DİKTATÖR KİMDİR

Bir ülkenin kayıtsız, şartsız olarak bir tek kişi tarafından idare edilmesidir. Anayasa üstünde bir kudretle bir memlekete hakim olan şahsa da diktatör denir. Eski Roma cumhuriyetindeki fevkalade selahiyetli yüksek memurlar bu unvanla anılırdı. Ancak bu diktatörler fevkalade hallerde senatonun daveti üzerine konsüller tarafından seçilirdi. Bir başka deyişle; Ülkenin mutlak güce sahip bulunan tek bir kişi […]

DİKTATÖR KİMDİR

Bir ülkenin kayıtsız, şartsız olarak bir tek kişi tarafından idare edilmesidir. Anayasa üstünde bir kudretle bir memlekete hakim olan şahsa da diktatör denir. Eski Roma cumhuriyetindeki fevkalade selahiyetli yüksek memurlar bu unvanla anılırdı. Ancak bu diktatörler fevkalade hallerde senatonun daveti üzerine konsüller tarafından seçilirdi.

Bir başka deyişle; Ülkenin mutlak güce sahip bulunan tek bir kişi veya birkaç kişiden oluşan bir grup tarafından, denetimsiz veya kayıtsız şartsız yönetilmesine dayanan siyasal düzen. Demokratik yönetim biçiminin karşıtı. Krallık, imparatorluk, monarşi gibi yönetim biçimleri diktatörlük rejiminin çeşitli örnekleridir.

Günümüzdeki diktatörlük de yine fevkalade şartlar altında devletin İdaresini ellerine almakta, fakat bir defa İktidarı ele aldıktan sonra yerlerini bırakmamaktadırlar.-Bu bakımdan, eski diktatörlere benzemezler. Mesela İtalya’da Benito Mussollni, Almanya’da Adolf Hitler, İspanya’da Franko da halkın haklarını korumak söylemleri ile  iktidara gelmiş, sonradan hürriyetleri kısarak mutlak bir idare kurmuşlardır.

Yine günümüzde devletin küçük bir grup ya da tek bir kişi tarafından yönetildiği veya denetlendiği yönetim şekli de diktatörlük olarak adlandırılmaktadır.

Diktatör olarak adlandırılan devlet başkanlarına zorba, tiran ve despot gibi sıfatları da yüklemek mümkündür. Gelgelelim tarihteki hiçbir diktatör kendini diktatör olarak görmemiş, kendini diktatörlükle suçlayanları yalanlamış ve susturmuştur.

Şili de 11 Eylül 1973 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) destekli bir askeri darbeyle sosyalist Salvador Allende’nin Unidad Popular hükûmetini devirmiş ve ülkedeki sivil yönetimi kuruluşunun 48. yıldönümüne bir hafta kala sona erdirerek iktidara gelmiştir.

Pinochet dönemi çok sayıda insan hakları ihlalerinin yaşandığı bir dönem olarak kabul edilmesine karşın Pinochet taraftarlarına göre, Pinochet sayesinde ülkede büyük bir ekonomik kalkınma sağlanmıştır.

Ülkemize baktığımızda da bize en çok benzeyen ülkelerin Almanya ve Şili olduğunu görüyoruz. AKP iktidara geldiğinde AKP genel başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ABD tarafından geliştirilen ve desteklenen BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) un eş başkanı olduğunu itiraf etmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki AKP iktidarı ve RTE’nin arkasında ki gücün de tıpkı Şili de olduğu gibi ABD olduğu gün yüzüne çıkmıştır. AKP 1950 Türkiye toprak ağaları hareketini başlatan Demokrat parti iktidarının söylemleri ile yola çıkmış, ne idiğini hala çözemediğimiz “İleri Demokrasi” söylemi, Darbe ve darbecilerden hesap sorulacağı söylemleri ile Refah partisi içerisinde Parti yönetimine karşı adeta bir darbe benzeri hareketle kuruluşunu tamamlamış, Refah partisini tarihin karanlığına gömerek 6 ay içerisinde iktidarı ellerine geçirmişlerdir.

İktidarı % 32 ile eline geçiren RTE ve partisi AKP, Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillendirilmesi planı olan “BOP” un önüne ülkemizde engel olacağını tahmin ettiği ker kişi, kurum ve aydına çeşitli sahte belge, gizli tanık ve tapeler ile saldırmış neticede uygulamak istediği palanın önünde durabilecek herkesi ve kurumu sonucu nerelere varacağı düşünülmeden yok etmiştir. Yargı bağımsızlığı rafa kaldırılmış, Adalet mekanizması adeta adaletsizliğe dönüştürülmüş, Yönetim tamamen kendi emirleri altına alınmış, Yazılı ve görsel basın çok büyük baskılarla ele geçirilmiş, direnenler ya işlerinden atılmış ya da işlevsiz hale getirilmiştir. Ülkemiz Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet iddiaları ile çalkanır hale getirilmiş ama bir tek yargılama yapılmamıştır. Ülkemiz TBMM sinden idare edilecekken, meclisten gizli, muhalefete hiçbir bilgi verilmeden adeta yangından mal kaçırırcasına yönetilmeye başlanmıştır. Oslo görüşmeleri ile ayyuka çıkan terör örgütü ile pazarlıklar meclisten saklanmış sonrasında “Kürt açılımı” ayakları ile kendi iktidarını sağlama alma girişimlerine sahne olmuş, İmralı ve Kandil ile görüşülmeden bu konuda hiçbir karar alınamaz olmuştur.

Geldiğimiz süreç yukarda ki açıklamalar doğrultusunda tam bir Tek adamlığa, tam bir diktatörlüğe doğru yelken açtığımızın resmi gibidir. 07 Haziran 2015 seçimlerine kadar olmayan terör her ne hikmetse AKP’nin tek başına iktidarının, RTE’nin de Başkanlık hayallerini suya düşürünce 13 yıldır yaptıklarını ve uyguladıklarını unutarak TERÖR’ü azdırmışlar, Şehitlerimize “Kelle” dediklerini unutarak, Şehitlerimizin ve ülkemizde akıtılan kan üzerinden siyaset yapmaya ve tekrar iktidarı kanla ellerine geçirebilme çabası içine girmişlerdir.

İbrahim Kızıler

 

Yorumlar

yorum