İnsan Hakları

  Bu hafta Dünya İnsan Hakları haftası idi. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz bu olacak. Önce tarihsel sürece bakalım. Tarih boyunca insan hakları kavramı kolay gelişmemiştir.Tarihte vahşet devirleri de yaşanmıştır.İlk yerleşmelerden itibaren kölecilik yaygınlaşmış  ve insanları sıkıntıya sokmuştur.Kölelerin hiçbir hakları yoktur.Sahibi isterse köleyi öldürebilir,isterse satabilir.Köleden doğan çocuklarda köledirler.Kentlerin uygun yerlerinde köle pazarları kurulurdu.Burada savaşlarda esir […]

İnsan Hakları

 

Bu hafta Dünya İnsan Hakları haftası idi. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz bu olacak. Önce tarihsel sürece bakalım. Tarih boyunca insan hakları kavramı kolay gelişmemiştir.Tarihte vahşet devirleri de yaşanmıştır.İlk yerleşmelerden itibaren kölecilik yaygınlaşmış  ve insanları sıkıntıya sokmuştur.Kölelerin hiçbir hakları yoktur.Sahibi isterse köleyi öldürebilir,isterse satabilir.Köleden doğan çocuklarda köledirler.Kentlerin uygun yerlerinde köle pazarları kurulurdu.Burada savaşlarda esir edilen veya başka nedenlerle köle durumuna düşmüş kişiler  haraç mezat satılırlardı.Kadın kölelere cariye denirdi.Cariyelerin satışında alıcı isterse kölenin bir arızası var mı diye her tarafını kontrol edebilirdi.Beğenmezse almazdı.Kadın köleler gerek ev işlerinde gerekse zevk aracı olarak kullanılırdılar.Bu dönem yüzyıllarca sürdü.Antikçağda Atina’da nüfusun yarısı köleydi.Özgür insanlar ise çalışmazlar ve sadece felsefe ile uğraşırlardı.Felsefenin bu kadar gelişmesinin nedenini kölelere bağlayan bilim adamları vardır.Tüm dinsel kitaplarda kölecilik vardır.Sadece kölelere iyi davranılması istenilir.Tanrı’nın herkesi eşit yarattığı ve bu yüzden köleliğin yasaklandığı yazılmaz.İç Asya’ya sefere çıkan Arap orduları orada yendikleri Türklerden bol miktarda köle oluşturmuşlardır.Avrupalılarda eski çağda bol miktarda köle kullanmışlardır.Romalılar özellikle kölelerin bazılarını glakyatör dövüşlerin de kullanmışladır.Burada gerek köle köle ile gerekse köle hayvan ile dövüştürülmüştür.Kazananın ödülü yaşamaktır.Ayrıca kölelere insanlık dışı işkencelerde yapılmıştır.

1215 yılında İngiltere’deki Manga Carta anlaşması insanların haklarının güvence altına alınmaya başladığı tarihtir. Burada insanların gerek yaşama gerekse mal edinme hakları İngiliz kralına karşı korunmaya çalışılmıştır.Ama köle ticareti de tüm hızıyla devam etmiştir.1492 yılında Amerika kıtasının keşfi ile buraya giden Avrupalılar burada tarıma başlamışlardır.Özellikle  Kuzey Amerika’nın el değmemiş topraklarında zengin bir tarım başlamıştır.Bu çiftliklerde çalıştırılmak için köle ihtiyacı ortaya çıkmış ve bunun içinde Afrika’dan köle ticareti başlamıştır.Afrika’nın özellikle savanlar bölgesinden toplanan köleler en yakın limandan gemilere doldurularak Amerika’ya götürülüp çiftlik sahiplerine satılmışlardır.Bugünkü siyah Amerikalılar bu kölelerin torunlarıdırlar.Siyahlar hala Amerika’da sevilmezler ve ikinci sınıf insan olarak görülürler.1776 yılındaki Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi Amerikalıların İngilizlere karşı yaptığı mücadele sonucunda ilan edilmiştir.Burada Amerikalılar İngilizlerden eşitlik talep etmektedir.1789 yılındaki Fransız İhtilali de insan hakları bakımından diğer önemli bir adımdır.Burada insanın bir değer olduğu belirtilir.Tüm bu gelişmelere rağmen köle ticareti de hızla devam etmiştir.Afrika’dan Amerika’ya köle götüren gemilerde ölen köleler denize atılmaktaydı.Kölelik yüzünden Amerika’da 1861-1865 yılları arasında Kuzey-Güney savaşı oldu.Bu savaşı köleliğin kaldırılmasını isteyen Kuzey kazandı ve kölelik kaldırıldı.Fakat başka bir durum ortaya çıktı.Fabrikalarda çalışmaya başlayan işçiler de modern köleler olarak ortaya çıktılar.Bu sefer yeniden bir mücadele başladı.Bu mücadele işçiler ile burjuvalar arasında oluyordu.Burjuvalar hiçbir hak vermeden işçileri saatlerce çok düşük ücrete çalıştırıyorlardı.Daha sonra birliklerini kuran ve sanayileşen devletler sömürgeciliğe başladılar.19.y.y.da İngiltere İmparatorluğunun topraklarında güneş batmıyordu.Yani bu imparatorluğun dünyanın her yerinde sömürgesi bulunmakta idi.Sömürgelerde ki insanlar sömürgen ülkenin köleleri idiler.

Emperyal devletler 1914 yılında büyük bir paylaşım savaşına girdiler.Bu savaş Birinci Dünya Savaşıdır.Bu savaşta milyonlarca insan öldü.Bir o kadarı da sakat kaldı.Dünya bu savaşın yaralarını sarmadan 1939 yılında İkinci Dünya savaşı başladı.Bu savaş ilkinden daha korkunç oldu.Yaklaşık 50 milyon insan can verdi.Savaş 1945 yılında sona erdiğinde savaşan ülkelerde takat kalmamıştı.Yenilen Almanya daha sonra işçi sıkıntısı çektiğinden özellikle doğu ve güney ülkelerinden işçi talebinde bulundu.Türkiye’den de ilk işçiler 1960 yılında Almanya’ya gittiler.Bugün Almanya’da yaşayan Türklerin ilk gidişleri bu şekildedir.Savaş sona erince dünyada savaşların çıkmasını önleyecek bur kuruluşa ihtiyaç duyuldu ve 1945 yılında  Birleşmiş Milletler teşkilatı kuruldu.10.Aralık.1948 tarihinde Birleşmiş Millerler genel Kurulu Paris’te Evrensel İnsan Hakları  Bildirisini kabul etti.Bu tarihten sonra 10.Aralık günü İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaya başladı.Bu beyanname 30 maddeden oluşmaktadır.Bu bildirgeyle göre insanın iki temel hakkı vardır.Birisi yaşama hakkı diğeri ise ekonomik kazanç temin etme hakkı.Bu iki hak ta birbiri ile bağıntılıdır.Biri olmazsa diğeri olmaz.

Ama hala dünyada insan hakları yeterinde oturmuş değildir. Bu haklar genellikle gelişmiş ülke halkları için geçerlidir. Gelişmemiş ülke hakları için geçerli değildir.Günümüzde hala insan hakkı ihlalleri yaşanmaktadır.Gelişmiş ülkeler özellikle gelişmemiş ülkelere sudan bahaneler ile müdahale etmekte ve o ülkenin insanlarını ya öldürmekte yada göçe zorlamaktadır.Göçmen durumuna düşen bu insanlar ise Avrupa ülkelerine ulaşmak için denizi geçerken boğulup ölmektedirler.Unutmayalım Bodrum kıyılarında Aclan bebek nasılda masum yatıyordu.Bir de İnsan Hakları Dernekleri ortaya çıktı.Bu derneklerde belli misyon ile hareket etmektedirler.Bu derneklerin faaliyetleri arasında tüm insanlar yoktur.Onlar için kıymetli insanlar önemlidir ve onların haklarını insan hakları kisvesi altında savunmaktadırlar.Batı ülkeleri iki yüzlülüklerini bırakmadıkça doğu toplumları da dürüst olmadıkça daha çok insan hakları ihlalleri olacak  demektir.Umarım gerçekten şu dünyada insan olduğumuzu anımsayalım ve herkesin insan olduğunu unutmayalım.Bizim ne kadar hakkımız varsa herkesin o kadar hakkı olduğunu bilelim.Saygılarımla.

 

Yorumlar

yorum