İSLAMDA DİN KARDEŞLİĞİ Mİ? (1)

Günümüzde en çok kullanılan cümlelerden bir tanesidir “Din kardeşiyiz” cümlesi. Sözümüz İslam’ı gerçekten ahlaksal boyutlarıyla yaşamak isteyenleri değil, din kardeşiyiz söylemi ile “malı götürmeyi” siyasi ve maddi rant edinmeyi kendisine ilke edinenleredir. Bu söz gerçekten olabilir mi? Veya geçmişte ve günümüzde böyle bir kavram hayata geçirilebilmiş mi? Ona biraz bakmak istiyorum. İslam’da din kardeşliği kavramının […]

İSLAMDA DİN KARDEŞLİĞİ Mİ? (1)

İbrahim KızılerGünümüzde en çok kullanılan cümlelerden bir tanesidir “Din kardeşiyiz” cümlesi. Sözümüz İslam’ı gerçekten ahlaksal boyutlarıyla yaşamak isteyenleri değil, din kardeşiyiz söylemi ile “malı götürmeyi” siyasi ve maddi rant edinmeyi kendisine ilke edinenleredir. Bu söz gerçekten olabilir mi? Veya geçmişte ve günümüzde böyle bir kavram hayata geçirilebilmiş mi? Ona biraz bakmak istiyorum.

İslam’da din kardeşliği kavramının var olup olmadığını anlamak için İslam’ın ilk yıllarına ve özelliklede 4 Halife dönemi denilen döneme bir bakmak gerekmektedir. En sonun da da günümüz İslam coğrafyasına göz atacağız. İşe önce Hz. Muhammed’in hakka yürümesi, Cenazenin defin işleri, Halifeliğin görüşülmesi ve fedek hurmalığı ile başlayalım.

Hani bir söz vardır “Korkunun ecele faydası yoktur” derler. Hz. Muhammed ölmemek için ve de öldürülmemek için çabalasa da sonunda oda her insan gibi ölümden kurtulamamıştır. Müslümanlar veda hutbesini ballandıra,  ballandıra anlatırlar o günlerin Arabistan’ın da yaşadığı tahmin edilen nüfusun en az yarısının yani 124 bin insanın veda hutbesini dinlediği anlatılır. Doğal olarak peygamberin cenazesinin de görkemli olması beklenir. Peki ya siz hiç Müslümanların gözünde kâinatın efendisi olan Hz. Muhammed’in cenazesinden bahsedildiğini duydunuz mu? Elbette ki hayır, Televizyonlarda gözyaşlarıyla menkıbeler anlatan, naatlar düzenlerin peygamberin cenazesinden hiç söz ettiğini duydunuz mu? Söz etmezler. Neden acaba? Yoksa o cenazeyi Hz. Muhammed’e yakıştırmıyorlar mı? Yoksa işin içinde başka işler mi var. O döneme göre milyonlar diyemesek de yüz binlerin katıldığı bir tören olmalıydı değil mi? Doğumuna mucizeler üretilen peygamberin ölümü ve cenazesi neden konuşulmaz, neden ballandıra,  ballandıra mahşeri kalabalık hikâyeleri anlatılmaz hiç düşündünüz mü?

İslam Tarihinde Hz. Muhammed’in hicretin 11. yılında Rebiülevvel’in 12’sinde pazartesi günü, miladi takvime göre 8 Haziran 632 tarihinde akşamüzeri vefat ettiği rivayet edilir. Uzun süredir hasta olmasına rağmen bu beklenen bir ölüm değildir Müslümanlar arasında. Nitekim ölüm haberini duyan Ömer’in buna inanmayıp kılıcını çekerek “Kim Muhammed öldü derse başını vururum” diye haykırdığı söylenir, tabi inanırsanız.  Hz. Muhammed, Ayşe’nin odasında ölmüştür ve defin hazırlıkları da orada yapılmaya başlar. Üstelik defin hazırlıkları yapılırken Muhammet’in 23 yılda yazdığı Kuran’ın bazı sayfaları keçiye bile kaptırılır. Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönündedir. (İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor, İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı, Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası) Hz. Muhammed onun odasında öldüğü halde Ayşe’nin şu sözü söylemesi çok ilginç: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı.” diyor. (Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri, İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396, İbni Sad, Tabakat: 2/401.)

Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Ayşe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor? Ölen kişi hem eşi hem de peygamberi değil mi? Bu durumu islamcıların ağlaya ağlaya menkıbeler anlattıkları, her seferinde validemiz diye andıkları, örnek Müslüman ve peygambere gönülden bağlı örnek eş gösterilen birine uyan bir davranış mı?

Ünlü İslam tarihçisi Taberi olayı; “İslamiyet’le daha çok bütünleşmiş olanlardan bir bölümü (daha saf görünenler, Ali, Abbas, Evs, Usame gibileri) Peygamberin cenazesi ile meşgulken diğer bir bölümü (Ebu Bekir, Ömer, Sad B. Ubade, Ebu Ubeyde, Abdurrahman B. Avf, ibni Hişam gibileri) ise cesedi bırakıp Saide oğullarının çardağında (Sakiyfe) yeni halifenin kim olacağına ilişkin tartışma ve pazarlık içindeydiler” şeklinde aktarıyor.

 

Evde cenaze hazırlıkları yapılırken, dışarıda bekleşen Müslümanlara bir haber gelir. Ensar’ın ileri gelenleri Beni Saide gölgeliği denilen çardakta toplanmışlardır ve diğer müslümanları da oraya çağırmaktadır. Başta Ebubekir, Ömer ve Osman olmak üzere herkes toplantıya koşar. Sadece Ali, Abbas, Evs ve Usame cenazeyi terk etmez. Toplantının konusu, Muhammed öldüğüne göre yerine kimin geçeceğidir. Üstüne toz kondurulmayan, övgülerle göklere çıkarılan Ömer ve Ebubekir’in Hz. Muhammed’in cenazesinin kaldırılmasını bile beklemeden taht hesabına girmeleri ne kadar düşündürücü! Bunların yaptığı şimdi dünya hesabı mı yoksa ahret hesabı mı? Peygamberin ölümü ve cenazesi mi önemli halife olmak mı? Hani nerede yas tutmak, mahşeri kalabalık? Bundan daha büyük bir vefasızlık olur mu? İşte bugün adına övgüler düzülen Ebubekir, ömer ve Osman taht hesapları yaparlarken “Resulullah Hz. Muhammed’in mukaddes cenazesini yıkayan Abbas, Ali b. Ebu Talib, Fazl b. Abbas ve Resulullah’ın (s.a.a) azat ettiği kölesi Salih, Hz. Peygamber’i toprağa verdiler. Sahabîler, Hz. Muhammed’in cenazesini ailesiyle baş başa bıraktılar. Hz. Peygamber’in gusül, kefen ve defin işiyle bu birkaç kişi uğraştı.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.70 ve buna yakın bir ifadeyle el-Bed’u ve’t-Tarih kitabında geçer; Kenzü’l-Ummal, c.4, s.54 ve 60.)

“Hz. Muhammed toprağa verilirken yanında yakınlarından başka kimse yoktu. Ganem Oğulları, evlerinde dinlenirken kürek seslerini duydular.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.78.) “Başka bir rivayete göre, Ali, Abbas Oğulları’ndan Fazl ve Kasım ile Hz. Muhammed’in Şekra adında azat ettiği kölesi ve bir rivayete göre de Usame b. Zeyd ile birlikte cenaze işiyle uğraştı.” (Ikdu’l-Ferid, c.3, s.61; Zehebî’nin Tarih’inde c.1, s.321, 324 ve 326’da) “Usame’ninde bulunduğu rivayet edilmiştir. Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe ve Ömer ibni Hattab Peygamber efendimizin defninde bulunmamışlardı.” (Kenz’ul Ummal c3 s140)

Aişe derki: ”Biz Hz Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk.” (İbni Hişam c4 s342, Tabari c2 s452,485, ibni Kesir c5 s270) Aişe’den gelen diğer bir rivayette “Biz Resulullah’ın nereye defnedildiğinden haberdar değildik. Ancak kürek seslerini duyunca defnedilmekte olduğunu anladık” demektedir. (Ahmed b.Hanbel Müsned’de c6 s242 ve 274)

 

İslamcıların hayatını ve yaptıklarını masal gibi anlattıkları ve yere göğe sığdıramadıkları Hz. Muhammed’in cenazesi yukarda anlatıldığı gibi sönük bir bir şekilde ailesi tarafından sadece yakın akrabalarının katıldığı, diğerlerinin iktidar mücadeleleri yaptıkları bir sırada ancak ölümünün 3.ncü gün gömülebilmiştir. Bu mudur âlemlerin efendisine hürmet ve bağlılık? Üstelik Bunlar yetmezmiş gibi birde Ebubekir halife seçildikten sonra biat ve miras çekişmelerinin başladığı İslam tarihinde açık açık anlatılmaktadır.

Çok büyük geliri olan Fedek hurmalığı arazisinden pay isteyen Hz. Fatma’nın talebi reddedilir. Daha sonra Ebubekir’in halifeliğine biat vermemiş olan Hz. Ali üzerinde baskı kurulur. Ebu Bekir halktan biat aldıktan sonra Ali ibn-i Ebu Talib ve taraftarlarından biat almak istemiş fakat Ali ibn-i Ebu Talib biat etmemiştir. Bu yüzdende Ebu Bekir Ömer’le birlikte bir gurup sahabeyi Ali ibni Ebu Talib’den biat almaları için evine göndermiştir. Bu grubun içinde Ömer, Kunfuz, Halid b.Velid, Ebu Ubeyde b.Cerrah vardır. Oraya vardıklarında Ömer şöyle seslendi: ”Dışarı çıkın! Çıkmadığınız taktirde evinizi yakacağım.” Sonra da Fatıma-tüz Zehra’nın evinin kapısının önüne odun yığmaya başlamıştır. (Evi ateşe vermeden önce) Fatıma-tüz Zehra Ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde, Ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açmış ve Fatıma-tüz Zehra’yı kapıyla duvar arasına sıkıştırmış, tam bu esnada 6 aylık yavrusu ve Peygamber’imizin ismini koyduğu Muhsin adlı bebeğini düşürmüş ve kapının arkasındaki çivi gövdesine saplanmıştır. Fatıma-tüz Zehra ise acı dolu bir sesle haykırmış:

 

”Ey Allah’ın Peygamber’i! Ey babam! Gör ki senden sonra ibn-i Hattap ile ibn-i Kuhafe başımıza neler getirdiler” demiştir. Bu olayı birçok Ehl-i Sünnet alimi uzun kısa farklılıklarla anlatmışlardır. (Şerh-i Nehcül Belağa İbni Ebil Hadid c2,Tarihi Yakubi c2 c1 el ikd’ul Ferid c2 Tarihi Taberi c3,Tarihi Ebu’l Fida c1,E’lem’un Nisa c3,Kenz’ul Ummal c3 s129,Tarih-i ibni Esir c23 s124.) İşte size İslamın Din kardeşliği masalınadan bir bölüm. Haftaya 4 halife döneminde ki olaylara bakacağız. Gerçekten İslam da din kardeşliği kavramı var mı? Yoksa hepsi bir masal mı?

Yorumlar

yorum