“ ONLAR ÇOCUKLARA OYUNCAK GÖTÜRÜRKEN ÖLDÜLER”

Burhaniye Emek ve Demokrasi Güçleri/ Körfez Çevre Savunması Platformu tarafından dogayı katledenlere karşı bir basın açıklaması yapıldı. Ayrıca, dün Urfa’nın Suruç ilçesinde yaşanan bombalı katliam da basın açıklamasına katılanlar tarafından protesto edilerek lanetlendi. Cumhuriyet Meydanında yapılan basın açıklamasına katılan gurup daha sonra meydanda oturma eylemi yaptı. Konuşmacı olarak Hatice Engin yaptığı basın açıklamasında şu görüşlere […]

“ ONLAR ÇOCUKLARA OYUNCAK GÖTÜRÜRKEN ÖLDÜLER”

Burhaniye Emek ve Demokrasi Güçleri/ Körfez Çevre Savunması Platformu tarafından dogayı katledenlere karşı bir basın açıklaması yapıldı. Ayrıca, dün Urfa’nın Suruç ilçesinde yaşanan bombalı katliam da basın açıklamasına katılanlar tarafından protesto edilerek lanetlendi. Cumhuriyet Meydanında yapılan basın açıklamasına katılan gurup daha sonra meydanda oturma eylemi yaptı. Konuşmacı olarak Hatice Engin yaptığı basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi.

Dağlarda çıkan yangını, faşizmin toprağımıza, suyumuza yaptığı saldırıyı konuşmak için toplandık. Ancak başka bir yangın düştü yüreğimizin tam orta yerine bugün. Kobani’nin yeniden inşası ve bölgeye kreş, okul hastane, kütüphane ve hatıra ormanı dikmek amacıyla giden Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’dan 330 gence düzenlenen bombalı faşist saldırıda 28 genç öldürüldü,100 den fazla genç de ağır yaralandı. Çocuklara oyuncak ve bebek bezi götürüyorlardı, kütüphane için de kitaplar. Suruç’ta  yapılan bu katliam için basın açıklamamızdan sonra  devrimci gençler için saygı duruşunda bulunacağız ardından da konuyla ilgili ayrı bir basın açıklaması  ve oturma eylemi yapılacaktır.

Türkiye’de ve dünyada sermaye güçleri, tepeden inme uygulamalarla, doğayı ve taşradaki üretimi ve insanların yaşam alanlarını hedef almaktadır. Bu işgal güçleri, Türkiye’nin dört bir yanından toprağımıza ve suyumuza büyük bir iştahla saldırıyor.Toprağın ve suyun onurunu koruyanlar olarak bizler; bu işgal, talan ve yıkımlara Dur! demek  için burada toplandık.

Sermayenin ekonomik yatırıma ait plan ve projeleri kapsamında, insanların yaşadıkları topraklar gasp ediliyor, termik santraller, yeşil yol ve HES projeleriyle, tarım alanları, zeytinlikler, yaylalar, dereler ve ormanlar yok ediliyor.

Sermayenin yıkıcılığına karşı ekolojik direniş göstermek, insanların yaşam alanlarını otoriteye, devlete, sermayeye karşı korumak,yaşadığımız dünya için boynumuzun borcudur.

“Yol medeniyettir.” diyor bir devlet büyüğü. Oysa yapılan yollarla sermayenin önündeki engelleri kaldırıyorlar bir bir. Ormanlar, yaylalar, su havzaları nasıl işgal edilecek yollar olmazsa?

Karadeniz Bölgesi’nde Yeşil Yol Projesi ile Samsun’dan Hopa’ya kadar Karadeniz yaylalarının yüksek rakımda, denize paralel bir şekilde birbirine bağlanması planlanıyor. Gerçekleşirse bir doğa katliamı olarak tarihe geçecek olan proje ile yayla turizmi talebinde artış yaşanacağı, bunun da daha fazla betonarme yapılaşmaya yol açacağı, yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip önemli doğal alanların zarar göreceği bilim insanları tarafından ifade ediliyor.

Milletin anasına küfür eden bir müteahhide verilen yol yapımında, binlerce ağaç kesildi ve daha binlercesi kesilecek. Buna karşılık AKP’nin valisi, yüzümüze bakarak bizlere yalan söylüyor. “Bir ağaç bile kesilmedi” diyerek bizleri kandırmaya çalışıyor.

Samistal Yaylası’ndan  yükselen sesiyle onlara gereken cevabı Rabia Özcan yani “Havva Ana” verdi. Devlet kimdir? Halk kimdir? bir bir anlattı.

“Vali kim, kaymakam kim, ben halkım” diyen Rabia Ana’nın sesinin yankılandığı Hemşin yaylalarının yok edilme oyunlarına benzer bir oyun oynanmakta Cudi Dağlarında bu günlerde. Bu toprakların kaderini belirleyecek olanın üzerinde yaşayan halk olduğu, dağların, derelerin, ormanların kardeş olduğu, Cudi’yi yakanın da, HES diye, Yeşil Yol diye derelerimizi kurutanın da aynı sermaye güçlerinin ve onların devlet içindeki işbirlikçilerinin olduğu gerçeğini bilerek, aynı yolda yürüyoruz hep beraber.

Bugün Sinop ve Akkuyu’da nükleer santral projelerine karşı oluşan hareket, HES’lere karşı mücadele edenlerle kardeştir. Derelerin Kardeşliği, Siyanürle altın arayanlara karşı mücadele edenlerle kardeştir. Yani mücadelelerimiz ortak, mücadele edenler ise kardeştir.

Sermayenin doğasında  soykırım, katliam ve savaş vardır. İnsanlık tarihi de sermayenin insana ve doğaya karşı işlenen suçlarıyla doludur. Yok edilen halkların, talan edilen toplumsal kaynakların, zehirlenen toprağın, yok edilen türlerin, genetiği ile oynanan tohumların, çalıştığı işyerlerinde göz göre göre ölüme terk edilen, zehir soluduğu için meslek hastalıklarının pençesinde erkenden ölen işçilerin tarihini yazıyor kapitalizm bu topraklarda.

Cudi Dağı’nın eteklerinde Şırnak Hudut Taburu’ndan yapılan top atışları nedeniyle başlayan yangın günlerce devam etti.

Cudi’de toprak, ölüm koktu günlerce. Çiçeğin, böceğin, ağacın, kuşun ölümünü seyretti insanlar kahrolarak. Bugün bu yağmaya dur diyemezsek, susarsak eğer kurda, kuşa, çiçeğe, ağaca ve çocuklarımıza verecek hesabımız olacaktır gelecekte.

Çevredeki köylüler yangını kendi imkânları ile söndürmeye çalışsalar da, dağ koşullarından dolayı köylülerin yangına müdahalesi zor oldu. Yetkililer  günlerce yangının yayılmasını izlemekle yetindi.  Devlet, ellerinde onlarca helikopter ve yangın söndürme uçağı bulunmasına rağmen yangına müdahale etmedi. Ayrıca bu bölgede bulunan termik santralinin, yeni kömür sahalarına ihtiyaç duyduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, denklemi çözmemiz daha da kolaylaşmaktadır.

Adına ne denirse densin, hangi gerekçeyle olursa olsun bir devletin kendi toprakları içerisinde bilinçli-bilinçsiz yangın çıkarması, çıkan yangına seyirci kalması, olanaklarını yangın söndürmek için seferber etmemesi asla kabul edilemez. AKP hükümeti,  Cudi Dağı ekosisteminde yaşayan ve yangında katledilen binlerce canlının katilidir.

30 yıllık savaşta Doğu ve Güneydoğu’da  ormanlar yakıldı, dereler kirletildi. Kimyasal silahlar ve kullanılan bombalar yüzünden bugün bölgenin birçok yerinde insanlarda ciddi sağlık problemleri görülürken, bu topraklarda artık bitki yetişmemektedir.

Ekoloji mücadelesinin demokrasi ve barış mücadelesi ile birlikte verilebileceğine inanıyoruz.

Biz sizleri, doğanın ve tüm canlıların ortak değerleri etrafında yaşam alanlarımızı ve doğamızı savunmak için, ‘Havva Ana ruhuyla’ Karadeniz’den Cudî’ye, Cudî’den Gezi’ye, Akkuyuya, Sinop’a, Çanakkale’ye, Artvin’e ve ülkenin her metrekaresindeki yaşam alanlarımıza dönük saldırılara, talan ve imha politikalarına karşı birlikte omuz omuza mücadele hattını örmeye davet ediyoruz.

Demokrasiyi daha da geliştirerek, ülke üzerinde yaşayan tüm halkların eşit, özgür, kardeşçe yaşamasını sağlayacak politikaların oluşturulmasını, tüm doğa katliamlarına derhal son verilmesini istiyoruz.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak yürürlüğe giren bölge planına göre, Balıkesir ve Çanakkale illerinde bölge nüfusunun yaklaşık 3 kat artacağı öngörülerek kentsel yapılaşmaya zemin hazırlanmaktadır. Böylece, özellikle Edremit körfezi, Bozcaada’nın güneyi ve Çanakkale Boğazının kuzeyi ranta açılmaktadır. Zeytinliklerin ve tarım alanlarının bu şekilde konut alanlarına açılmasıyla, tarımsal üretim gözden çıkarılmış yerine inşaat sektörüne dayalı bir gelişim kurgulanmıştır.

Zaten var olan 2 adet termik santralden başka, yerli kömüre dayalı  termik santral taleplerinin de değerlendirileceğinin belirtildiği bu plan ile tarım ve orman alanlarının, sit alanlarının yoğun olduğu bu bölge için, yakın gelecekte çok önemli sanayi, enerji ve maden alanları olacağı kararı verilmiştir.

Kaz Dağları’nda 2007 yılında başlayan altın arama çalışmaları kapsamında 16 firma,34 ayrı nokta için altın arama ve işletme ruhsatı aldı. Bu güne kadar yapılan sondajlarla, buralar delik deşik edilmişken, yeni uygulamaya giren plana göre, bu doğal alanlar maden açısından sakıncalı ilan edilmemiştir.

Yargı kararına rağmen torba kanunla Albayrak’a satılan Cumhuriyet döneminin ilk sanayi şirketi SEKA’da termik santral kuruluyor. Günde 500 ton kömür kullanılacak santralin tarım ovası olan bölge için cinayet olacağı belirtiliyor. Balıkesir’e sadece 12 kilometre uzaklıkta bulunan kâğıt fabrikası, şehrin en büyük içme suyu havzası olan İkizcetepeler Barajı havzasına 4 kilometre, Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne ise sadece 700 metre uzaklıkta bulunuyor.

Hepimizin amacı aynı

İnsana, doğaya, tarihe saygılı ve daha yaşanabilir bir dünyada yaşamak. Bizler ve bizden sonrakiler için daha sağlıklı ve daha huzurlu bir yaşam talebimiz var.

Bizler yaşamın savunucularıyız. Sermayenin çıkarlarına göre değil, insana, doğaya saygılı, halkımızın rahatça yaşayacağı bir ülke istiyoruz. Yani “YAŞAMI SAVUNUYORUZ.”

Ev ev, sokak sokak, ağaç ağaç savunmalıyız çevremizi.

Doğadan, insandan, emekten  yana bir yaşam kurmak içindir çağrımız.

Körfezimizi denizimizi, dağlarımızı, zeytinimizi savunmak içindir çağırımız.

Çağrımız herkese.

Sende katıl, “yaşamı” birlikte savunalım. Şenol Torlak

Yorumlar

yorum