ARAFTA KALMAK

Bilgisayarın başına oturdum, gazeteye göndereceğim yazıya başlamam lazım. Bir türlü başlayamıyorum. Ne yazacağımı bulamamak değil sorun. Aksine ülkemin gündeminde yazılacak o kadar çok şey var ki. Haftada bir kez değil de günde birkaç yazı çıkarmaya kalksan inanın yinede gündeme yetişmeniz zor. Haftalardır hatta aylardır hep siyaset üzerine yazıp çiziyoruz. Ama şimdi yazmak istemiyorum. Sıkıldım. Yazsam […]

ARAFTA KALMAK

Tamer KAYIKÇI

Bilgisayarın başına oturdum, gazeteye göndereceğim yazıya başlamam lazım. Bir türlü başlayamıyorum. Ne yazacağımı bulamamak değil sorun. Aksine ülkemin gündeminde yazılacak o kadar çok şey var ki. Haftada bir kez değil de günde birkaç yazı çıkarmaya kalksan inanın yinede gündeme yetişmeniz zor.

Haftalardır hatta aylardır hep siyaset üzerine yazıp çiziyoruz. Ama şimdi yazmak istemiyorum. Sıkıldım. Yazsam da bir şey değişmeyecek. Ne kadar doğruları yazmaya kalksak da, gerçekleri gün yüzüne çıkarmaya uğraşsak da sonuçta insanlarımız okuduklarına, dinlediklerine önyargılarıyla yaklaşıp sahip oldukları fikirlerinde sabit kalmayı tercih ediyorlar.

Bugün size politikadan uzak, bir arkadaşım ile aramızda geçen sohbetten esinlenerek sadece ülkemiz insanını değil tüm insanları ilgilendiren daha genel bir konuya değinmek istiyorum.

Arkadaşım ile oradan buradan sohbet ederken konu günümüz iletişim olanaklarına oradan da dostluk ilişkilerine sıçradı.

Ben günümüz teknolojisi, hızlı tüketim alışkanlığının tüm anlayışları değiştirdiğini, her şeyin maddi bir karşılığını aradığımızı belirttikten sonra dostlukları da bu maddi karşılığın içine koyduğumuzdan dolayı gerçek bir dost edinemediğimizi söyledim.

Arkadaşım beni onayladıktan sonra dikkatimi çeken bir tespitte bulundu. Bizim kuşak dedi (Bizim kuşak 60’lı, 70’li yıllarda doğanlar oluyor) tam sınırda olan bir kuşak. Hem teknoloji çağından önceki dostlukları yakaladık hem de teknoloji çağını yaşıyoruz. Bu bir bakıma iyi bir bakıma da kötü dedi.

İyi olan taraf en azından teknoloji öncesi nesillerle beraber o eski dostluk anlayışlarını tattık, o güzellikleri yaşadık ama şimdi de günümüzün yeni tüketim kuşaklarına da tanıklık ettiğimiz için arada sıkışıp kaldık dedi. Bunun için eskiyi mi koruyalım yoksa önümüze mi bakalım telaşına kapılıyoruz. Anlayacağın biz tam araftayız.

Ben de doğru söylüyorsun ama senin kadar karamsar değilim dedim. Biz eski insanları tanıyarak onların bizim kılavuzumuz olduğunu, onlar sayesinde doğruların neler olduğunu biliyoruz deyince arkadaşım da bana hak verdi.

Biz arada kalan kuşak olarak yenilere bakınca küçük ama her şeyden mutlu olmasını bilen kuşaktık.

Günümüzde değişim o kadar hızlı gerçekleşiyor ki sanki kuşaklar öyle 10-15 yılda değil de 1-2 yılda değişiyormuş gibi oluyor. İletişim devrimi, internet her şeyi o kadar hızlandırdı ve karmaşık hale getirdi ki insanlar nelerden mutlu olacağını şaşırıyor diyen arkadaşımı bir taraftan onaylarken diğer taraftan da

Tam tersi de oluyor sanki dedim. İnsanlar artık hiçbir şeyden mutlu olmuyor.

İnsanların dostları artık insanlar değil. Yeni dostlarımız bilgisayarlar, akıllı telefonlar. Onlarla yatıp onlarla kalkıyoruz. En ufak bir teknolojik değişiklikte elimizdekini hemen çıkarıp yenisine ulaşmaya çalışıyoruz. Ulaşamadığımızda en büyük dostumuzu yitirmiş kadar üzülüyoruz.

Sokaklardaki insanları gözlemlemeye çalışıyorum. Bir çok kez kaldırımda yürüyen sadece 20-25 metrekarelik bir alanın içindeki 7-8 kişinin hemen hepsinin elinde telefonla konuştuğuna tanık oldum. Bu sadece bizim ülkemize özgü bir şey de değil. Ağustos ayında Londra’daydım. Aynı görüntüler orada da vardı. İnsanlar artık yalnız kalmaktan da korkuyorlar. Yalnız kaldıklarında sarıldıkları ilk şey telefonları oluyor. Evde, sokakta, iş yerinde, nerede olursa olsun o kalabalıklar içindeki yalnızlığımızı hemen telefona sarılarak gidermeye çalışıyoruz. Oysa o yalnızlığın keyfini yaşamadan, kendini dinlemesini bilmeden sağlıklı yarınlara ulaşmamız mümkün değil.

Eskiden oturup insanlarla karşılıklı sohbet ederdik oysa şimdi teknoloji bizi yönlendiriyor. O ne derse biz onu yapıyoruz. Açıkçası teknolojinin kölesi haline gelmiş durumdayız.

Arada kalan bizim kuşağın bir kısmı bu teknoloji savaşımına hiç katılmadılar, eski hallerini koruyup mutlu mesut bir şekilde yaşamaya devam ediyorlar. Bir kısmı balıklama atladılar ve tüm teknolojik gelişmelerin takipçisi oldular ama aynı zamanda onun kölesi haline geldiler. Bir kısmı da eskilerin güzelliklerini yenilerle harmanlayarak teknolojinin hizmetkarı olmadan, aksine teknolojiyi kendilerine tutsak ederek yeni dünyada yerlerini almasını bildiler.

Yeni nesillerin işleri bizden daha kolay; onlar direk teknolojinin içinde doğup büyüyorlar. Bizim nesillerin anladığı türden dostluklara yabancı oldukları için teknolojinin kendilerini yönlendirdiği şekilde hayatlarını mutlu, mesut bir şekilde devam ediyorlar.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle