12 imam batıni ismi Hüda’dır” deyişinde olduğu gibi, tıpkı Kul Hüseyin’in “Kul Hüseyin’im Hakk’a yalvar/ Sevdiceğim Ali server/ Nur olmuş alemde parlar/ Şems-ü Kamer’im Ali’dir” deyişinde olduğu gibi, veya “Teslim Abdal der ki eremediniz/ Kör imiş gözünüz göremediniz/  Yedi yıl dolaştım deremediniz/ Zühre yıldızıydı aştı duydun mu” diyen Kul Hüseyin’in deyişinde olduğu gibi Alevi gerçekleri bizleri salt Anadolu yaylalarına, Mezopotamya ovalarına, Arabistan çöllerine değil, Yukarıya, semaya, Ay’a ve Güneş’e, Ay ve güneş’in yaydığı ışığa, aydınlığa götürüyor. İşte gerçek Alevilik de orada aranmalıdır. Arabistan çöllerinde değil.

 

Eğer Alevilik salt Hz. Ali’yi, Ehl-i Beyt’i, 12 imam’ı sevmek olsaydı, Alevilik saklanmayı ve gizlenmeyi gerektirmezdi, ama “Ay’a Ali, Güneş’e Muhammed, Hilalin yani ay’ın önünde parlayan yıldıza Zöhre ana” der, hep ışığı ve aydınlığı işaret edersen vay haline, çekeceğin var Yezit’in elinden.

 

İnançlar deyince anlamamız gereken de şudur diye düşünüyorum. Tanrının, doğuşun, yaşamın ve yaşamdan yok oluşa, yani hakk’a yürümeden sonrasına (yani ölümden sonra) yönelik birbiri ile çelişmeyen ifadelerin ve mesajların bütünüdür diyorum. Bu tüm kadim inançlarda da böyledir. Aleviliğin en belirgin özelliği, İslam da kendisini gösteren Yaradan ile yaratılan “ikiliği”ni değil, “birliği” yani varlığın birliğini, “Ten”in  değil “can”ın ölmezliğini savunmasıdır.   Tıpkı bizim Yunus’un dediği gibi “Ölürse Tenler ölür/ Canlar ölesi değil” şiirindeki gibi. Yazımızı buna örnek olan “Nimri Dede” nin bir deyişi ile bitirmek istiyorum. “İkilik Kinini İçimden Atıp/ Özde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim/ Taht Kuralı Ariflerin Gönlüne/  Sözde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim/ Serimi Meydana Koymaya Geldim”

Aleviliği anlatmaya devam edeceğim ama okuyucuyu sıkmama adına bir ara vermenin gereğine inanıyorum, İleride bu konuyu yazmaya devam edeceğim. Selam ve saygılarımla.

Yorumlar

yorum