CHP NOTER Mİ?

Haziran ayında yapılan genel seçimlerde bir AKP iktidarının çıkmaması sonucu iktidarı herhangi bir parti ile paylaşmaktan korkan kaçak saray sakininin, anayasada açık hüküm altına alınmasına rağmen hükümeti kurma görevini CHP’ye vermemesinin gerekçesini geçen haftaki yazımızda belirtmiştik. Aslında geçen hafta bu durum karşısında CHP ne yapmalı sorusunun cevabını aramak için yazının başına oturmuşken durumu tespit etmekten […]

   CHP NOTER Mİ?

Tamer KAYIKÇI

Haziran ayında yapılan genel seçimlerde bir AKP iktidarının çıkmaması sonucu iktidarı herhangi bir parti ile paylaşmaktan korkan kaçak saray sakininin, anayasada açık hüküm altına alınmasına rağmen hükümeti kurma görevini CHP’ye vermemesinin gerekçesini geçen haftaki yazımızda belirtmiştik.

Aslında geçen hafta bu durum karşısında CHP ne yapmalı sorusunun cevabını aramak için yazının başına oturmuşken durumu tespit etmekten gerçek problemi anlatmaya yerimiz kalmamıştı.

Gerçek amacı dine dayalı bir rejim kurmak olan kaçak sarayın buna engel olacak her hangi bir yapının kendi iktidarına karşı gelmesini engellemesi Tayip için yaşamsal bir konu. AKP’nin koalisyon hükümetini bilerek kurmayıp görevi iadesinden sonra bu görevi CHP’ye vermemesi aslında anayasal bir suç ve açık bir hak gaspı. Kendisinin de şimdiye kadar arkasına sığındığı millet iradesinin açıkça yok sayılması. Kendi kanaatine göre oluşturduğu nasıl olsa hükümet kuramayacaklar, kaçak sarayın yolunu bilmiyorlar gibi bahaneler bir hukuk devletinde arkasına sığınılamayacak bahaneler.

Burada hakkı çalınan CHP’ye aslında büyük bir sorumluluk düşüyordu. Kendisinden alenen çalınan bu hakkını korumak ve bu görevi almak için hiçbir şey yapmadı. Yaptığı tek şey bu hakkının kaçak saray tarafından gasp edildiğini tespit etmek ve duyurabildiği kadar medya aracılığıyla kamuoyuna duyurmak oldu. Kısacası noterlik yaptı.

Rejim değişikliğini alenen isteyen ve içinde bulunduğumuz mevcut durumun artık parlamenter bir sistem olmadığını, fiili bir başkanlığın uygulandığını açık ve net bir şekilde söyleyen ve anayasanın da bu fiili duruma uydurulmasını isteyen biri karşısında devleti ve cumhuriyeti kuran bir partinin görevi sadece durumu tespit etmek ve sessizce olanları seyretmek midir?

Durumu şöyle karikatürize edelim. Evinize bir hırsız giriyor ve siz o hırsızı gördüğünüz zaman “bak şu hırsıza, ne güzel evimi soyuyor, bulduğu her şeyi götürüyor mu dersiniz yoksa onu yakalayıp kanunun eline mi teslim edersiniz? Tamam hırsızın elinde silah olabilir, sizden daha güçlü kuvvetli olabilir ve siz ona bir şey yapmaktan çekinirsiniz ama en azından bu durumdaysanız bile o hırsız evden çekip gidince dışarı çıkıp konu komşuyu yardıma çağırıp çığlıklarınızı basarsınız ya da polise haber verirsiniz.

Şu an bizim memleketin hali bu! Ülke soyuluyor, onu görüyoruz ve o hırsızı bertaraf edecek hiçbir şey yapmıyoruz.

İşin daha kötüsü var. Kaçak saray sakini “isteyin ya da istemeyin artık bu ülkede başkanlık sistemi var” deyip sistemin değiştiğini söyleyerek aslında anayasanın çiğnendiğini kendi ağzıyla itiraf etmiş oluyor ama ne muhalefet partileri, ne meclis, ne bu ülkenin diğer anayasal kurumları bu anayasa ihlali karşısında hiçbir şey yapmıyor, yapamıyor. Hatta bunu tartışarak durumu kabul etmiş ve meşru hale getirmiş oluyoruz. Rejim değişikliğinin bu ülkede tartışılabilir bir şey olduğunu farkında olmadan meşrulaştırıyouz.

CHP gibi bir partinin yapması gereken sadece bu mudur? Mevcut durumu sadece tespit edip edilgen bir şekilde olayları izlemekle üzerine düşen görevi yapmış mı oluyor? Kılıçdaroğlu’nun iki gün önce bir tv kanalında verdiği demeçte görev verilseydi hükümeti kurardım diyor. Görevi verilmeyeceği belli olduğu zaman CHP milyonları kaçak sarayın önüne yığsaydı, her ilde, ilçede meydanları doldursaydı kaçak saray bu kadar rahat ve sorumsuz hareket edebilir miydi? Gösteri yapmak bu ülkede hala anayasal bir hak ve izin almaya ihtiyaç yok. Görev verilmediği zaman CHP yönetimi neden anayasa mahkemesine gitmedi? Eğer milyonları harekete geçiremiyorsa CHP yönetimi bilsin ki o zaman kendileri olmasa da bu parti aynı oranda oy almaya devam eder.

CHP yönetiminin anlayamadığı bir fiili durum var. Şu an devletin hiçbir kurumu anayasal çizgisinde hareket etmiyor. Ne meclis görevini yapabiliyor, ne yargı bağımsız ne de devletin diğer kurumları üzerine düşen görevleri yapabiliyor. Hepimizin gözü önünde bir sivil darbe gerçekleşmiş durumda. Bunu dediğimiz gibi Tayip kendi ağzıyla itiraf ediyor. Laik, hukuk ve parlamenter sisteme dayalı devletin yapısını koruyacak anayasal kurumlar da işlevsiz hale getirilmiş ve hatta darbenin bir parçası haline gelmiş durumdalar. Bu durumda Mustafa Kemal Atatürk’ün Bursa Nutku’nda tüm gençliğe verdiği bir görev var ve CHP nutku da unutmuş görünüyor. Mustafa Kemal kurduğu cumhuriyeti gençlere emanet ediyordu, Kaçak saray da karşı devrimini eli sopalı esnafa ve gözetleme yapacak muhtarlara emanet ediyor. Onlar da üzerine düşen görevi gezi olaylarında olduğu gibi masum gençlerin canlarını alarak yerine getiriyorlar.

Ülkedeki talan düzenin devam etmesi için halk iradesinin gasp edilerek ülkenin tekrar bir iç savaş arefesine kadar getirilmesini dahi göze alanlara karşı tüm emperyalist güçlere karşı savaşarak bağımsız, çağdaş bir devlet kuran CHP gibi bir partinin çocuklarının herhalde söyleyecek sözleri vardır. CHP yönetiminin de noter katipliğini bırakıp Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklarının sesi olması gerektiğini ve bunun bir görev olduğunu hatırlaması gerekir.

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle