BURHANİYE CEM EVİNDE ORUÇ AÇMA VE SUNUM YAPILDI

Burhaniye Cem ve Kültür Evinde Muharrem orucu açma ve birde sunum yapıldı. Dede Şevki Bakır’ın yemek duasından sonra oruçlar açıldı. Yoğun bir kalabalığın bulunduğu Cem ve Kültür Evinde birde sunum yapıldı. Kerbela ve Günümüz konulu sunumu Dernek Başkanı Durmuş Türkmen ve üye Aydın Alkan tarafından gerçekleştirildi. Dernek Başkanı sözlerine şimdiye kadar yemek getiren, dağıtan, lokma […]

BURHANİYE CEM EVİNDE ORUÇ AÇMA VE SUNUM YAPILDI

Burhaniye Cem ve Kültür Evinde Muharrem orucu açma ve birde sunum yapıldı. Dede Şevki Bakır’ın yemek duasından sonra oruçlar açıldı. Yoğun bir kalabalığın bulunduğu Cem ve Kültür Evinde birde sunum yapıldı. Kerbela ve Günümüz konulu sunumu Dernek Başkanı Durmuş Türkmen ve üye Aydın Alkan tarafından gerçekleştirildi.

Dernek Başkanı sözlerine şimdiye kadar yemek getiren, dağıtan, lokma sunan canların ellerine, emeklerine ve yüreklerine sağlık dileklerinden sonra Kerbela ile ilgili sunumuna geçti. Başkan Durmuş türkmen özetle şunları söyledi.

“Değerli Canlar,

Tarihsel süreçte,  aydınlık ve karanlığın mücadelesi devam etmektedir. Karanlığın alanının daraltıldığı oranda görünüre taşınan, aydınlık dünya, hepimizin düşlediği kardeşçe barış içinde bir arada yaşama özlemi ve istemidir. İlksel toplumsal paylaşımcılık ve ilksel toplumsal bir arada yaşama mutabakatının ortadan kalkmasıyla ezen/ezilen, sömüren/sömürülene dönüşen ayrışımda taraflar zalim/mazlum olarak adlandırılmışlardır. Bu ayrışımdan sonra aydınlık ve karanlığın savaşımı, tarihi süreçte devam  ederek günümüze kadar gelmiştir.         Hüseyin’in Kerbela’sı  ne ilktir, ne de son. Çağımızda yaşanan emperyal zulümlerin ve  sömürülerin karşısında duran mazlumların geriye dönüp baktıklarında  Kerbela hep bir ayna olmuştur.

Suçun, suçluya değil suçsuza yüklendiği,  acı, acıyı verene değil acıyı çekene baskı ve zulüm, baskı ve zulmü yapandan değil, baskı ve zulme uğrayana  sorulduğu, Kerbela şehitlerini ve günümüzde  aynı zulümlere , aynı  acıya tabi tutulan mazlum insanların, bu yassı matem  dediğimiz bu olayı  muharrem ayında anmaya çalışacağız. Bu gün Şehidi  Şühadanı  Deşt-i Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve 72 aile ahfadının zalimleler tarafından reva görülmüş zulmü ile Ankara’da Hakka’ a yürümüş canlarımızı anıp, çağlar boyunca var olmuş tüm Yezit’lere ve günümüz yezit’lerine lanet okumalıyız.

Kerbela acısını insanlığın acısı durumuna getiren Alevi- Bektaşiler, ağıt ,mersiye türleri ile Kerbela’yı anarak bunu bir yaşam, yaşama kaynağı haline ve insanlık sevgisine dönüştürebilmişlerdir.

Kerbela, insanlığın  şeriatçı İslamlıkla  hesaplaşma başlangıcının ilk adımı olmuştur. Tarihi süreçte insanlığa yapılan zülümleri anarak, zalime karşı hep duyarlı olagelmiştir.Kerbela benzeri  olayların yakın dönemdeki Maraş, Çorum, Sıvas, Gazi , Gezi, Roboski,Suruç,Diyarbakır ve  Ankara katliamları zalimin zulümü olarak görülmüşlerdir.Kerbela benzeri her olayının zaliminin adı değişik olsa da, sorumlu/sorumluları hep Yezit olarak adlandırılmışlardır.”

Kerbela katliamının başlangıcı ve hazırlanışı hakkında bilgi veren Başkan Durmuş Türkmen şöyle devam etti.

“Yezit babası Muaviye’nin yönlendirmesiyle kendi rakip odaklarının   üzerine yürümeye başlıyor. Başta Hz. Ali ailesi olmak üzere mualiflerini  biata zorluyor. “Biat etmeyen kim olursa, hiçbir mazeret dinlenmeden öldürülmeli” emrini veriyor.” Dedi.

Üye Aydın Alkan ise aşağıdaki bilgileri aktardı.

“ Bu olayların yaşandığı günlerde Hz. Hüseyin Küfe’liler tarafından  halife seçilmek  ve kendisine biat edilmek için Küfe  şehrine  çağrılıyordu.

Hz. Hüseyin’in Küfe şehrine gelmekte olduğunu  öğrenen  vali Ziyat, deneyimli komutanlarından Hur bin Riyah’ı Hz. Hüseyin’in Küfe’ye gelmesini engellemek için Yola çıkarıyor. Hur üç günlük bir yolculuktan sonra Hz. Hüseyin ve taraftarlarını karşıladı. Hz. Hüseyin Hur ile konuşup  ikna etti. Hur’u haklılığına inandırdı. Ancak Hur’u sorumluluktan kurtarmak için Küfe’ye gitmekten vaz geçip Kerbela’ya yöneldi. Yezit adına davranan vali Ziyat, Hz. Hüseyin’e biat ettirmek ya da öldürmek için Sa’ad bin Vakkas oğlu Ömer’i komutan olarak gönderdi. Küfe’liler Hz. Hüseyin’e “ gel Yezit’e biat et, canını kurtar”  dediler.Hz. Hüseyin’in cevabı şu olmuştur. “Bu gün ben zalimin zulmü karşısında biat edersem,  yarın zalimin zulmü karşısında kim savaşacak”

Ve Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kardeşleri,yeğenleri,bir bir vurulup toprağa düşüyorlardı.Yetmiş iki savaşçı, yetmiş iki dağ olup Yezit’e karşı savaştılar. Kaderse eğer, kaderi Kerbela’da değiştirmeye imkan yok, güçleri yetmiyordu. Muharrem ayının 10. Günü Hz. Hüseyin’in 18 yaşındaki oğlu Ali ekber şahadet şerbetini içerek toprakla buluştu.

Hz. Hüseyin ”Ben ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı aşağılık biliyuorum” deyip ölmeye hazırlık yaptı. Yezit’in ordusu Hz. Hüseyi’in üzerine binlerce ok yağdırdılar. Hz. Hüseyin’in bedenine tam otuzüç  ok  isabet etti. Şehid-i Şühadan-ı Deşti Kerbela İmam Hüseyin şerefi, haysiyeti, onuru, baş egmezliği ve yiğitliği  ile Kerbela’da, Fırat’ın kıyısında ölümü tadarak toprağa  düştü.

Hz. Hüseyin’in vasiyeti vardı. “Bir gün bu Yezit beni öldürüp başımı keserse, gövdemi mezara dik koyunki, gelen – giden benim Yezit’e biat etmediğimi görsünler.”

Kerbela’dan sonra  günümüze kadar gelen tarihi süreçte , ne zalimler ve zulümleri bitti, nede Hüseyinler ve yiğitler bitti. Aydılık ve karanlığın savaşı günümüze kadar

devam edip geldi. Örnek mi. Tarihin sayfalarına sığmıyor. Sadece yakın dönemden örnekleyelim. Maraş, Çorum, Sıvas, Gazi, Roboski, Suruç, Diyarbakır, Cizre ve en son yüreğimizi yakan ANKARA.

Ankara en son örnekti. Anadolu, Trakya ayağa kalkmıştı. İlksel paylaşımcılığın,   bir arada ortak  yaşamın ve ilksel  toplumsal mutabakatının ,   modern,  çağdaş anlamda barış,  bir arada kardeşçesine yaşama, eşit paylaşımcılık v.b adına dört bir yandan Ankara’ya yürüdüler. Hepsi Hüseyin’di, Ali Asgar’dı, Zeynep’ti Ümmü Gülsüm’dü Abbas’tılar.Yani hepsi bir yürek, bir candılar. Edirne’liydiler. Kars, Samsun, Mersin,İzmir, Hakkari, Dersim’liydiler.Cümle illerden yola revan olup gelmiştiler Ankara’ya.arış diyorlardı,kardeşlik diyorlardı. Cem olacaklardı. Barış, emek v e demokrasi mitinginde. 10 Ekim sabahı ,  saat on suları. Karanlığın dünyası boş durmuyordu. Cellatları,  Yezit’ler, kan içiciler pusularını Ankara Garının  yanında kurmuş Kan istiyorlardı. Hüseyin’in kanı onlara yetmiyoru. Ali Asgar’ın, Abbas’ın kanı  az gelmişti onlar. Yani taze kan için kudurmuştular. Yüzünü aydınlıktan yana, çocukları, torunları için yarınları,  bu günden inşa edenlerin kanını istiyorlardı. Yezitler/Karanlığın   cellatları düğmeye bastılar. Kızılca kıyamet koptu. Barış, iş, ekmek, emek, Hak, hukuk, adalet, kardeşlik, bir arada yaşama diyen canlarımızı katlettiler. Genç, yaşlı, Çoluk, Çocuk ,  kadın demeden  katlettiler. 100 üzerinde ölü, 500 ‘e yakın  yaralı sağa sola savruldu.

Karanlık sandı ki, Aydınlığa yüzünü  çevirenlerin yürüyüşünü durdururum.  Aydınlık dünyanın şehitleri tek can, tek nefes oldular.Halep’te Babek, Serezde Şeyh Bedrettin, Dersimde Pir Seyit Rıza, Dar ağacında üç fidan, Deniz, İbrahim ve Mahir, zindanda Mazlum, 17 yaşında Erdal Eren oldular. Maraş’ta, Çorum’da, Kanlı  Sivas’ta, Gazi’de ,Gezi’de , Roboski’de, Suruç’ta,Diyarbakır’da ve Ankara’da haykırdılar. Biz size  biat et me yiz,  et me ye ce ğiz. Ay ile Güneş tutuldu gökyüzünde.

Selam olsun! Kerbela’dan  bu yana zalimlerin zulümlerine biat etmeyip toprağa düşen Hüseyinlere!

Selam olsun onurlu mücadelesiyle ölümü gülerek karşılayanlara!

Anıları, yolumuza ışık olsun.”

Dernek Başkanı  26 Ekim Pazartesi Cem Evinde Aşure yapılacağını duyurarak sunumu sonlandırdı. Şenol Torlak

Yorumlar

yorum