DENİZ FENERİ

1 Kasım seçim sonuçları birçok aydın üzerinde şok etkisi yarattı. 13 yıllık iktidar yorgunluğu, terör, rüşvet, ekonominin günden güne kötüleşmesi ve ardından 7 Haziran şeçimleriyle tetiklenen PKK terörü AKP’nin bir önceki seçimlere göre daha da oy kaybedeceği beklentisi yarattı. Sağlıklı toplumlarda, normal demokrasilerde böyle olması gerekiyordu. Ben de aynı beklenti içindeydim. Seçim sonuçları tüm beklentileri […]

DENİZ FENERİ

Tamer KAYIKÇI

1 Kasım seçim sonuçları birçok aydın üzerinde şok etkisi yarattı. 13 yıllık iktidar yorgunluğu, terör, rüşvet, ekonominin günden güne kötüleşmesi ve ardından 7 Haziran şeçimleriyle tetiklenen PKK terörü AKP’nin bir önceki seçimlere göre daha da oy kaybedeceği beklentisi yarattı. Sağlıklı toplumlarda, normal demokrasilerde böyle olması gerekiyordu. Ben de aynı beklenti içindeydim.

Seçim sonuçları tüm beklentileri boşa çıkardı. Hatta bu sonucu AKP’lilerin kendilerinin de beklemediğini kendi ağızlarıyla itiraf ettiler.

AKP’nin bu denli yıpranmışlığına rağmen oy kaybının tersine oylarını artırması bu konuda kalem oynatan bir çok aydın üzerinde bir travma etkisi yarattığını söyleyebiliriz. Hatta yazılarını her gün milyonlarca okurun takip ettiği bazı köşe yazarları söyleyecek başka sözüm kalmadı diyerek yazmayı bıraktı.

Bazıları ne yaparsak yapalım bu halka bir şey anlatamıyoruz, söylediklerimizi sadece bizim gibi düşünüp bizi okuyanlar dinliyor, asıl ulaşılması gereken farklı görüşteki yığınlara ulaşamıyoruz deyip bir yılgınlığa düşenler, mücadeleden çekilenler var.

Bu köşede neredeyse 5 yıla yakın bir süredir yazmaya çalışıyorum. Benim gibi yine bu gazetede yazan diğer arkadaşların yazdıklarının da bu gazetenin yayın politikasını bilen ve aynı düşüncede olanlara ulaştığını ama bizden farklı düşünen diğer kitlelerin kendilerine hitap eden başka yayın organlarını takip ettiğini biliyoruz ve bunun da çok doğal olduğunun farkındayız. Yine de bu gazetenin herhangi bir kahvehanede, bir berber dükkanında ya da bir başka esnaf işyerinde en azından farklı görüşteki birileri tarafından bir göz atıldığını, göz ucuyla yazdıklarımızı da gözden geçirdiğini tahmin ediyoruz. İşte o göz ucuyla gözden geçiren biri olur da düşüncelerinde bir sorgulamaya giderse bizim için o kişi binlercesinin sahile vurup da içlerinden birinin tekrar denize atılan denizyıldızı gibidir.

Gerçek bir aydının yılgınlığa düşme, doğruları söylemekten vazgeçip kendi köşesine çekilmesi gibi bir lüksü olabilir mi? Şartlar ne kadar kötü olursa olsun aydın doğru bildiğini sonuna kadar haykırarak söylemeye devam etmelidir. Çünkü aydın tıpkı bir deniz feneridir. Gecenin en karanlığında bile yaydığı ışıkla doğru rotanın takip edilmesini sağlayan deniz feneri gibi bir aydının da söylediği her bir söz, fikir deniz fenerinin yaydığı ışık gibi topluma yön gösterir. Her ne kadar onu okuyan, takip eden kişi az olsa da hatta hiç olmasa bile zamanla kendi dünyası dışındaki gelişmelerin, uygulamaların, yaşanmışlıkların getirdiği yanlışlıklar sonucunda doğru yolu bulmak için başvurulacak ilk kişi o deniz feneri gibi topluma doğruları, gerçekleri söyleyen aydın kişiler olacaktır.

Dün aramızdan ayrılmasının yıldönümünde andığımız büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk de bulunduğu dönem içerisinde yalnız kalmış olmasına rağmen inandıklarından, doğrulardan bir milim dahi sapmadığından zamanla ne kadar haklı olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılmasının üzerinden uzun yıllar geçse de hala bir Deniz Feneri gibi ışığını yaymaya, doğru yolu göstermeye devam ediyor.

1 Kasım seçimlerinden aydın kesimin düş kırıklığına uğramasının sebeplerinden bir tanesi de AKP’nin seçim vaatlerinde hiçbir çağdaş projeyi topluma sunamamış olmasına rağmen seçimden zaferle çıkmış olmasıdır. Nasıl olur da topluma gelecek için yeni umutlar sunamayan, sadece korku ortamı yaratarak bundan faydalanmasını bilen AKP politikası araştırılmaya değer bir konu. Zira insanları bunca kötü gelişmeye rağmen ayakta tutan başlıca unsur hep umut olmuştur. Umudunu yitiren bir halk geleceğini de yok etmiştir. 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yarınlar için yeni umutlar yarattığını söyleyebilir miyiz?

Konu umuttan açılmışken bir sözümüz de CHP’ye olsun. Gelişmiş demokrasilerde ana muhalefette yer alan parti iktidarın alternatifi olarak her zaman halka umut olmaya devam eder. İktidarın en ufak bir tökezlemesinde ana muhalefet göreve hazırdır.

Kılıçdaroğlu yönetiminde CHP son beş yıl içinde girdiği tüm seçimleri kaybetti. Gerek 7 Haziran gerekse 1 Kasım seçimlerinde CHP’nin tespitlerinin ve getirdiği çözüm önerilerinin de doğru olduğunu buradan söylemiştik. Buna rağmen AKP’nin tüm başarısızlığına karşı CHP istediği oy artışını sağlayamadı. Çünkü CHP ve Kılıçdaroğlu kritik dönemlerde atması gereken adımları atmadığı, pasif kaldığı için halka umut vermekten uzaklaştı. Örneğin 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP’nin hükümeti kuramayacağı ve Kaçak Saraydakinin bu görevi Kılıçdaroğlu’na vermeyeceği anlaşıldıktan sonra durum aynen kabullenildi. Oysa milyonlar kaçak sarayın önüne yığılıp o görev söke söke alınsaydı CHP bugün çok farklı yerde olabilirdi. Bunun yerine Kaçak sarayın kendilerine biçtiği rolü kabullenmiş ve edilgen bir politika izlenilmiştir. Halk buna benzer pasif davranışları gördükçe umudunu günden güne yitirmiş ve sandıkta da gerekli desteği CHP’ye vermemiştir.

Önümüzde yapılacak bir seçimde CHP’nin yine aynı kadro ile seçime girip başarılı olabileceğine inanıyor musunuz? Bu kadronun başkalarının yazdığı senaryolarda kendisine biçilen rolleri değil de kendi senaryolarını yazıp filmi istedikleri gibi çekebileceklerine inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. Bundan dolayı CHP’nin halka umut verebilecek yeni bir lider, yeni bir kadro bulması gerekiyor. Kişiliğine, siyasetteki tespitlerine ne kadar saygı duysam da seçimi kaybeden lider Kılıçdaroğlu yenik durumdadır ve görevi yeni kadrolara devretmelidir.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle