ISRARLA VE KARARLILIKLA MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

Emek Partisi Ayvalık ilçe başkanı Ömer Aslan 1 Kasım’da yapılan seçimler hakkında basın açıklamada bulundu. Seçim sonuçları, AKP-Erdoğan’ın 7 Haziran yenilgisinden sonra olağanüstü koşullarda dayattıkları 1 Kasım seçimlerinin kazananı olduğunu göstermektedir. Bu “başarı”nın arkasında her türlü demokratik hakkın ayaklar altına alındığı, muhalefet partilerinin miting bile yapamadığı koşullarda savaşa ve kaosa dayalı politikaların yarattığı korku ve […]

ISRARLA VE KARARLILIKLA MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

Emek Partisi Ayvalık ilçe başkanı Ömer Aslan 1 Kasım’da yapılan seçimler hakkında basın açıklamada bulundu.

Seçim sonuçları, AKP-Erdoğan’ın 7 Haziran yenilgisinden sonra olağanüstü koşullarda dayattıkları 1 Kasım seçimlerinin kazananı olduğunu göstermektedir. Bu “başarı”nın arkasında her türlü demokratik hakkın ayaklar altına alındığı, muhalefet partilerinin miting bile yapamadığı koşullarda savaşa ve kaosa dayalı politikaların yarattığı korku ve kaygının üzerinden halkın yeniden yedeklenebilmiş olması yer almaktadır. Ortaya çıkan tablo, bir yandan HDP ve ülkedeki bütün emek ve demokrasi güçlerinin siyaset yapma zeminini ortadan kaldırmayı ve öte yandan savaş kışkırtıcılığı üzerinden milliyetçi oyların MHP’den AKP’ye yönelmesini sağlamayı amaçlayan savaş ve kaos planının yarattığı siyasi atmosferin bir sonucudur.

AKP-Erdoğan, 7 Haziran’dan bu yana ülkenin herhangi bir ekonomik, sosyal, siyasal sorununu çözerek değil, sorunları ve çözümsüzlüğü büyüterek daha kötüsünün önüne geçilmesi için ‘tek başına iktidar’ın zorunlu olduğu propagandası üzerinden işçi sınıfı ve emekçi halk kitlelerini yedekleyebilmiştir.

Bu temelde 1 Kasım seçimlerinden çıkarılabilecek ilk sonuç, önümüzdeki dönemde büyüyen sorunlar ve keskinleşen çelişkiler üzerinden işçi sınıfı ve halklarımızın mücadele platformlarını yenileyerek daha güçlü ve birleşik bir mücadeleye yönelmesinin kendini dünden daha fazla dayattığı gerçeğidir.

Erdoğan’ın fiili dikta rejiminin dayatmaları karşısında, siyasal hak ve özgürlükler mücadelesinin önemi artmıştır. Medya organlarına el konulması, haber sitelerinin kapatılması, grevlerin yasaklanması, Bölgede seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, emek ve demokrasi güçlerine yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalar fiili dikta rejimi tarafından olağan uygulamalar haline getirilmiştir.

Seçim barajını kaldırma vaadine karşı anti-demokratik yüzde on barajı, orta yerde durmaktadır. Ülke sadece AKP’nin kendi statükosunu kurmak için ihtiyaç duyduğu yamaların yapıldığı darbe anayasası ile yönetilmeye devam etmektedir. Bütün bu saldırılar işçi sınıfı ve halk güçlerinin demokrasi mücadelesinde birleşmesi ihtiyacını büyütmektedir.

AKP ve sermaye çevrelerinden yayılan ‘istikrar’ beklentisine rağmen bütün veriler ekonomik-sosyal yönden işçi sınıfı ve emekçileri daha zor günlerin beklediğini göstermektedir. Artan işsizlik, büyüyen enflasyon, yükselen döviz kurları, üretimdeki daralma ve küçülen büyüme oranıyla ekonomik krizin belirtileri daha görünür hale gelmektedir. Bu kriz belirtilerinin sermaye tarafından işçi sınıfı ve emekçilere karşı yeni bir saldırının ‘fırsatı’ olarak kullanılmaya çalışılacağı açıktır. Bu durum, sendikaların ve bütün emek örgütlerinin ve örgütsüz geniş işçi-emekçi kitlelerin saldırılara karşı güçlü bir mücadele hattı örmelerini zorunlu kılıyor.

Kürdistan’da savaş politikasının kentlerin ablukaya alınmasına kadar yaygınlaştırılması, savaşın ekonomik ve sosyal yaşamda yarattığı tahribat üzerinden özellikle sermaye ve esnaf kesimleri başta olmak üzere halkın bazı kesimlerinin çıkışı, AKP’nin tek başına iktidar olmasına yol açmıştır. Savaş koşullarında gidilen seçimlerde gerek baskı ve engellemeler nedeniyle kullanılamayan oylar ve gerekse savaşı bitireceği beklentisi üzerinden AKP’ye kısmi yönelim, HDP’nin oylarında bir düşüş yaşanmasına yol açmıştır. Ancak bu tablo halkın büyük kesiminin yine HDP ve Kürt siyasal hareketinin etrafında birleştiğini ve tam eşitliğe dayalı ulusal istemlerinin karşılanmasına yönelik bir barış ve demokratik çözüm iradesinin güçlü bir şekilde devam ettiği gerçeğini değiştirmemektedir.

KCK’nin ‘eylemsizlik’ kararına rağmen sürdürülen operasyonlar AKP-Erdoğan iktidarının savaş ısrarını göstermekte, bu savaş ısrarı Rojava’ya yönelik saldırganlıkla birleşmektedir. Bu yönelim İncirlik başta olmak üzere ülkedeki üslerin ABD emperyalizminin kullanımına açılması ve uzun bir süreden beri Suriye’de desteklenen IŞİD’in bir iç sorun haline getirilmiş olmasıyla tamamlanmaktadır.

Sonuç olarak; AKP-Erdoğan ekonomik, sosyal, siyasal her yönden ülkedeki sorunları büyüterek yeniden iktidar olmuştur. Bu tablo işçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin; ülkedeki bütün emek, barış ve demokrasi güçlerinin mücadele platformlarını yenileyerek ve daha güçlü bir demokrasi cephesi örerek mücadeleyi büyütmelerini zorunlu hale getirmektedir. 1 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan tabloyu değiştirmenin ve fiili dikta rejiminin sonunu getirerek, halklarımızın eşitlik temelinde, insanca yaşayacağı, demokratik bir ülke kurulabilmenin yolu ısrarla ve kararlılıkla mücadeleyi büyütmekten geçiyor.

 

Yorumlar

yorum