SİVİL DARBENİN ORTASINDAYIZ

Türkiye çok partili siyasi yaşama geçtikten sonra darbe dönemleriyle de tanışmış oldu. 1960’da başlayıp her 10 yılda bir kronik hastalık gibi sürekli şekilde bu ülke kendini darbecilerin kucağında buluverdi. Türkiye’nin şanssızlığı demokrasiyi kullanarak iktidara gelip demokrasinin tüm alt yapısını yok ederek otoriter bir düzen kurmaya çalışan Demokrat Parti ile çok partili hayata başlamış olmasındaydı. Yok […]

SİVİL DARBENİN ORTASINDAYIZ

Tamer KAYIKÇI

Türkiye çok partili siyasi yaşama geçtikten sonra darbe dönemleriyle de tanışmış oldu. 1960’da başlayıp her 10 yılda bir kronik hastalık gibi sürekli şekilde bu ülke kendini darbecilerin kucağında buluverdi.

Türkiye’nin şanssızlığı demokrasiyi kullanarak iktidara gelip demokrasinin tüm alt yapısını yok ederek otoriter bir düzen kurmaya çalışan Demokrat Parti ile çok partili hayata başlamış olmasındaydı. Yok olan bir demokrasi hayatının tekrar rayına oturtmak için yapılan 1960 darbesi ve ardından Cumhuriyet Tarihinin en özgürlükçü anayasası ile tanışmamız. Öyle ki sonradan yapılan tüm darbeler hep bu özgürlükçü anayasayı biraz daha tırpanlamak, özgürlükleri biraz daha kısmak için yapılmıştır.

12 Eylül 1980 darbesi işi kökten çözmüş, tüm özgürlükleri askıya almış ve yeni anayasa ile de darbe zihniyetini kalıcı hale getirmiştir.

Seksen darbesini yapan askerler gerekçe olarak

Ülkede süren kardeş kavgasını

Laik devlet yapısının yok edilmeye çalışıldığını göstermişti.

11 Eylül 1980’e kadar sokakların, meydanların kamplara bölünmesi, her gün akan kanın üstüne yenilerinin eklenmesi üzerine gelen askeri darbenin liderini herkes kahraman, kurtarıcı olarak görmeye başlamıştır.

Aradan 35 yıl geçti. Dünün kahramanlarının cenazesini taşıyacak insan bulamıyorsunuz bugün. Sokaklarımızda yine kardeş kavgası var ve 35 yıl öncesinden çok daha büyük bir yangın olarak alevleri yükseliyor.

Laiklik ise çoktan yitirilmiş, devletin her kurumu dinsel temellere oturtulmuş vaziyette.

Çok kimse 11 Eylül 1980’in şartları ne zaman tekrarlansa 12 Eylül’ler her zaman yaşanacaktır görüşünü savunur. Haklılar da!

Peki aradan geçen 35 yıldan sonra içinde bulunduğumuz dönem o zamandan çok daha vahim durumdaysa darbe hani nerede diyeceksiniz.

Sağda solda aramanıza, gelecek mi diye beklemenize gerek yok. Çünkü yaşadığımız dönem darbenin tam ortasıdır. Şu görüntüye bakın ve bana mevcut durumun darbeden ne farkı var söyleyiniz.

Ortada bir meclis ve seçilmiş milletvekilleri var ama meclis çalışmıyor, işlevsizleştiriliyor.

Ortada bir hükümet var ama tüm yetki kaçak sarayda oturan kişide.

Yargı zaptu-rapt altına alınmış durumda ve tüm muhalif sesleri susturmak için tetikçilik yaptırılıyor. Seksen darbesinde en azından bir darbe hukuku vardı ve hiç olmamasında daha iyiydi. Oysa şimdi askıya alınan bir anayasa ve tek kişinin söylediğinin kanun kabul edildiği bir ülkeyle karşı karşıyayız.

Tüm muhalif medya susturulmuş, oluşturulan havuz medyası ile gündem karartılmakta, saptırılmakta ve tetikçilik yapılmakta. Daha dün basım aşamasındayken matbaha polislerce basıldı ve Nokta Dergisinin dağıtımı engellendi. Bu durum seksen darbesinde dahi yaşanmamıştı.

Düne kadar analar ağlamasın deyip teröristle pazarlığa oturup seçimlerden istenen sonuç çıkmayacağını anladıktan sonra masayı devirmek, teröristle pazarlık yapayım derken onun şehirlere silah, cephane yığmasına göz yummak, güçlenmesini sağlamak ve güçlenen o teröristlerin tüm ülkeyi kan gölüne çevirmesine neden olmak. Bu aynı zamanda vatana ihanettir.

Bu ülkenin genelkurmay başkanına hükümeti yıkmak için silahlı terör örgütü kurmak suçlamasıyla saldırdılar ve gerçek terörist başını da bu ülkede siyasette gündem belirleyen bir role soktular.

Seksen darbesine götüren koşullarda darbeyi yapan ordunun ne kadar etkisi olduğu ayrı bir tartışma konusu. Sonuçta sivil yöneticilerin basiretsizliği sonucunda iktidar askerlere teslim edildi.

Yukarıda seksen darbesinden çok daha ağır baskı uygulamalarını sıraladık. Bu unsurların oluşmasında ise içinde olduğunun farkında olup olmadığımız belli olmayan sivil darbeyi yapanların direkt sorumluluğu var. Daha doğrusu bugünkü ortamın oluşmasını bilerek, isteyerek amaçlarına ulaşmak için tezgahladılar. O amaçlarının da laik devleti yıkıp yerine dinsel esaslara oturtulmuş bir rejimin getirilmek istendiğini daha önce buradan söylemiştik. Üstelik bu amaçlarına ulaşmak için de şimdi paralel yapı olarak adlandırdıkları cemaatlerle işbirliğinden de kaçınmadılar.

Aslında halkımız bir darbe ortamında yaşadığının çoktan farkına vardı fakat suyun içine atılıp yavaş yavaş ısıtılan kurbağanın hareketsiz kalması gibi toplum da tepki verecek tüm reflekslerini kaybetmiş durumda. Darbeden kurtulmak için o darbeye giden yolların tıkanması gerekiyor. Bunun için bir avuç kalsa da aydınların, tüm muhaliflerin önce vatan diyerek ortak hareket etmesi, mevcut durumdan kurtulması gerekiyor. Yıkılan demokrasiye karşılık daha çok demokrasi isteyerek, yok edilen özgürlüklerin yerine daha fazla özgürlüğü haykırarak tüm gücümüzle ülkeye tekrar demokrasinin gelmesi için çabalamamız gerekiyor.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum