ATİNALI TİMON

Timon, cömertliğiyle ün salmış bir hemşerisidir. Kılıcıyla Atina’yı kurtarmış, erdemleriyle de süslemiştir. Kesesi, devletin kesesi gibidir. Senato, kılıcına güvendiği kadar, kesesine de güvenir Timon’un. Kentinin karşılaştığı her güçlüğe yetişen erdemli bir kişidir. Sofrası da, kesesi gibi, herkese açıktır. Hemen bütün Atina, onun bir sarayı andıran konağında yiyip içmektedir. Atina’nın babası sayılmakta, bütün Atinalılarca sevilmektedir. Timon, […]

ATİNALI TİMON

Tamer KAYIKÇI

Timon, cömertliğiyle ün salmış bir hemşerisidir. Kılıcıyla Atina’yı kurtarmış, erdemleriyle de süslemiştir. Kesesi, devletin kesesi gibidir. Senato, kılıcına güvendiği kadar, kesesine de güvenir Timon’un. Kentinin karşılaştığı her güçlüğe yetişen erdemli bir kişidir. Sofrası da, kesesi gibi, herkese açıktır. Hemen bütün Atina, onun bir sarayı andıran konağında yiyip içmektedir. Atina’nın babası sayılmakta, bütün Atinalılarca sevilmektedir. Timon, seçtiği bu yolda mutludur.

Böylesine bir cömertliğe dayanamayan kese elbette tükenecektir. Alacaklılar, önce yavaştan, sonra hızlıca kapısına birikmeye başlıyorlar. Timon, kuşkusuzdur. Yakınlarına, dostlarına, senatoya güvenmektedir. Atina’nın babası, soylu, erdemli Timon’u ortada bırakacak değiller ya… Yardıma koşma sırası Atina’ya, Atinalılara gelmiştir.

Kahyasının her kapıdan kovulduğunu, Atina’nın kendisine sırt çevirdiğini duymak Timon’u şaşırtıyor önce. Kulaklarına inanamıyor. Sonra, yüreğinde bir acı, her an biraz daha artan bir acı duymaya başlıyor. Kendisine rastlamamak için evlerine saklanan yakınlarının, dostlarının, senato üyelerinin hikayesini duymaz kulaklarla dinliyor. Kirpikleri ağlamak isteğiyle titremektedir, ama ağlamıyor, içindeki sıcak duygularla birlikte gözyaşları da kurumuş gibidir. Artık, benliğini saran tek bir duygu var: tiksinti.

Bu hikaye Orhan Hançerlioğlu’nun Düşünce Tarihi adlı kitabında William Shakespeare’in Atina’lı Timon oyunundan yaptığı bir alıntı. Hikaye burada bitmiyor, devamı var, kitaptan okuyabilirsiniz.

Bu hikayeyi okuyunca insanlarımız, onların insanlık halleri aklıma geldi. Aradan yüzyıllar, binlerce yıl geçse de, coğrafya değişse de insanlar benzer davranışlar gösteriyorlar. Atinalı Timon’da olduğu gibi halkın güçlü olana, parası olana tapması, onun etrafında toplanması, koşullar tersine dönünce de herkesin sırt çevirmesi. Hatta en yakınlarının da!

Bugün de içinde yaşadığımız coğrafyada benzerlerini yaşamıyor muyuz? Yakın tarihimizi inceleyin, gücün kimlerin elinde olduğu zamanlarda, onların etrafında kimlerin toplandığını, o güce kimlerin dalkavukluk yaptıklarını gözlerinizin önüne getirin. Örneğin bugün yargılamak için peşine düştüğümüz 12 Eylül’ün ulaşılamaz generallerini düşünün. Otuz yıl önce bütün halk olarak onların peşinde değil miydik? O ünlü beş general şehir meydanlarında konuşma yaparken meydanları dolduranlar bu halk değil miydi? Onların hazırladıkları anayasaya bu halk her ne kadar tek taraflı propaganda yapılmasına izin verilse de yüzde 92 kabul oyu vermedi mi? Darbenin liderine ulaşmak için, işadamları, cemaat liderleri, gazete sahipleri, gazeteciler, sendikacılar kapılarında kuyruğa girmediler mi?

Darbeden sonra iktidara gelen Anavatan Partisini gözünüzün önüne getirin. Bugünkü iktidardan daha kudretli bir dönem yaşamıyor muydu? Kimilerimiz hızını alamadı, Özal’ı Atatürk’le kıyaslamaya hatta ondan bile üstün göstermeye başlamışlardı. O Özal’ki işler sarpa sarmaya başlayınca kapağı Çankaya’ya atıp gitti. O günün kudretli Anavatanından bugün eser bile kalmadı. O gün Anavatanın kapılarında el pençe divan duranlar bugün başka iktidarların kapısındalar.

Düşünülmesi gereken aslında iktidar sahiplerinin ellerinde bulundurdukları güç nedeniyle kendilerine yaltaklanan, o güçten nemalanmaya kalkanların iktidar sahiplerine yapmadığını bırakmadıkları şaklabanlıklardan dolayı güç sahiplerinin kendilerini Kaf dağında gibi ulaşılmaz, yenilmez hissetmeleridir. İçine düştükleri bu yanılgı nedeniyle her şeyi yapabileceklerini düşünmeye kalkmalarıdır. Bunun en güzel örneği Hitler’dir. Hitler yerine başka birisi olsaydı Almanya yine aynı sonucu yaşayacaktı. Çünkü içinde bulunduğu dönemin koşulları, o günkü Almanya’nın sanayicilerinin Hitler gibi birine gereksinim duymalarıydı. Hitler bir sonuçtur ve o sonucun yansımaları Almanya’nın felaketine yol açmış, tarihin karanlık sayfalarında yerini almıştır.

İktidar sahipleri sahip olduklarını düşündükleri bu yalancı güç nedeniyle devletin her kademesini kendi kontrollerine alarak iktidarlarının sonsuza kadar sürüp gideceklerini hayal edebilirler. Ama tarihteki en güçlü, en yıkılmaz zannedilen iktidarlar bile kendilerini en güçlü hissettikleri anda güçlerinin çok kısa zaman içinde yok olup gittiklerini yaşayarak görmüşlerdir.

Atinalı Timon, Atinalıların babası görülmesine, herkese yardıma koşan erdemli bir insan olmasına rağmen gücü yitirince yalnız kalmaktan kurtulamamıştır. Siz bir de halka baskı altına alan, onu kutuplara bölen, özgürlükleri yok eden, ülkenin her yerini hapishaneye çevirip kendine muhalif gördüklerini, gazetecileri, askerleri, akademisyenleri içeri tıkanların güçlerini yitirdiklerinde ne yapacaklarını düşünün.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum