ŞANS SAHNEDE YER ALANLARIN YANINDA YER ALIR

Suriye sınırında Rus savaş uçağını düşürdük Hemen ardından da 2 gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül casusluk ve terör örgütüne yardım etmekten dolayı tutuklandı. İki olay arasında bağlantı kurmak ilk başta biraz insana tuhaf geliyor ama bahsettiğimiz iki olayın ortak paydaları Suriye. İlk olayda Suriye’de devam eden iç savaşa müdahale etmek isteyen, süren yangını söndürmeye […]

ŞANS SAHNEDE YER ALANLARIN YANINDA YER ALIR

Tamer KAYIKÇI

Suriye sınırında Rus savaş uçağını düşürdük

Hemen ardından da 2 gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül casusluk ve terör örgütüne yardım etmekten dolayı tutuklandı.

İki olay arasında bağlantı kurmak ilk başta biraz insana tuhaf geliyor ama bahsettiğimiz iki olayın ortak paydaları Suriye.

İlk olayda Suriye’de devam eden iç savaşa müdahale etmek isteyen, süren yangını söndürmeye çalışan, Suriye’nin şu an uluslararasında temsil yetkisine sahip tek yetki sahibi merkezi yönetim tarafından davet edilen bir Rusya,

Diğer tarafta ise devam eden yangına malzeme taşıyan ve yangının daha da büyümesine neden olan, sonunda kaçak saray tarafından içinde silah olsa ne olur olmasa ne olur diyerek bir şekilde cumhuriyet savcılarının, jandarmanın resmi tutanaklara geçirdiğini onayladığı silahlar var.

Birinci olayda uçağı düşürerek dış politikada girdiğimiz çıkmazın daha da derinleştiği bir krizle karşı karşıyayız

İkinci olayda ise sadece haber peşinde koşan, daha önce de benzer olaylardaki suçlamalarda gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse AİHM tarafından bir suç unsuru bulunmamasına rağmen tutuklanan iki gazeteci ve basın özgürlüğüne vurulan büyük darbe.

Her ne kadar egemen bir ülke olarak ülkenin sınırlarını korumak birinci ödev olarak görünüyorsa da Rusya’yı sınırımıza kadar getirecek olaylardaki payımızı düşünerek krizi kendi ellerimizle davet ettiğimizi söylemek yanlış olmayacaktır.

Şam’daki camide bir hafta içinde Cuma namazı kılmayı hayal edip olayları bilinçsizce körüklemek, kardeş bir ülkedeki yangını söndürmeye çalışmak yerine yangının daha da büyümesine yardımcı olmak krizi davet etmek değildir de nedir?

Hoşuma giden bir söz var. Şans, sahnede yer alanların yanında olur! Bunu tersinden okuyup günümüze yorumlarsak kaos ortamı da o kaosa giden yolları açan, engel olmayanlarla beraber olur. Bugün Türkiye eğer sınırları içinde 2,5 milyon Suriyeliyi barındırıp milyarlarca dolar harcıyorsa, sınırının hemen dibinde bir şeriat devleti kurulmuş, bunun yanında Kürt devletinin oluşumu hızlanmışsa bundan en büyük sorumluluk payı ne yazık ki burnunun ötesini göremeyen günümüzün iktidarı ve kaçak saraydakidir.

Rus uçağını düşürdük, kriz yarattık. Peki bu krizi yürütebilecek gücümüz var mı?

Enerji ihtiyacında tamamen Rusya’ya bağımlı hale gelmek, ürettiğimiz tarım ürünlerinin yarısından fazlasını bu ülkeye pazarlamak, zaten kriz geçiren turizm sektöründe az da olsa cankurtaran simidi gibi gelen Rus turistlerin artık gelmeyeceğini düşünürsek bu krizden pek de başarılı çıkacağımız söylenemez. Zaten olayın üzerinden daha bir hafta geçmeden tüm olumsuzlukları yaşamaya başladık. Antalya’daki otel ve yaş meyve sebze sera sahiplerinin iflaslarını bir bir yakında duymamız içten bile değil.

Bundan dolayıdır ki ilk başta yüksek sesten gelen efelenmelerin yerini Rus uçağı olsaydı düşürmezdik gibi işi alttan alma telaşları, özür dileme niyetine gelen açıklamalar başlamıştır.

Rusya ile krizi nasıl bitiririz bilinmez ama daha büyük kriz ne yazık ki içeride basına getirilen büyük baskı sonucunda halkın haber alma özgürlüğüne indirilen büyük darbe ile ülkemiz yaşadığımız çağdan çok daha gerilere düşmüş konuma geldi.

Kaçak Saray bizzat kendisinin başvurusu ile istemediği, rahatsız olduğu haberlerden kurtulmak, geride kalan az da olsa özgür medyaya gözdağı vermek için daha mahkeme yapılmadan gerekli olan cezaları alacaklardır diyerek yargıya gerekli talimatlar verilmesi sonucunda yeni bir karanlık dönemin daha başladığını söyleyebiliriz.

Yeni bir karanlık dönem derken daha öncekilerinin nasıl olduğunu biliyoruz. Hatırlarsınız, ne istediler de vermedik dedikleri eski koalisyon ortakları Gülen cemaati ile işbirliği sonucunda kurulan kumpaslarla nice asker, aydın, gazeteci, akademisyen Silivri zindanlarına tıkılıp suçsuz yere cezalandırılmıştı.

Silivri davalarının daha ilk gününde bunların nasıl bir kumpas olduğunu ve sonunda bu davalarda suçlananların suçsuz oldukları ortaya çıkacak deyip bugün haklı çıkmışsak yine bugün sadece habercilik yaptıkları fakat yüce saraydakilerin hoşuna gitmediği için içeri tıkılan Can Dündar ve Erdem Gül’ün de en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşacaklarını söyleyebilirim.

Son sözümüz de AB’ye olsun. İki gazetecinin hukuk dışı olarak tutuklanmasını ve bunun AB’nin felsefesine tamamen aykırı olduklarını bilmelerine rağmen kendi sınır kapılarına dayanan mültecilerden kurtulup bu mültecilerle bizi baş başa bırakmak için bu hukuksuzluğu görmemezlikten geldiler. Bunun karşılığında size biraz para vereceğiz dediler ve de bir yıl sonrası için vize kolaylığı gibi ulaşılamayacak bir avucu önümüze koydular. Böylece onlar bu büyük beladan kurtulurken bizi Ortadoğu bataklığının içine daha da ittiler. Bu olay AB’nin ikiyüzlülüğünün somut göstergesidir.

Siz bu orta doğu bataklığına saplanan bir ülkeyi AB’ye alacaklarını zannediyor musunuz? Zannediyorsanız sizi hayallerinizle baş başa bırakalım.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum