BAŞIN SAĞ OLSUN TÜRKİYE

Bu haftaki yazıma Ankara da meydana gelen, siyasi gelecekleri için barışı istemeyen Faşistlerce gerçekleştirilen katliamda hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza ve insanlarımıza, ayrıca terör saldırılarında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize baş sağlığı, yakınlarına ve tüm halkımıza sabır ve aklı selimle hareket etmesi dileklerimle başlamak istiyorum. Ülkemizde gerçekleştirilen tüm katliamlarda sorumlu olanlara lanet olsun, Bütün ülkemiz bu faşist saldırıların […]

BAŞIN SAĞ OLSUN TÜRKİYE

İbrahim KızılerBu haftaki yazıma Ankara da meydana gelen, siyasi gelecekleri için barışı istemeyen Faşistlerce gerçekleştirilen katliamda hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza ve insanlarımıza, ayrıca terör saldırılarında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize baş sağlığı, yakınlarına ve tüm halkımıza sabır ve aklı selimle hareket etmesi dileklerimle başlamak istiyorum.

Ülkemizde gerçekleştirilen tüm katliamlarda sorumlu olanlara lanet olsun, Bütün ülkemiz bu faşist saldırıların sorumlularını adı gibi bilmektedir, onun için sorumlusu şu veya bu diyerek lüzumsuz cümleler yazmak istemiyorum. Şu anda ülkemizin tek bir şeye “Barışa” olan ihtiyacını belirterek yazıma başlamak istiyorum.

Ülkemizde barış ve kardeşliğin sağlanması için ihtiyacımız, İnsan sevgisi, Laiklik, demokrasi ve insan haklarına saygıdır. Bugün de dinsel  ve etnik  söylemlerle siyaset sahnesinde tutunmaya çalışanlar maalesef ki Anadolu’yu yangın yerine çevirmiştir. İnsana sevgi duymayan, demokrasiye inanmayan, laikliği sürekli örseleyerek “dindar ve kindar” nesiller yetiştirmeyi amaç edinenlerce geldiğimiz son nokta “Ankara katliamıdır”.

 

HACE BEKTAŞ VELİ, YUNUS EMRE VE MEVLANA, İNSAN SEVGİSİNİ ANADOLUDA YOĞURANLARDIR.

 

Hace Bektaş Veli; Daha mazlum bir yaratık bulamadığı için Güvercin donunda gelmiştir Anadolu’ya Bir tarafında bir ceylan öteki tarafında  aslan, kurtla kuzunun, ceylanla aslanın yan yana, barış içerisinde yaşadığı bir dünya düşlemiş. ama onun kastettiği dış dünyada ki ceylan ile aslan dan çok, insanın içindeki aslanla ceylan, yani kişilikle nefsin, ruhla bedenin içteki erkekle dişinin uzlaştığı bir dünya. Dünya barışına giden yol içteki huzurdan geçer diyor Hünkarımız Hace Bektaş Veli. Bütün kadim öğretilerin özüdür bu. Hace Bektaş Veli öğretisinin merkezidir İnsan sevgisi, İbadetinin bir parçası da “Semah” tır. İşitmek anlamına gelen semaha çağrı semadan gelir. Bu çağrıyı alan ruh döne döne semaya çıkar doğmayan ve batmayan bir güneş çevresinde döner. Özgür ruhların ebedi dansında yeniden dirilir. Alevi Bektaşilerin piri olan Hace Bektaş Veli’nin Doğduğu ve yetiştiği ortamlar, dolaştığı yerler, Türk, Hint, Çin, İran, Arap kültürü ve inançlarının karışımından oluşan merkezlerdi. Bu kültür ve inançlara 13. yüzyılda Anadolu’ya göçünce Anadolu’nun eski kültür ve Hıristiyan inançları da karışır. Anadolu’da Anadolu Selçuklu devleti tarafından kendisine verilen yurtluğa yerleşerek dergahını kuran Hace Bektaş Veli burada manevi öğretisini yaymağa başlar. İslam’ın orijinal kitabi şeklini uygulayan Selçuklu Anadolu’sunun yerleşik, okuma yazmasını bilen şehirli Türklerine karşılık, göçebe Türkmen aşiretleri her türlü dini inanç ve öğretiyi, kolayca kendi inanç anlayışları içerisinde eritebiliyorlardı. Bu durum sünni Türklerce Heteredoks, sapkınlık  olarak kabul ediliyor ve çatışma kaçınılmaz görünüyordu. Çünkü egemen gücün kendisi gibi düşünmeyene tahammülü yoktu, tıpkı bugün ki gibi.  Nitekim bu iki farklı bakışın yol açtığı gerilim göçebe Türkmen aşiretlerinin isyanı ile sonuçlanır (Baba İlyas ve baba İshak isyanı). İsyan Anadolu Selçuklu devleti tarafından kanlı bir şekilde bastırılır. Ama bu olay zaten Anadolu sınırlarına dayanmış olan Moğolların Anadolu’ya girmelerine vesile olur. Halk isyandan sonra bu kez de Moğol katliamı ile karşı karşıya kalır. Ancak dıştaki bu kan, gözyaşı, acı, kıtlık ve açlık tablosuna rağmen 13 yy Anadolu’sunun en önemli üç siması Konya da ki Mevlana, Eskişehir yöresindeki yunus emre ve Suluca kara höyük de ki Hace Bektaş Veli, bu ortamla taban tabana zıt bir söylem içerisindedirler. Onlar dıştaki savaşa andırmadan içteki bir savaştan, nefisle yapılan  bir savaştan, onu terbiye edip ruh ve beden bütünlüğüne ulaşmaktan söz ediyorlar. Dıştaki savaşların ancak içteki savaş kazanılınca biteceğine işaret ediyorlardı.  Çok da haksız olmasalar gerek. 21.yy a geldik ama savaşlar ve katliamlar hala bitmek bilmiyor. 13 yy’a geri dönecek olursak, savaşların yarattığı yıkımla içe kapanan göçebe Türkmen aşiretlerinin bir kısmının zamanla Hace Bektaş Veli’ye bağlandıkları görülür.  Bu yolla Anadolu Alevi-Bektaşiliği kendine özgü niteliğine kavuşur. Hace Bektaş Veli’nin inanç  anlayışına göre hangi din ırk ve renge mensup olurlarsa olsunlar insanların hepsi bir kalp,gönül taşımaktadır. Bu görüş din ayrımı yapmayan çok geniş bir hoşgörüye yol açmış “eline, beline, diline” diyerek hırsızlığı, yalanı yani el ve dil şiddetini ve zinayı yasaklamış, incinsen de incitme demiştir. 72 millete aynı nazarla bakmayan bizden değildir diyerek insanlar arasında dinsel ve etnik ayrımcılığı önlemeye çalışmıştır. Şeytan gibi sadece kendini görme, hizmet et, Halka hizmet et, konuğa hizmet et, Mürşit’e, Dergah’a hizmet et. Kimsenin yatan iti’ni kaldırma, kimseye karşı büyüklenme, haset etme, koğ kovlama, dedikodu yapma, gıybet eyleme, elinle koymadığını alma, harama el sürme, gözünle gördüğün eksikliği eteğinle ört demiştir. Uzun lafa ne hacet, Anadolu’ya bir güvercin kılığında geldiği efsanesi onun bu barışçı ve yumuşak kişiliğini yeterince anlatmıyor mu zaten. Bu açıdan bakılınca bir güvercinden daha iyi ne anlatabilir ki Hace Bektaş Veli’yi. Etkilendiği ve beslendiği kaynakların çeşitliliği sonucu Bektaşi ve Alevi inancının efsane ve ritüellerle dolu dış kabuğunun ardında gelmiş geçmiş bütün manevi öğreti ve yaratılış efsanelerinin, ana motifleriyle özünü buluruz.

Zor bizim işimiz değerli okuyucular. Bizleri yönetenlerin bir Hace Bektaş, bir Yunus Emre, bir Mevlana olmalarını beklemiyoruz. Sadece gönüllerinde bu üç yüce insanın öğretilerinden hiç olmazsa birkaç kırıntı bulunsun istiyoruz. Hace Bektaş Veli öğretisinde bir insan olmak çok zor. Kendi egosunu yenerek insanlara bir ve eşit gözle bakabilmek, İnsanlar ve dünya halklarının inanç ve etnik kökenlerinin yaşadığımız dünyanın ve coğrafyanın güzelliği olduğunu özümseyebilmek ve onlara sevgiyle yaklaşabilmek daha da zor günümüzde.

Yazımı Hace Bektaş Veli’den iki dörtlük ile bitirmek istiyorum. “ Hararet nardadır, sacda değil- Keramet baştadır, taç da değil- Her ne ararsan kendinde ara- Kudüs te, Mekke de, Hac da değil.”- “Gönül kabesine girmesin hülya- Nefsine hakim ol düşme bed huya- Kirleri arıtan baksana suya- Hep yüzü yerlerde, buc da değil”

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum