BURHANİYE CEM EVİNDE ANKARA ŞEHİTLERİ İÇİN LOKMA DÖKÜLDÜ

  Burhaniye Alevi Kültür Derneği Ankara katliamının kırkıncı gününde hakka yürüyen şehitler için lokma verdi. Cem ve Kültür evinde verilen lokmaya dernek üyeleri ve sivil toplum örgütleri katıldı. Katılımın yoğun olduğu lokma dağıtımında, patlamada yaralanan katılımcılar düşüncelerini ve yaşadıklarını anlattılar. Lokma dağıtılmadan önce dernek başkanı Durmuş Türkmen bir konuşma yaptı. Başkanın yaptığı konuşma şöyleydi: “Değerli […]

BURHANİYE CEM EVİNDE ANKARA ŞEHİTLERİ İÇİN LOKMA DÖKÜLDÜ

 

Burhaniye Alevi Kültür Derneği Ankara katliamının kırkıncı gününde hakka yürüyen şehitler için lokma verdi. Cem ve Kültür evinde verilen lokmaya dernek üyeleri ve sivil toplum örgütleri katıldı. Katılımın yoğun olduğu lokma dağıtımında, patlamada yaralanan katılımcılar düşüncelerini ve yaşadıklarını anlattılar. Lokma dağıtılmadan önce dernek başkanı Durmuş Türkmen bir konuşma yaptı. Başkanın yaptığı konuşma şöyleydi:

“Değerli dostlar, canlar hepiniz hoş geldiniz.

Bu gün Ankara katliamının kırkıncı günü. Ne yazık ki katliam normal bir olay gibi algılandı. Katliamı yapanlar için hiçbir şey yapılmazken, barış için gidenler yargılanmaya başlandı. Şu an Türkiyenin her tarafında 10 Ekim barış mitingine katılanlar, miting için çağrı yapanlar, basın açıklaması yapanlar soruşturuluyor, göz altına alınıyorlar.

Bizler katilleri çok iyi tanıyoruz. Katiller Kerbeladan bu tarafa yezitliklerini yapıyorlar. Yezit her zaman karşımıza çıktı. Yezit olmasa da zihniyeti devam etti. Sivas’ta Pir Sultanı asarken, yine Sivasta Yavuzla kırk bin alevinin katliamı yapılırken   o zihniyet işbaşındaydı. Dersim, Halepçe, Madımak, Roboski, Maraş, Suruç, Reyhanlı ve bunun gibi katliamlarda yezit hep iş başındaydı. Arkasından Ankarada 102 canımızı, fidanımızı bizden aldılar. Kana doymayanlar Parisi de kana buladılar.

Ankara katliamına ayrı bir pencereden bakılmasına dikkat çekmek istiyorum. Katliam ve sonrasındaki ruhsal ve psikolojik yapımızda değişimler. Bir kısım kimseler “iyi ki ben gitmedim” diyenler, “keşke ben de orda olsaydım, o bombaların hedefi olsaydım”, “iyi ki gittim, gitmeseydim çok rahatsız olurdum” gibi bir çok düşünce ortaya serildi. Bunları yargılamak gibi bir düşüncem yoktur. Hepimizin yaşadığı bu travma bizleri çok etkiledi ve psikolojimizi bozdu. Yaralananlara tıbbi müdahale edilirken çevremizde yaralanmayan bir çok insana müdahale etme gereği duyuldu. Burada hemen devletimiz olaya müdahale etti. Psikolojik destek iyi niyetleri uygulanmaya konuldu.

Ankara Katliamı’yla neler yaşadığımızı, nelere tanık olduğumuzu belki zamanla daha iyi anlayacağız ve hissedeceğiz. Çünkü şu günlerde gidenlerin ve kalanların darmadağın olduğu bir zaman içinden geçiyoruz.

Katliamın hemen sonrasında bir üniversitenin psikiyatri kliniğinden “ücretsiz psikolojik destek” çağrısı yapıldı. Devlete bağlı resmi kurumlarda bu çağrılara ayak uydurdu.

Yaşadığımız topraklarda özellikle yakın zamanlarda devletin psikologları “toplumsal olaylara” seferber etmesini 1999 depremi, Van depremi, Kütahya depremi, Soma gibi katliamlar vesilesiyle gördük. Devlet katliamın yaşandığı alanlara, başka hiçbir ihtiyaçta acele etmediği kadar, süratle psikologları göndermiş, “travma mağdurları grupları” kurulmuş ve bu “mağdurlar” “terapilere” alınmış, “sakinleştirilmiştir”. Bir tür “günah” bağışlatma, hata örtme, sorumsuzlukları gizleme, asıl sorumluları koruma derdiyle hareket eden ve düşünen iktidarlar burada psikolojiye ve psikologlara bir tür tampon işlevi kazandırmaya çalışmaktadır.

10 Ekim’de özellikle Barış çağrısıyla yapılan mitinge katılma sorumluluğu/ zorunluluğu hissetmeyen, katılamadığı için rahatsız olmayan hiç bir psikolog katliamdan sonra da bize iyi gelmeyecektir; bilakis bize dışsal olanı temsil etmektedir. Müfredata bağlı, sakinleştirici, uzlaştırıcı, yatıştırıcı yöntemlerle sadece öfkemizi içimize atmamızı söyleyecektir. Bizi sürekli bir “yas sürecine” kilitleyecektir. Yapılan travma süreci tarifi bile kişide gözlenmeyen kimi belirtilerin bir zaman sonra ortaya çıkmasını motive edebilir. Yani bizde uykusuzluk yokken bir psikoloğun bunları bize söylemesiyle uykusuzluk başlayabilir ki içine itildiğimiz duygusal durum da bu tür süreçlerin yaşanması için son derece müsait gibi görünmektedir.

Oysa bizler, katliamı yaşayanlar, katliama tanıklık edenler, katliamda arkadaşımızı, yoldaşımızı, anamızı-babamızı, evladımızı, kardeşimizi, eşimizi-dostumuzu kaybedenler, katliamda uzuvlarını kaybedenler ve onların yakınları olarak öfkeliyiz. En insani olan yasımızı elbette tutuyoruz ancak aynı zamanda her aklımıza geldiğinde/aklımızdan çıkmadığında öfkemiz daha çok bileniyor. Yaşamlarımızı sürdürme “sakinliği”, “sükuneti” değil; öfkemizi örgütlü bir öfkeye dönüştürmek ve yaşanan ve yaşanacak olan katliamlara, baskılara direnebilme ve bunları engelleyebilecek örgütlü gücümüzü artırmaktır. Gerçek olan ve bize iyi gelecek olan, gidenlerimizin ardından ilaçlarla ya da terapilerle sakinleştirilmek değil ayağa kalkmaktır. Bir yandan yasımızı tutarken bir yandan da yasını tuttuğumuz 102 yoldaşımızın suretinde devrimci, özgürleştirici, insanileştirici mücadelemizi halka yaymaktır. Yoldaşlık ve gerçek dayanışma duygumuza mücadele ve örgütlenmeden başkası iyi gelemeyecektir.

Psikologlar olarak Ankara katliamında yakınlarını kaybeden, yaralanan dostlarımızın öncelikle yoldaşlarıyız. Yaşananların ve yaşanacakların karşısında durabilme, kabul etmeme, hesap sorma, hak arama, isyan etme gibi motivasyonlarla dayanışmamızı sürdürmeliyiz. Psikolojik destek hangi kurum/örgüt/kişi aracılığıyla gelirse gelsin, zaman polikliniklerde, hastanelerde, danışmanlık merkezlerinde “tedavi” olma, profesyonel teselli edilme zamanı değil bilakis acımız ne denli derinse o derinlikte direnme, öfkelenme, mücadele etme, birlikte olma zamanıdır. Travmalarımızı iyileştiren, bizi her yıkıldığımızda ayağa kaldıran, sokağa döken bunlardır. Hiçbirimize “profesyonel kişiselleştirilmiş destek” iyi gelemeyecektir. Hepimize iyi gelecek olan tek şey, öfkemizin “sağıtılmasını” ve “evcilleştirilmeyi” ret ederek örgütlenmek, mücadele etmek, özgürleşmek ve özgürleşirken “iyileşmektir”.

 

Ankara katliamında hakka yürüyenler için bu gün hazırlanan etkinlikte emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum, emeklerine sağlık diliyorum. İkramımız herkese helal olsun.”

Daha sonra olayı yaşayan Ömer Oğuz patlamayı ve düşüncelerini aktardıktan sonra Dernek tarafından hazırlanan lokmalar yenildi.

Şenol TORLAK

Yorumlar

yorum