ÜLKEMİZ NEREYE SÜRÜKLENİYOR

Son yapılan 07 Haziran 2015 seçimleri sonrasında AKP’nin tek başına iktidar, RTE’nin de  başkanlık hayalleri suya düşünce, birdenbire bir yerlerden düğmeye basılmışçasına ülkemiz terör batağının içine çekilmeye başlandı. Hepimizin hatırlayacağı üzere, 20 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada intihar saldırısı […]

ÜLKEMİZ NEREYE SÜRÜKLENİYOR

Son yapılan 07 Haziran 2015 seçimleri sonrasında AKP’nin tek başına iktidar, RTE’nin de  başkanlık hayalleri suya düşünce, birdenbire bir yerlerden düğmeye basılmışçasına ülkemiz terör batağının içine çekilmeye başlandı. Hepimizin hatırlayacağı üzere, 20 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada intihar saldırısı düzenlendi. IŞİD’in düzenlemiş olabileceği ifade edilen saldırı sonucu en az 31 kişi hayatını kaybetti, 104 kişi de yaralandı. Olay üzerine resmi makamlardan özellikle de Başbakan Davutoğlu sıcağı sıcağına Ankara da: IŞİD ihtimali güçleniyor saldırının Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile bağlantılı olabileceği yönündeki işaretlerin giderek güçlendiğini yönünde bir açıklama yapmıştır. Daha sonra da Suruç ta ki canlı bombanın Şeyh Abdurrahman Alagöz isimli Adıyaman nüfusuna kayıtlı bir kişi olduğu açıklanmıştır. Açıklanan bu kişinin bağlantıları, arkasındaki gerçek failler hakkında Bugüne kadar kamuoyunu inandırıcı başka bir bilgide verilmemiştir.

7 Temmuz- 15 Haziran tarihleri itibarıyla 40 günde meydana gelen terör olaylarında maalesef 42 şehit haberiyle ülkemiz üzerine kara bir bulut, Annelerin yüreklerine de onulmaz acılar düştü, halen de her gün 3-4 eve bu ateş düşmeye devam ediyor.

Geldiğimiz bu noktada 07 Haziran’a kadar  süt liman olarak gösterilen ülkemizde ne oldu da birden bire olayların artışı başladı, IŞİD ve PKK terörünün ardında kimler var sorusu kafalarımızı karıştırmaktadır. Bunu anlayabilmek için Emperyalist güçlerin bölgemizde ve Ortadoğu coğrafyasında ki planlarına ve çalışmalarına bakmak gerekir.

Körfez Savaşı veya Birinci Körfez Savaşı, kod adı Çöl Fırtınası Harekatı (Operation Desert Storm) 2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan krizin sonucunda, ABD öncülüğünde, Birleşik Krallık, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır’ın da aralarında bulunduğu 40’a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücünün ve Iraklı işbirlikçilerin Irak’a karşı düzenlediği askeri harekat (17 Ocak 1991-28 Şubat 1991). İşte bu emperyalist planların hayata geçirilmeye başlandığı tarihtir.

Birinci körfez savaşının ardından  ABD ve Britanyalı hükümetlerinin Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu (koskoca bir yalan olduğu bilahare açıklanmıştır.) ve bu silahların koalisyon ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkenin güvenliğini ciddi şekilde tehdit ettiği gerekçesiyle  20 Mart 2003’te Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak’a girmesiyle başlayan ve devam eden savaş. Ayrıca İkinci Körfez Savaşı, Irak’ın İşgali ve koalisyon ülkelerince Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu olarak adlandırılır, ama gelinen süreç hiçte Irak’ı özgürleştirmiş görünmemekte, aksine Irak’ı parçalamış şii Irak, sünni Irak ve kuzey Irak ( Kürt bölgesi) olarak üçe bölmüştür. Yani Irak devletinin yerinde yeller estirmiştir.

14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde AKP si kurulmuştur.  3 Kasım 2002 tarihindeki genel seçimlerde de 365 milletvekili ile yalnız başına iktidara gelmiştir. (İlerleyen zamanda da RTE Büyük Ortadoğu Planının  eş başkanlığı görevi verildiğini açıklamıştır.)

11 Eylül 2001 tarihinden itibaren bölgemizde çok ciddi değişimler söz konusudur.  Dünyada bir konsept değişikliği var edilmiştir. 18  Aralık 2010 tarihinde Tunus da başlayan ve adına Arap Baharı adı konulan emperyalist destekli halk hareketleriyle Arap dünyası ve Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye başlanmıştır. Miadı dolan diktatörler değiştirilmiş, ayak direyenler ya yok edilmiş ya da hapsedilmişlerdir. Türkiye bulunduğu coğrafyada ki bu değişimlerine zaman, zaman direnmeye çalıştı, zaman, zaman da kendine göre politikalar ve siyaset üretmeye çalışarak, karşı bir politika geliştirmeye çalıştı. Fakat bugün artık gördüğümüz gerçek şudur ki, küresel güç odaklarının planlamaları karşısında maalesef çok istenilen tavır ve davranışlarında pek başarılı olunamıyor. Yani 100 yıl önce sömürge düzeni tarafından çizilen sınırların yeniden tamir edilmesi ve önümüzdeki 100 yılı da garanti altına alması gereken yeni bir sistem inşası çalışması yürütülüyor. Türkiye ise işte bu duruma direnmektedir. Veya direnmeye çalışıyor görünmektedir.

Bugün ülkemizde iktidarda bulunan güç halkımıza ve milletimize güven vermemektedir. Habur sınır kapısında yollara kırmızı halılar serip, özel mahkemeler kurarak PKK’lıları Türkiye’ye alanlara, TBMM’sinin haberi olmadan Oslo’da PKK terör örgütü ile gizli görüşmeler yapıldığının basına ve dolayısıyla kamuoyuna yansıması üzerine önce “terör örgütüyle görüşende bunu ispat edemeyende şerefsizdir” anlamında sözler söyleyenlerin, daha sonra hem oslo, hem imralı, hem de kandil ile görüştükleri ve adına “Kürt açılımı” dedikleri süreç hakkında neler söyledikleri ve neler yaptıklarını hepimiz biliyoruz. Suriye devlet başkanı hakkında Dostum Esat, Kardeşim Esat söylemlerinden, zalim diktatör söylemlerine nasıl geldiğimiz, El-Kaide, El- Nusra, ÖSO, IŞİD’in suriye ordusuyla silahlı çatışmaya başladıkları süreçten, MİT tırlarının IŞİD’e silah taşırken suçüstü yakalanmaları iddiaları ülkemizin içine çekildiği bataklığın göstergeleridir. İşte bu yüzden AKP ülkemizin aydın kesimine ve halkımıza güven vermemektedir.

07 Haziran 2015 seçimlerinden bugüne kadar RTE’nin tavırları ve Hükümet kurma görevi konusundaki davranışları da  koskocaman bir başka düşünceye sevk etmektedir insanlarımızı, Bugün hem IŞİD hem de  PKK tarafından yapılan terör saldırılarının nedenleri, bu saldırıların kimin işine yaradığı, bu iki örgütün arkasında hangi gücün ve  kimlerin olduğunu bilmeden, anlamadan Türkiye’nin bu bataktan kurtulacağını zannetmiyorum. 1 Kasım seçimleri çok önemlidir. Türkiye bu seçimlerde göstereci tavırla ya bu bataktan çıkacak ya da Irak’ta olduğu gibi bölünerek parçalanıp, küçülecektir.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle