PİRİM: MÜCADELEDE BUGÜNE KADAR YILMADIK, BUNDAN SONRADA ASLA YILMAYACAĞIZ!

Burhaniye Emekli Sen Şube Başkanı Bahise Pirim, “7 Haziran 2015 tarihinde, yapılan milletvekili genel seçimlerin de, sandıktan çıkan iradeyi beğenmeyen Sarayın yaptığı darbe sonucu, erken seçime gitmek zorunda bırakılan Türkiye, 1 Kasım 2015 günü tarihinin en adaletsiz ve en şaibeli seçimini yaptı”. dedi. Pirim yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi. 7 Haziran akşamı, sandık sonuçları alınır […]

PİRİM: MÜCADELEDE BUGÜNE KADAR YILMADIK, BUNDAN SONRADA ASLA YILMAYACAĞIZ!

Burhaniye Emekli Sen Şube Başkanı Bahise Pirim, “7 Haziran 2015 tarihinde, yapılan milletvekili genel seçimlerin de, sandıktan çıkan iradeyi beğenmeyen Sarayın yaptığı darbe sonucu, erken seçime gitmek zorunda bırakılan Türkiye, 1 Kasım 2015 günü tarihinin en adaletsiz ve en şaibeli seçimini yaptı”. dedi. Pirim yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi.

7 Haziran akşamı, sandık sonuçları alınır alınmaz, ufukta erken seçim görünüyor, diyen yandaş kalemler ile uzmanlar, önceden kurgulanmış olan bir süreci seslendiriyorlardı. Çünkü parlamento çoğunluğu olmayan 13 yıllık iktidar, ortaya saçılmış olan yolsuzlukların, yaşanan katliamların ve Suriye’de cihatçı çetelere verdiği desteğin, hesabını vermekle karşı karşıya kalmıştı. Dolayısıyla önceden hazırlanmış olan plan adım adım uygulandı koalisyon hükümeti kurulması engellenerek, ülke erken seçime sürüklendi. Kuşkusuz erken seçime gidilmesinde MHP yönetiminin diğer muhalefet partilerinin çağrılarını reddetmesinin ve muhalefetin koalisyon kurmasının yolunu kapatmasının da önemli payı vardır.

Kuşkusuz, 1 Kasım Milletvekili Genel seçimi; 7 Haziran seçim sonuçlarının yok sayılmasından başlayarak, iktidarın ve Saray’ın uygulamaya koyduğu çatışma stratejisi, Kürt halkını ablukaya alan sokağa çıkma yasakları, Suruç ve Ankara katliamları, muhalif basının sansür ve el koymayla susturulması, muhalefet partilerinin başta devlet televizyonu TRT olmak üzere, görsel medyada yer bulamamaları, miting yapamamaları ve seçim sonuçlarının manipüle edilmesi gibi olumsuzluklarıyla çokça tartışılacak bir seçim olarak gerçekleşmiştir.

Başta muhalefet partileri olmak üzere, ülke deki tüm muhalif kesimlerin baskı altına alındığı bir ortamda yapılan seçimler sonucu, 13 yıldır ülkeyi tek başına yönetmiş, yolsuzlukları ayyuka çıkmış olan AKP yeniden tek başına iktidar oldu.

Kim AKP’yi ne kadar başarılı gösterirse göstersin, bu pirüs zaferi, Savaş stratejisi ve katliamlarla topluma salınan korku ve toplumun yoksul çoğunluğunun, kendisi için bir anlamı olmayan ekonomik istikrar masalına inandırılmasıyla elde edilmiştir. Bu şekilde elde edilmiş olan iktidarın; barış, demokrasi ve özgürlüklerden yana olmayacağı, vaat ettikleri ekonomik istikrarın ise tutmayacağı gayet açıktır. Üstüne üstlük, seçim sonuçları belli olur olmaz, Balkon konuşması yapan Başbakan ile görsel ve yazılı basındaki yandaşlar, Başkanlık sistemini bir kez daha gündeme taşımış bulunuyorlar.

13 yıllık iktidarındaki uygulamaları ile emeklileri sefalete sürüklemiş ve verdiği birçok sözü yerine getirmemiş AKP seçim vaatlerini de yerine getirmeyecektir. Nitekim seçim biter bitmez, bir televizyon programın da açıklamalar yapan, eski başbakan yardımcısı Ali Babacan, asgari ücreti 1300 TL. yapacağız demedik, komisyona önereceğiz dedik diyerek, yan çizeceklerinin işaretini vermiştir. Ali Babacan’ın komisyon dediği, işverenlerin isteklerini kabul etmekten başka işlevi olmayan, çoğunluğunu hükümet ile işverenlerin oluşturduğu asgari ücret tespit komisyonudur. Bu açıklama AKP’nin emeklilere vermeyi vaat ettiği 100 TL. artıştan da çark edeceğini göstermektedir.

Seçim sürecinde yaşanan savaş ve şiddet politikası iktidarın saldırılarının süreceğini, buna karşın tüm emek ve demokrasi güçleri ile muhalif sol partiler ortak bir mücadele hattında buluşmalı ve mücadeleyi yükseltmelidirler. Birinci görev AKP’nin yarattığı korku atmosferinde korkmuş ve sinmiş olan kitlerle buluşmak, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesine katmaktır. Ancak bu şekilde iktidarın, halklarımıza dayattığı savaş, şiddet ve yoksulluk politikalarına karşı koymakla mümkün olacaktır.

Birçoğu 1960’lı ve 1970’li yıllarda yükselen emek mücadelesinde yer almış ve 12 Eylül darbesinin işkencehaneleri ile zindanlarında bedel ödemiş, yine 1990’lı yıllarda Kamu Çalışanlarının sendikal haklar mücadelesinde yer almış ve “ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN EMEKLİ OLUNMAZ” şiarıyla yola çıkmış olan EMEKLİ-SEN yönetici ve üyeleri, bu güne kadar olduğu gibi bundan sora da mücadeleden emekli olmayacak ve 1995 yılında başlayan mücadelenin bundan önceki 13 yılında AKP iktidarına karşı verdikleri kararlı mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Çünkü bu mücadele, geçmiş emeğimize ve onurumuza sahip çıkma, çocuklarımıza ve torunlarımıza yaşanabilir bir ülke bırakma mücadelesidir.

Şenol TORLAK

Yorumlar

yorum