ARABANIN ARKA TEKERLEĞİ, ÖN TEKER İZİNİ TAKİP EDER

Geçen haftaki yazıma ülkemiz nereye sürükleniyor diyerek başlamıştım. Geçen haftadan bu yana ülkemiz adeta bir iç savaşın eşiğine getirildi, Terör örgütü PKK’nın Dağlıca Taburuna karşı giriştiği eylem demiyorum, katliam girişimi ile Iğdır da polis servis aracına karşı düzenledikleri saldırı olayları tüm ülkemizi adeta yasa boğdu. Resmi açıklamalara milletimiz inanmıyor, Genelkurmay başkanlığının açıkladığı rakamlara milletimiz rağbet […]

ARABANIN ARKA TEKERLEĞİ, ÖN TEKER İZİNİ TAKİP EDER

İbrahim KızılerGeçen haftaki yazıma ülkemiz nereye sürükleniyor diyerek başlamıştım. Geçen haftadan bu yana ülkemiz adeta bir iç savaşın eşiğine getirildi, Terör örgütü PKK’nın Dağlıca Taburuna karşı giriştiği eylem demiyorum, katliam girişimi ile Iğdır da polis servis aracına karşı düzenledikleri saldırı olayları tüm ülkemizi adeta yasa boğdu. Resmi açıklamalara milletimiz inanmıyor, Genelkurmay başkanlığının açıkladığı rakamlara milletimiz rağbet etmiyor. İnternet üzerinden yabancı haber kanallarını izleyerek doğruyu bulmak ve bilmek istiyor. Maalesef AKP iktidarında artık insanlarımız neye veya nereye inanacağını şaşırmış vaziyette.  Terör saldırılarında hayatını kaybederek şehit olan asker ve polislerimize yüce Tanrıdan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve tüm milletimize baş sağlığı diliyorum.

Bu hafta, geçen haftaki yazımdan alıntılar yaparak konuyu  biraz daha açmak istiyorum. Zamanın emperyalist güçlerince 100 yıl önce sömürge düzeni tarafından çizilen sınırların bugün yine ABD öncülüğündeki emperyalist güçlerce yeniden çizilmesine, Ortadoğu ve Arap coğrafyasının tekrar şekillendirilmesine, önümüzdeki 100 yılı da garanti altına alması gereken yeni bir sistem inşası çalışması yürütülüyor. Diyerek Irak’ı örnek olarak vermiştim. ABD destekli Irak’ın 8 yıl süren İran ile savaşından sonra, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi üzerine, ABD öncülüğünde ki emperyalist güçler ve bölge işbirlikçisi devletlerin kuvvetlerinden oluşan güç 17 Ocak-28 Şubat 1991 tarihinde 1.nci körfez savaşını gerçekleştirmişlerdir. (Bizde ülke olarak 1 koyup 3 almak için bu güce katıldık ve destek verdik)

Savaşın bitmesinden hemen sonra Irak da iç karışıklıklar ve ayaklanmalar başladı,  Mart 1991’de, Basra ve çevresinde başlayan Şiî ayaklanması Bağdat’a kadar sıçradı, ancak iki hafta içinde Irak kuvvetlerince sert biçimde bastırıldı. Şiî ayaklanmasından birkaç gün sonra da kuzeyde Kürt ayaklanması başladı. Ayaklanmalara karşı Saddam Hüseyin yönetiminin giriştiği sindirme hareketinin vardığı boyutlar yeni bir uluslararası bunalım yarattı.  Nisan 1991’de, ABD yönetimi, Irak’a, Kürtlerin bulunduğu bölgede 36. paralelin kuzeyinde karada ve havada faaliyet göstermemesi uyarısında bulundu. Bu çerçevede 36. paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanması, Birleşik Görev Gücü adındaki uluslararası bir askeri gücün bölgeye yerleştirilmesi ve sonraki gelişmeler Kuzey Irak’ta fiili bir Kürt yönetiminin oluşmasını getirdi.  Kasım 1992’de, George H. W. Bush’un ABD Başkanlık seçimlerini kaybetmesinden sonra, Saddam yönetimi Kuzey Irak’taki durum, ambargo ve ateşkes uygulamasıyla ilgili olarak sertleşmeye yöneldi. Gerginliğin tırmanmasıyla birlikte Şiileri korumak üzere 32. paralelin güneyi de uçuşa yasak bölge ilan edildi.  Böylelikle Irak fiilen üçe bölünmüştür. Şii Irak, Sünni Irak ve Kuzey Irak Kürt bölgesi.

Birinci Körfez savaşından sonra geçen 12 yıllık süre bölgedeki sorunların çözümüne hiç bir katkı sağlamazken 11 Eylül saldırılarından sonra Irak, ABD’nin ortaya koyduğu Teröre karsı tüm dünyada mücadele tezinin başlıca hedef noktalarından biri olmuştur. Amerika’da gerçekleştirilen 11 Eylül terör saldırılarını takiben başkan Bush Irak ve El-Kaide arasında bir bağlantı olduğunu ima etmiştir. Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahlarının teröristlerin eline geçmesi ihtimali, ABD’nin Irak’ın silahsızlandırılması konusundaki ısrarlarını arttırmasına yol açarken, BM güvenlik konseyinin baştaki desteğiyle ABD bölgedeki askeri varlığını arttırarak Irak’ı silah denetçilerinin geri dönüsü konusunda zorlamaya başladı. 2003 yılının başlarında  ABD ve İngiltere hükümetleri Irak’ı silah denetçileri ile tam işbirliği yapmamakla suçladı. 17 Mart 2003 tarihinde başkan Bush bir ültimatom yayınlayarak 48 saat içinde Saddam ve oğullarının ülkeden ayrılmalarını yoksa askeri harekata başlanacağını belirtti. Saddam Hüseyin’in ret cevabi vermesiyle de 19 Mart 2003 tarihinde 2.nci körfez savaşı (Irak’ı özgürleştirme operasyonu) başlamış oldu. Netice olarak özgürleştirilecek olan Irak’ın yerinde yeller esmeye başlamış, ülke tamamen üçe bölünmüş, Kuzeyde Kürt bölgesi yaratılarak, BOP planının  aşamalarından birisi gerçekleştirilmiş oldu.

18  Aralık 2010 tarihinde Tunus da başlayan ve adına Arap Baharı adı konulan emperyalist destekli halk hareketleriyle Arap dünyası ve Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye başlanmıştır. Miadı dolan diktatörler değiştirilmiş, ayak direyenler ya yok edilmiş ya da hapsedilmişlerdir. Tabi  sıraya Suriye alınmıştır. Çünkü BOP planının en önemli aşamalarından bir tanesi de Ortadoğu petrol yataklarını kontrol edecek Irak, Suriye ve Türkiye de yaşayan Kürtlere, İsrail ve ABD’nin güdümünde bir Kürdistan devleti kurulmasıdır. Suriye’nin iç işlerini karıştırmak çok kolaydı ve çabuk başarıldı, Beşar Esad ve askeri gücüne karşı bildiğimiz ne kadar İslami  terör örgütü varsa bölgeye yerleştirildi, sonra da Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında bir çatı örgüt kurularak hepsi bu çatı altında Resmi Suriye ordusuna karşı çatışmaya sokuldu (Tabi Türkiye’nin de desteklediği) PYD önderliğinde Kürt güçleri de zaman, zaman bunlarla iş birliği yapmaya başladı.  Zaman içerisinde Özellikle Türk hükümeti Kuzey Suriye de Türkiye sınırına paralel terör örgütlerinden arındırılmış tampon bölge oluşturulmasını gündeme getirilmiş ve bu yönde faaliyetlere başlamıştır. Kuzey Irak’ta 36.paralel’in kuzeyi nasıl Irak ordusundan temizlenip Kürt Bölgesi oluşturulmuşsa, şimdi de Suriye de Tampon bölge adı altında teröristten ve Suriye ordusundan temizlenmiş bir bölge daha Kürt bölgesi ilan edilerek, sıraya Türkiye alınacaktır. İşte bu, bugün ülkemizin Terör saldırısıyla içine sürüklenmekte olduğu iç savaş, ülkemizin de emperyalistlerce özgürleştirilen Irak benzeri bir özgürlüğe doğru (bölünmeye doğru) yol aldığının çok kuvvetli işaretleridir. Bunu önleyecek liderlerden de maalesef bugün yoksun olduğumuzu üzülerek görüyoruz. Milletimiz  “Geçmişte yaptıklarımız, gelecekte yapacaklarımızın bir işaretidir” sözünü hatırlamak zorundadır. Yani arka tekerlek ne yaparsanız yapın ön tekerleğin izinin üzerinden yoluna devam eder. Emperyalizm ve işbirlikçilerinin uzun süreçli bir planı uygulamaya koydukları, bu planın bir bölümünün Türkiye’yi de içine aldığını unutmadan, Ülkemiz coğrafyasında, insanlarımız arasında barış ve kardeşlik duygularını ön plana çıkartmalıyız, Provokatörlere, iş birlikçi, kandan ve nefretten beslenenlere, bizleri sokaklara dökmeye çalışanlardan uzaklaşmak zorundayız. Kürt ve Türk’ü bu coğrafyada karşı karşıya getirip iç savaş çıkmasına yardımcı olmak emperyalizme hizmet etmektir.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum