IŞID BATININ KENDİ GÖLGESİDİR

Yıllar önce ABD’nin başkenti Washington’a kısa süren bir toplantı için gitmiştim. O günlerde Washington’un caddelerinde yol kat ederken bir benzin istasyonunun karşısında durmuştuk. Yanımdaki arkadaşım o an benzin istasyonundan bir eliyle benzin pompasını tutarken diğer taraftan çok rahat hareketlerle arabasına yaslanmış, etrafı sakince süzen kadını göstererek demişti ki: Biliyor musun, dünyanın her yerinde bulunan ABD […]

IŞID BATININ KENDİ GÖLGESİDİR

Tamer KAYIKÇI

Yıllar önce ABD’nin başkenti Washington’a kısa süren bir toplantı için gitmiştim. O günlerde Washington’un caddelerinde yol kat ederken bir benzin istasyonunun karşısında durmuştuk. Yanımdaki arkadaşım o an benzin istasyonundan bir eliyle benzin pompasını tutarken diğer taraftan çok rahat hareketlerle arabasına yaslanmış, etrafı sakince süzen kadını göstererek demişti ki: Biliyor musun, dünyanın her yerinde bulunan ABD askerlerinin tek görevi var, o da işte şu karşıda gördüğün kadının bütün dünyayı umursamazca hareketlerle çok rahat bir şekilde o benzin deposunu ucuza doldurabilmesini sağlamak.

Arkadaşım sonuna kadar haklıydı. Dünya düzenini bu kadar yalın bir şekilde özetleyen bu görüntüyü aradan uzun yıllar geçmesine rağmen unutmuş değilim.

ABD önderliğindeki zengin batı kulübü ülkelerin askerlerinin Ortadoğu’da, Afrika’da, uzak doğuda asker bulundurmasının ana sebebi batı kulübünün ihtiyaç duyduğu petrol ve doğalgaz kaynaklarına rahat, güvenli ve ucuz bir şekilde ulaşabilmesidir.

O güvenli yolların açılması için her türlü yola başvurulmuştur. Ya doğrudan işgal edilmiştir, ya askeri darbeler yaptırılarak kukla yönetimler iş başına getirilmiştir, ya da bölge devletlerini birbiriyle savaştırarak hem onlara silah satmış hem de kendisine biat etmesini sağlamıştır.

En son yöntem de ABD’nin hazırlayıp yürürlüğe soktuğu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında batı kulübüne büyük tehlike yaratan ülkelerde yönetimlere karşı muhalif seslere para ve silah yardımı yaparak onları devirmek, bazılarının ise ülke bütünlüğünü bozup etnik ve dini kökenleri öne çıkararak oluşan küçük devletçiklerde kendi kukla yönetimlerini iş başına getirmek.

Arap baharı gibi süslü laflar eşliğinde Libya’da laik Kaddafi gitti ülke ikiye bölündü ve şeriat geldi, Mısır’da darbe üstüne darbe yapıldı ve sonuçta ABD kuklası yönetim iş başına geldi, Yemen ikiye bölündü, Irak dinsel ve etnik olarak üçe bölündü, en son Suriye birkaç parçaya ayrılmış durumda.

Bu bölgelere hakim olacağım diye tüm bölge halkları savaş, terör yüzünden yaşanılamayacak bir dünyada buldular kendilerini. Bu kaos ortamında karınlarını doyuramayacak, güvenliğini sağlayamayacak bu topraklarda yaşamanın anlamsızlığını kavrayanlar ilk fırsatta kendilerini bu coğrafyanın dışına atmaya başladılar. Bölgedeki halkların cahilliği, batının buraları sömüreceğim diyerek terör örgütlerinin yeşermesini sağlayacak tüm alt yapının hazırlanması sonucunda ve oluşan yönetim boşluklarından faydalanan terör örgütleri devletin sağlayamadığı otoriteyi sağlayarak bölgenin hakimi haline geldiler. Senin teröristin benim teröristim denilerek bütün terör örgütleri kendilerinin hamisi konumundaki ülkelerden her türlü desteği de buldular.

1 ay önce Ankara’da 102 kişiyi, 3 gün önce de Paris’te 132 kişiyi katleden caniler Esad’ın dediği gibi Suriye’ye giderlerken özgürlük elçisi olarak alkışlanıyorlardı. Fransa’nın bu yıl içinde ikinci kez yaşadığı terör belasını Ortadoğu halkları neredeyse yarım yüzyıldır aralıksız her gün yaşarken tüm dünya kendi menfaatlerine hizmet ettikleri için hiç rahatsız olmadılar ve hatta o terör örgütlerini desteklediler.

Bugün batı kulübünün kendi yarattığı bataklığın içinde türeyen kendi ürünü terör örgütleriyle mücadele ederken aslında bir gölgeyle mücadele ettiklerinin farkında değiller. O gölge de kendilerinin o bölgeye kadar uzanan karanlık gölgeleridir. O gölgeyle gerçekten mücadele edeceklerse aslında gölgenin asıl sahibi kendilerine dönüp hatayı nerede yaptıklarına bakmak zorundalar.

Her bozuk saatin günde en az iki defa doğruyu göstermesi gibi bizim Kaçak Saraydaki de  doğru bir sözle sermaye sahibi daha az kazansın, dar gelirliye daha fazla para aktarılsın dedi. İlginçtir daha hızlı çıkışı da bizim ülkenin en büyük kapitalisti sayılan Ali Koç yaptı. Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin yıkılması gerektiğini söyledi.

Biz kapitalizmin ortadan kalkmayacağını biliyoruz ama vahşi kapitalizme biraz gem vurursak dünyada her şeyin yoluna girebileceğini, bugünkü dünyadan daha yaşanılır bir dünya yaratılacağını söyleyebiliriz. Uzakdoğu’da 5 dolara mal ettiği bir spor ayakkabısını bizim ülkemizde 200 dolara pazarlayıp aradaki farkı cebine indiren vahşi kapitalist dünyada var olduğu sürece günde 2-3 dolara karın tokluğuyla yaşamaya çalışan insanlar terör örgütlerinin en büyük sermayeleri olmaya devam edecektir.

Bugün tüm dünyayı kasıp kavuran bir terör belası var. O terör de batı kulübünün yarattığı bataklıklarda doğup büyüyor. Terörü yok etmek için de o bataklığın kurutulması gerekiyor. Bataklığın kurutulması ancak dünyadaki sömürü düzeninin son bulması ve tüm bölgeye gerçek demokrasinin gelmesiyle olur. Öyle dışarıdan ben demokrasi getireceğim dediğin zaman sonuçta karşına IŞID gibi cani teröristler çıkıyor.

Yorumlar

yorum