İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK YA DA BENZERLİK

  İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK YA DA BENZERLİK   Bilirsiniz, gazetelerin bulmaca eklerinde, çocuk dergilerinde iki resmin arasındaki küçük farklılıkları bulmamızı isteyen oyunlar-bilmeceler olur ve oradan hareketle resimler (olaylar) arasındaki farklılıkları ya da benzerlikleri bularak bir analiz yapabiliriz diye düşündüm.   Geçtiğimiz hafta, polis tarafından vurularak öldürülen Dilek Doğan’ın evinin basıldığı ve vurulduğu anlara […]

İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK YA DA BENZERLİK

dilek doğan vurulma anı

 

İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK YA DA BENZERLİK

 

Bilirsiniz, gazetelerin bulmaca eklerinde, çocuk dergilerinde iki resmin arasındaki küçük farklılıkları bulmamızı isteyen oyunlar-bilmeceler olur ve oradan hareketle resimler (olaylar) arasındaki farklılıkları ya da benzerlikleri bularak bir analiz yapabiliriz diye düşündüm.

 

Geçtiğimiz hafta, polis tarafından vurularak öldürülen Dilek Doğan’ın evinin basıldığı ve vurulduğu anlara ait görüntüleri izledik. Görüntüler üzücü. Ancak bunun üzerine ajite bir yazı yazmanın derdinde değilim.

 

Görüntüleri izlerken aklıma çok uzun yıllar önce gerçekleşen, Bahçelievler Katliamı’ nda Yedi TİP’ li öğrencinin bir evde katledilmesi geldi. İki resim arasında gözle görülür çok az fark, fakat kavramlar üzerinden neden-sonuç ilişkisi içinde incelediğimizde onlarca benzerlik var.

 

Öncelikle farklılıklara bakacak olursak, iki olay arasında geçen zaman 37 yıl ve olayların geçtiği yerler birbirinden ayrı.

 

Benzerlikler ise bugünü anlamamız ve yorumlamamız açısından çok önemli. Bu benzerlikleri; tarihsel süreç içinde sistemin kendini koruma adına geliştirdiği milliyetçi refleks bağlamında değerlendirmeliyiz.

 

12 Eylül öncesinde Sol’ a karşı yürütülen mücadele yasal zeminde MC Hükümetleri’ nin politikaları ile şekillenirken, bu mücadelenin yanı sıra paramiliter (yarı askeri) bir anlayış da devletin örtülü bir şekilde desteklediği kadrolar tarafından şiddetle uygulanıyordu. Bu uygulamalardan biri de Bahçelievler Katliamı idi ve yedi üniversite öğrencisinin bir evde hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştı. Hatırlayın, o dönemlerde Süleyman Demirel gazetecilere “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz.” Demişti ama bu cümle içinde bir başka anlam daha barındırıyordu. Gazeteciler Demirel’ e böyle bir şey dedirtemezdi ama Demirel gerek görürse böyle bir şey söyleyebilirdi. Zaten sürecin sonunda darbe geldi Demirel’ in söyleyemediğini paşalar bir şekilde dile getirmeden söyledi. Ancak bunu yaparken de, bilerek yanlış hedeflere yönelmişlerdi. Milliyetçi refleksi sokakta şiddete dayalı şekillendiren ve uygulayan kadrolar ödüllendirilirken, komünizm paranoyası ile inandırılmış yığınlar darbe tarafından cezalandırılmıştı.

 

Belki de, o günün cezaları, bugünün politikalarını belirliyordur. Nietzsche şöyle der; “Ceza insanı eğitmez, sadece evcilleştirir.” Bu söz anlatmıyor mu, Tuğrul Türkeş’ in AKP Hükümeti’ nde vücut bulmasını?

 

Bugün geldiğimiz noktada; geçmişte yaşanan bu kötü tecrübe AKP tarafından yeniden hortlatıldı ve bu kez devletin kendi kolluk güçleri ile organize ettiği, şiddete dayalı bir milliyetçi reflekse dönüştü. Gezi süreci ile başlayan ama özellikle 7 Haziran sonrasında dozajı çok sertleşen bir hal aldı. Bu halin sonucudur Dilek Doğan’ ın vurulma anında izlediğimiz trajedi.

 

12 Eylül öncesinde de, bugünde sol üzerinden sistemin hedef haline getirdiği insanlar arasında sınıfsal benzerlikler var. Darbe öncesi dönemde de ifade edilen, bugün AKP’ nin de geliştirdiği söylemlerde toplumda olumsuz bir sol algısı yaratmak adına,e beyaz yakalılar olarak yaftaladığı kişilerin yaşam tarzları üzerinden çarpık bir sol anlayışı hedef gösterilirken, aynı anlayışın uyguladığı şiddet politikalarının bedelini, kendini Sol’ da konumlandıran yoksul mazlum Anadolu Çocukları ödedi.

 

Sonuç olarak bugün AKP yukarıda yapmaya çalıştığımız analiz doğrultusunda,  Milliyetçiliği kendi yorumladığı ve stratejik hedeflerine uygun hale getirdiği şekliyle tekeline almış durumda. Bu kavram üzerinden kendi dışında hiçbir yapının siyaset yapmasına izin vermiyor. Bu durum da, toplumda bir zihin bulanıklığı yarattı.

 

Bu yüzden polisin öldürdüğü herkesi terörist olarak görüyoruz.

 

Bu yüzden ülkenin bir tarafı yanarken diğer tarafında yaşayanlar olarak manasız bir şekilde susuyoruz.

 

Bu yüzden Sur’u, Cizre’ yi, Silopi’yi, Nusaybin’ i görmüyoruz, duymuyoruz.

 

Yorumlar

yorum