HER SEÇİM VAADİ AKP’NİN BAŞARISIZLIĞININ TESCİLİDİR

Kaçak saraydakinin zorlamasıyla 10 gün sonra bir erken seçim yaşayacağız. Önce bir tespit yapalım. Haziran seçimlerinden bu yana yaklaşık 5 ay gibi bir süre geçti. 7 Haziran’daki seçimlerde halkın yüzde 60’ı AKP’nin karşıtı oy kullanmasına rağmen ülkeyi 5 aydır halkın iradesine ters oranda AKP tek başına yönetiyor. Ortada bir erken seçim hükümeti değil de mübarek […]

HER SEÇİM VAADİ AKP’NİN BAŞARISIZLIĞININ TESCİLİDİR

Tamer KAYIKÇI

Kaçak saraydakinin zorlamasıyla 10 gün sonra bir erken seçim yaşayacağız. Önce bir tespit yapalım.

Haziran seçimlerinden bu yana yaklaşık 5 ay gibi bir süre geçti. 7 Haziran’daki seçimlerde halkın yüzde 60’ı AKP’nin karşıtı oy kullanmasına rağmen ülkeyi 5 aydır halkın iradesine ters oranda AKP tek başına yönetiyor.

Ortada bir erken seçim hükümeti değil de mübarek AKP tekrar 4 yıllık bir hükümet kurmuş gibi ülkenin yarınlarını derinden etkileyebilecek önemli kararlar alabiliyor.

Kanayan yara durumunda olan Suriyeli mültecileri koz olarak kullanıp Merkel ile AB’deki geleceğimiz hakkında bağlayıcı kararların altına imza atıyor, ülkenin cennet köşelerinden biri olan İğneadası’da nükleer santral gibi hayati bir konuda karar veriyor, kritik noktalara kendi bürokratlarının atamasını hızlandırarak yapabiliyor.

Bu saydıklarımız hangi siyasi ahlaka sığar?

Yunanistan 20 Ağustos’ta erken seçim kararı aldı, 20 Eylül’de yani 1 ay içinde seçim yapıldı ve seçim yapıldıktan 2 gün sonra da hükümet kuruldu. Bu 1 aylık seçim döneminde seçim hükümetinde seçim kararı veren Çipras’ın partisinden bir tane dahi üye yoktu.

İşte size AKP’nin ve kaçak saraydakinin demokrasi anlayışı ve ona saygısı.

AKP 13 yıldan bu yana iktidarda ve ülkeyi tek başına istediği gibi yönetiyor. 13 yıl bir ülke yönetimi için çok uzun bir zaman ve ajandasındaki tüm projeleri çok rahat uygulamaya sokup bitirebileceği bir zaman dilimi. Üstelik dediğimiz gibi onun elini kolunu bağlayacak bir meclis yok karşısında. Tek başına iktidar!

Oysa hem 7 Haziran’da yapılan hem de 1 Kasım’da yapılacak seçimlerde AKP sanki bu ülkeyi hiç yönetmemiş, şimdiye kadar muhalefetteymiş gibi garip seçim vaatlerinde

bulunuyor.

“Sen ben yok Türkiye var” diyor örneğin. Oysa bu ülke tarihinde yaşamadığı bir bölünmeyi kendi iktidarları döneminde yaşadı.

Önce ülkeyi bizler ve onlar olarak böldü. Bizler dediği kendilerine oy vermiş olanlar, oy vermeyenlerin hepsi de onlar sınıfına giriyordu.

İnanmışlar inanmamışlar olarak bir daha böldü. Kendilerine oy verenlerin hepsi de inanmıştı, iman etmişlerdi.

Kaçak sarayda oturan önceki başbakan her konuşmasında söze benim Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkez kardeşim diye başlarken bir ulus potasında eriyen tüm alt kimlikleri ön plana çıkarıyor ve ülkenin bütünlüğüne en büyük zararı veriyordu. Hatta bununla da yetinmiyor benim valim, benim kaymakamım, benim müdürüm diyerek devlet görevlisini kendisinin emir kulu olarak göstererek devlet görevlisinin tarafsızlığına gölge düşürüyordu. Geldiğimiz noktada zaten bütün devlet bürokrasisinin AKP’nin kapı kulu gibi çalıştığını yaşayarak görüyoruz.

Benim en çok güldüğüm seçim vaadi ise taşeron çalışanlara kadro verileceği müjdesini vermesi. Bu ülkede taşeronlaşma AKP sayesinde şahlandı. Devletin neredeyse tüm yapması gereken işler taşerona yaptırılmaya başlandı. Aynı iş yerinde aynı işi yapan üç ya da dört ayrı statüde bulunan çalışan anlayışını biz AKP döneminde gördük. Sözleşmeli memur, sözleşmeli öğretmen kavramını biz AKP ile tanıdık. Bunların hepsi de kadrolu çalışma sisteminin düşmanıydı ve AKP sermaye ile sıkı bir iş birliği yaparak bunu bu ülkeye yerleştirdi. Şimdi 13 yılda sistematik olarak devreye soktuğu taşeronlaşmayı nasıl olacak da yok edip onlara kadro verecek? Buna en çok kargalar güler herhalde!

Bir başka komedi ise asgari ücreti 1300 TL’ye çıkaracağız yalanı. Daha birkaç ay önce masada çalışanın karşısında çatır çatır pazarlık yapıp kölelik düzeninde asgari ücreti en düşük seviyede tutan sanki kendisi değilmiş gibi şimdi asgari ücreti yükselteceğiz diyor ki vaat ettikleri miktar da zaten yine çok gülünç bir rakam. Açlık sınırının 1400 TL, yoksulluk sınırının 4380 TL olduğu bugün vaat ettikleri miktar açlık sınırının bile altında kalıyor. Zaten açlık sınırında yaşayan milyonlarca emekliyi muhalefetin vermeyi vaat ettiği üç beş kuruş ilave ikramiyeyi duyduktan sonra he hadi ben de biraz vereyim diyerek diğer partilerin vaat ettiklerinin yanına bile yanaşamayacak rakamları açıklamakta hiç yüzü kızarmıyor.

Yargıda, dış politikadaki vaatlerini hiç dikkate bile almıyorum. Çünkü her iki alanda da bugün yaşadıklarımız bizzat AKP’nin bilinçli olarak bu noktaya getirip her iki alanda da çamura saplandığımızın net resmini yaşıyoruz ve bu çamurdan çıkmak için yapılması gereken tek şey bu ülkeyi bu çamura getirip saplayanlardan bir an önce kurtulmak.

Başta söylediğimiz gibi 13 yıl gibi uzun bir sürede ajandasındakileri yapacak çok büyük imkanlar ve zaman varken yapması gerekenleri yapmayıp şimdi onları yapacakmış havasına bürünmek samimiyetsizliğin en büyük örneği. Bu samimiyetsizliği bu halk medyanın tüm karartmalarına, yönlendirmelerine rağmen görecek mi onu da 1 Kasım akşamı göreceğiz.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum