2015 YILINDA İKTİDAR UĞRUNA HERŞEYİN MÜBAH SAYILDIĞINI GÖRDÜK!…

Burhaniye Emekli sen Başkanlığı 2015 yılındaki faaliyelerinin değerlendirmesini yaptı. Emekli Sen Burhaniye Şube Başkanı Bahise Pirim yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi. “Sonuna yaklaşmakta olduğumuz 2015 yılı, demokrasiyi sandık sonucu olarak görenlerin kendilerinin sandıktan çıkan sonucu tanımayarak, halkın iradesini gasp ettikleri, bu nedenle iki seçimin yapıldığı, bu seçimlerden ilki olan 7 Haziran seçimi öncesi, “Ya 400 vekil […]

2015 YILINDA İKTİDAR UĞRUNA HERŞEYİN MÜBAH SAYILDIĞINI GÖRDÜK!…

Burhaniye Emekli sen Başkanlığı 2015 yılındaki faaliyelerinin değerlendirmesini yaptı.

Emekli Sen Burhaniye Şube Başkanı Bahise Pirim yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi.

“Sonuna yaklaşmakta olduğumuz 2015 yılı, demokrasiyi sandık sonucu olarak görenlerin kendilerinin sandıktan çıkan sonucu tanımayarak, halkın iradesini gasp ettikleri, bu nedenle iki seçimin yapıldığı, bu seçimlerden ilki olan 7 Haziran seçimi öncesi, “Ya 400 vekil ya kaos!” tehdidini, savuran sarayın, yönetime fiili el koymaları sonucu, 5 ay içinde ikinci seçim yapmak zorunda bırakılan Türkiye’nin 1 Kasım 2015 günü tarihinin en adaletsiz ve en şaibeli seçimini yapmak durumunda kaldığı bir yıl olarak tarihe geçecektir” dedi. Prim açıklamasına şöyle devam etti. .

7 Haziran akşamı, sandık sonuçları alınır alınmaz, ufukta erken seçim görünüyor diyen yandaş yazarlar ile iktidar sözcüleri, aslında önceden kurgulanmış olan bir süreci seslendiriyorlardı. Çünkü parlamento çoğunluğu olmayan 13 yıllık iktidar, ortaya saçılmış olan yolsuzlukların, yaşanan katliamların ve Suriye’de cihatçı çetelere verdiği desteğin, hesabını vermekle karşı karşıya kalmıştı. Dolayısıyla önceden hazırlanmış olan plan adım adım uygulandı ve koalisyon hükümeti kurulması engellenerek, savaş konsepti ve kaos planı devreye sokuldu ve seçimler tekrarlandı.

Seçimlerden önce devreye sokulan savaş, baskı ve yıldırma planının seçimlerden sonra uygulanmaya devam edilmesi, kentlerin ablukaya alınması, günlerce süren sokağa çıkma yasakları, 1 Kasım seçimleri sonucu, AKP’nin tek başına iktidar olmasının ülkeyi yönetenleri tatmin etmediği, yeni hedefin başkanlık sistemine geçiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Önceki parlamento döneminde, parlamento içi ve dışı muhalefete karşı baskı ve şiddet yöntemlerinin her türlüsü kullanılmak suretiyle kanunlaştırılan, iç güvenlik paketinde bulunan makul şüphe kullanılarak, evler basılmakta ve infazlar yapılmaktadır. Bu nedenle Türkiye’de yurttaşların yaşam güvencesi ortadan kaldırılmış bulunuyor. Son günlerde Türkiye’nin en büyük metropolü İstanbul da, Dilek Doğan, Yeliz Erbay ve Şirin Önder isimli genç kadınlar sabah baskınlarında evlerinde sorgusuz sualsiz infaz edildiler. Yani artık kimin ne zaman makul şüpheli diye hedef alınacağı belli değildir.

Basına yönelik baskı ve yıldırma politikaları hız kesmeden devam ediyor. MİT Tırları haberleri nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara temsilcisi Erdem Gül tutuklanırken, Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde haber takip eden muhalif basın çalışanlarının, gözaltı ve tehditlerle işlerini yapmaları engellenmektedir.

 

2015 YILINDA YANLIŞ DIŞ POLİTİKANIN ACI SONUÇLARINIDA YAŞADIK!…

2015 yılında ülkemiz, hükümetin izlediği yanlış dış politikanın yol açtığı acıları da yaşamak zorunda kaldı

Suriye yönetimine karşı desteklenip, silahlandırılan ve 7 Haziran seçimleri öncesinde, muhalefet partilerinin il, ilçe binaları ile mitinglerine bombalı saldırılar düzenleyen barbar İŞID çetesi ile bu saldırıların arkasındaki güçleri ortaya çıkaracak derinlikte bir soruşturmanın yapılmaması ve gerçek faillerin ortaya çıkarılmamasının verdiği cesaretle aynı çete, 20 Temmuz’da Suruç’ta, 10 Ekim’de Ankara’da düzenlediği bombalı saldırılarla toplam, 136 barış elçisi yoldaşımızı katletti. Kuşkusuz bu saldırıların en acımasızı, savaş lobilerine inat, barış olsun, artık bir tek insanımız dahi ölmesin diye alana çıkmak üzere toplanmış olan barışseverlere yapılan 10 Ekim Ankara saldırısıdır.

Bu saldırının nedeni, İşçilerin, kamu çalışanlarının, işsizlerin, yoksulların, mağdurların sesinin “Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!” diyenlerin sesinin, Saray’ın saltanatı uğruna kan dökülmesine karşı çıkanların sesinin, Savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesinin sesinin duyulmasından duyulan korkudur.

Bütün bu iç ve ış sorunların yol açtığı, kaos ortamında, yapılan 1 Kasım Milletvekili Genel Seçimi, 7 Haziran seçim sonuçlarının yok sayılmasından başlayarak, iktidarın ve Saray’ın uygulamaya koydukları çatışma stratejisi, kentleri ablukaya alan sokağa çıkma yasakları, Suruç ve Ankara katliamları, muhalif basının sansür ve el koymayla susturulması, muhalefet partilerinin başta devlet televizyonu TRT olmak üzere, görsel medyada yer bulamamaları, miting yapamamaları ve seçim sonuçlarının manipüle edilmesi gibi olumsuzluklarıyla çokça tartışılacak bir seçim olarak gerçekleşti ve 13 yıldır ülkeyi tek başına yöneten ve 17-25 Aralık 2014 yolsuzluk operasyonları ile yolsuzlukları gizlenemeyen AKP yeniden tek başına iktidar oldu.

Kim, AKP’yi ne kadar başarılı gösterirse göstersin, bu pirüs zaferi, Savaş stratejisi ve katliamlarla topluma salınan korku ve toplumun yoksul çoğunluğunun, kendisi için bir anlamı olmayan ekonomik istikrar masalına inandırılmasıyla elde edilmiştir. 1 Kasım’da yeniden iktidar AKP’nin uyguladığı şiddet politikası, Türkiye’yi bizzat kendisinin de çokça şikayetçi olduğu ve siyasi hasımlarını suçlamak için kullandığı geçmişin karanlık günlerine dönmesine yol açmaktadır. Doğrusunu sorarsanız, iktidarın uygulamaları bizi çokta şaşırtmadı. Zira şiddet, kan ve gözyaşı üzerine inşa edilmiş bir iktidarın, insan hak ve özgürlüklerinden yana olmasını beklemek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Zira Başbakanın Seçim akşamı yaptığı balkon konuşması, yeni dönemin baş tartışma konusunun ülkenin ertelenemez sorunlarının çözümü olmayacağı, kişiye özel yönetim biçimini Türkiye’ye dayatmak olacağını açıkça ortaya koymuştur.

Suriye yönetiminin çağrısı ile uluslararası hukuk çerçevesinde, başta İŞID olmak üzere,  cihatçı çetelere hava saldırıları düzenleyen Rusya uçağının sınırı ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülmesi, kuzey komşumuz Rusya’yla kriz yaşanmasına yol açmış bulunuyor.

Ekonomik alanda önemli bir partner olan ve birçok alanda ticari faaliyetimizin bulunduğu Rusya ile yaşanan bu kriz önemli ekonomik kayıplara yol açacak gibi görünüyor.

 

11 MİLYON EMEKLİNİN SORUNLARI KATLANIYOR!…

AKP seçim döneminde, emeklilere aylık 100, yıllık toplamda 1.200 TL. verileceği vaadinde bulunmuştu. Ancak seçim öncesi yaptığımız açıklamalarda da dile getirdiğimiz gibi, bu vaat tüm emeklileri kapsamamaktadır. Nitekim Başbakanın açıkladığı 2016 yılı eylem programında “Tüm SSK ve BAĞKUR Emeklilerine Yıllık 1200 TL. verileceği yer almaktadır. Halbuki Başbakan ve AKP sözcüleri 1 Kasım seçimleri öncesin de,  tüm emeklilere aylık 100 yıllık toplamda ise 1200 TL. artış verileceği vaadinde bulunmuşlardı. Ancak bu vaat yerine getirmek üzere, yapılan kanun düzenlemesiyle ödemenin SSK ve BAĞKUR emeklilerine yapılması hüküm altına alınmış, dolayısıyla memur emeklileri yok sayılmıştır. Bu düzenleme Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.

Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen, 30 yıldan fazla çalışmış memur emeklilerine, 30 yılın üzerindeki hizmetlerine karşılık emekli ikramiyesi verilmiyor.

EMS emeklilerinin maaşları, Kamu Çalışanları sendikalarıyla yapılan sözde Toplu Sözleşmedeki artış oranları kadar, SSK ve BAĞKUR emeklilerinin maaşları ise son altı aylık, TÜFE artış oranı kadar artırılıyor emeklilere büyümeden pay verilmiyor.

Çalışanlara verilen Banka promosyonları emeklilere verilmiyor.

Norm ve standart birliği sağlayacağız iddiasıyla, tek çatı altında toplanmış olan Sosyal Güvenlik Kurumları arasındaki uygulama farklılıkları devam ediyor.

Sosyal Güvenlik Kurumlarının (SSK, EMS, BAĞKUR) bizim primlerimizle edinilmiş trilyonlarca lira değerindeki malları, gerçek sahipleri emekliler ile çalışanlara sorulmadan satış adı altında peşkeş çekildi.

Yıllarca ödediğimiz primlere rağmen, sağlık hakkımız gasp edildi. Sağlıkta özelleştirme ve sağlık kurumlarında katkı/katılım payları alınması yaşlarından dolayı, sağlığı bozulmuş olan emeklileri vurmaya devam ediyor.

Yaşadığımız ülke Türkiye’de, yukarıda bazı örneklerine yer verdiğimiz birçok sorunu var ve maalesef sorunlar çözülmek yerine üstüne yeni sorunlar ekleniyor. Türkiye’nin ilk ve gerçek emekli sendikası olarak, 20 yıldır bu sorunların çözümü için mücadele ediyoruz. Emeklilerin yaşadıkları sorunları ve çözüm taleplerimizi sürekli kamuoyuyla paylaşıyor ve ülkeyi yönetenler ile parlamentoda temsil edilen siyasi partilere iletiyoruz. Bu tür çalışmalarımız devam ediyor. 1 Kasım seçimlerinden sonra oluşan parlamentodan beklentilerimize ilişkin hazırladığımız dosyaları, CHP ve HDP Grup başkanvekillerine ilettik. Taleplerimizi iktidar partisinin parlamento grubu ile hükümete iletmek içinde girişimlerimiz devam ediyor. Bunun için, Başbakan ile iktidar partisi grup başkanvekillerinden biriyle görüşmek üzere, randevu talebimize bugüne kadar cevap verilmedi.

Her şeye rağmen mücadelemiz kesintisiz devam edecek ve biz;

Yoksul halk çocuklarının kanı üzerinden sürdürülen savaş politikalarına derhal son verilmesi ve içerde dışarıda tüm sorunların, demokrasi içinde çözümü için gerekli ortamın oluşturulması,

2016 yılı merkezi yönetim bütçesinde, emeklilere daha fazla pay ayrılması,

Emekli maaşlarının, insanca yaşamalarını sağlayacak düzeye çıkarılması için gerçek bir “intibak Yasasının” çıkarılması,

Emekli maaşlarının artırılmasında, gıda enflasyonun dikkate alınması ve emeklilere büyümeden pay verilmesi,

SSK ve BAĞ KUR emeklilerine seyyanen verilecek 100 TL. artışın Emekli Sandığı emeklilerine de verilmesi,

Banka promosyonlarının emeklilere verilmesi,

Sağlıkta alınmakta olan katkı/katılım paylarının alınmaması,

Çalışan veya işyeri açan emeklilerden, Sosyal Güvenlik Destek Primi alınmasına son verilmesi,

Geçmişte 30 yılın üzerinde çalıştığı halde, 30 yılın üzerindeki hizmetlerine karşılık emekli ikramiyesi alamamış olan memur emeklilerine ikramiyeleri bugünkü değeri üzerinden ödenmesi,

Şehit ve ailelerine verilen hakların, vazife malullerinin ailelerine de verilmesi,

Emeklilerin sosyal kültürel faaliyetlerden yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelerin yapılması,

Emeklilere tatil yapma olanaklarının sağlanması,

Kent yapılanmalarında, kentte yaşlı insanların yaşadıklarının göz önünde bulundurulması ve yaşamlarını kolaylaştıracak düzenlemeler yapılması,

Hasta ve yaşlı insanların evde bakımlarını yapacak düzenlemelerin yapılması,

Evi olmayan emeklilerin ev sahibi olmaları için gerekli tedbirlerin alınarak olanak sağlanması,

Emekliler adına sendikamızın taraf alındığı, statü yasasının çıkarılması taleplerimiz için mücadelemiz kesintisiz devam edecektir.

Birçoğu 1960’lı ve 1970’li yıllarda yükselen işçi sınıfı mücadelesi ile 1990’lı yıllarda Kamu Çalışanlarının sendikal hak mücadelesinde yer almış, “ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN EMEKLİ OLUNMAZ” şiarıyla yola çıkmış olan EMEKLİ-SEN yönetici ve üyeleri, bu güne kadar olduğu gibi bundan sora da mücadeleden emekli olmayacaklardır.

Çünkü bu mücadele, geçmiş emeğimize ve onurumuza sahip çıkma, çocuklarımıza ve torunlarımıza yaşanabilir bir ülke bırakma mücadelesidir.

Şenol TORLAK

Yorumlar

yorum