KAZANAN AKP KAYBEDEN TÜRKİYE

16.yüzyılın ünlü düşünürlerinden Machiavelli’nin “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” sözünü bilmeyenimiz yoktur. Aradan geçen 5 yüzyıl sonra Machiavelli’yi bu kadar haklı çıkaracak bir seçim dönemini geride bıraktık. 7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen Kaçak Saray sakininin amaca ulaşmak için aradan geçen bu 5 aylık süreyi çok iyi bir manevrayla istediği sonuca ulaşmak için her yolu denemesini […]

KAZANAN AKP KAYBEDEN TÜRKİYE

16.yüzyılın ünlü düşünürlerinden Machiavelli’nin “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” sözünü bilmeyenimiz yoktur.

Aradan geçen 5 yüzyıl sonra Machiavelli’yi bu kadar haklı çıkaracak bir seçim dönemini geride bıraktık.

7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen Kaçak Saray sakininin amaca ulaşmak için aradan geçen bu 5 aylık süreyi çok iyi bir manevrayla istediği sonuca ulaşmak için her yolu denemesini takdir etmemek mümkün değil. Daha 7 Haziran akşamı bir erken seçimin sözünü etmek ve bunun için elindeki tüm gücü harekete geçirmek kendisi için çok akıllı bir taktik olmuştur. Kimimiz bunu bir kumar olarak da değerlendirebilir. O kumar oynanmış ve Kaçak Saray kazanmıştır.

Bunu başarmak için çözüm süreci masasını devirmesi yeterli oldu. Yıkılan masa sonucunda PKK’nin harekete geçmesi, emanet olarak HDP’ye giden oyların AKP’ye dönmesini sağlamıştır.

Çözüm süreci masasının yıkılması ve ardından gelen terör sonucunda yüzlerce kişinin birkaç ay içinde kurban edilmesi ve ülkenin kan gölüne çevrilmesi halka korku salmıştır. Korku sonucunda AKP’ye dönen oylar ile iktidar sağlanmış ama demokrasinin kırıntısı olmayan bu ortamda ne yazık ki Türkiye kaybetmiştir.

1 Kasım sonuçlarını etkileyen ve 5 ay gibi kısa bir süre içinde milyonlarca insanın fikir değiştirmesine yol açan ana etken “korkudur!”

AKP adına kazanç gibi görünen bu görüntü ne yazık ki ülkem için bir kayıptır.

7 Haziran seçimlerinde halk muhalefetteki üç partiye koalisyon kurmaları için yetki verdi fakat bu yetkinin hovardaca harcanması sonucu halk bunun cezasını bu koalisyonun kurulmasındaki en büyük engel olan MHP ve onun liderine kesti.

Devlet Bahçeli ne yazık ki 2001 yılındaki üçlü koalisyon döneminde olduğu gibi hiç gidilmeyecek bir dönemde erken seçime gidilmesini tetiklemiş ve büyük ekonomik krizinin yaralarını sarmadan gidilen bu seçimde iktidar altın tepsi içinde AKP’ye devredilmişti. Bugün de aynı Bahçeli üçlü koalisyonun kurulmasını kilitleyerek AKP’nin en büyük neferi olarak iktidarı yine altın tepsi içinde kendisine teslim etti.

Ayrıca burada belirtelim ki Devlet Bahçeli 6 milyon insanın oy verdiği bir partiyi yok sayarak hem nefret suçu işlemiş hem de legal olarak kurulmuş bir partiyi muhatap almayarak PKK terör örgütünü onore edilmesini sağlamıştır. Bu ülkede kardeşliğe, barışa gidecek yolların açılması gerekirken ne yazık ki terör örgütü ödüllendirilmiştir.

Bütün bunlara rağmen Devlet Bahçeli’nin hiçbir sorumluluğu üzerine almayıp koltuğunda pişkince oturmaya devam etmesi tam bir kara mizah.

Gerek 7 Haziran’dan önceki tablo, gerekse iki seçim arasında gelişen tüm olumsuz tabloya bakınca ortaya çıkan kaos ortamına benzer bir manzaranın başka ülkelerdeki gerçek demokrasilerde gerçekleştiğinde iktidar partisinin oy yitirdiğini ve iktidara en yakın olan ana muhalefet partisinin oylarının artırdığını gözlemleriz.

Açıkçası hem Haziran hem de 1 Kasım seçimlerindeki karamsar tablo karşısında Ana Muhalefet Partisi CHP’nin oylarının önemli ölçüde artacağını tahmin ediyordum. CHP’nin seçim vaatlerinin özellikle ekonomi bölümünün iktidar partisi tarafından bile aşırılıp taklit edilmesi CHP’nin söylemlerinde bir yanlışlık olmadığını gösteriyor. Buna rağmen halkımız CHP’ye itibar etmemiş görünüyor. Bunun nedenlerinin sosyolojik olarak araştırılıp değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sağlıklı bir demokraside ve gelişmiş bir toplumda böyle bir sonucun görülmesi mümkün değil.

CHP’nin tekrar iktidara gelebilmesi için acaba 1917 ya da 68 devrimleri gibi güçlü bir sol dalganın yayılması ve bunun ülkemize de vurmasını mı beklememiz gerekecek?

İktidar partisine oy verenleri bilinçsiz olarak suçluyoruz. Doğru ya da değil. Bu seçimlerde her dört kişiden biri sandığa gitmedi ve bunların yarısından fazlasının CHP seçmeni olduğunu da biliyoruz. AKP’ye oy verenleri bilinçsiz olarak suçlarken sandığa gitmeyen CHP seçmeninin bilinçli olduğunu söyleyebilir miyiz? Zira CHP’nin oyunun artmamasının en büyük sebebi sandığa gitmeyen bu seçmenlerdir.

Yine hatırlatalım ki seçimde sandığa gitmeyen kişinin olumlu ya da olumsuz şekilde söz söyleme hakkı da kalmamıştır. Söz söyleme hakkını bunlar sandığa gitmeyerek istemedikleri bir partinin iktidara gelmesiyle kullanmışlardır ve bundan sonra onlara ancak susmak yakışır.

Son dersimiz AKP’ye olsun. AKP 7 Haziran öncesinde ne yaptı da oyları yüzde 40’lara kadar düştü? 5 aylık aradan sonra üzerine koyduğu yüzde 10’luk ilave seçmen ile yine bu halkı germeye, kutuplaştırmaya devam edecek mi? Bunun sonucunun 7 Haziran’da ne olduğunu gördü. Dileriz ki balkon konuşmalarında verilen iyi dilekler her zaman olduğu gibi orada kalmaz ve bu halkın uzun zamandır beklediği çatışmasız güzel günler yakın gelecekte sağlanmış olur. Unutmayalım demokrasi çoğunluğun baskısı değil, muhalif olanların da haklarının gözetildiği bir yönetimdir.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum