SAĞA NASIL KAYILIR?

CHP kurultaya gidiyor. Liderlik konusu neredeyse hiç tartışılmıyor gibi. Önümüzde ki sürecin, Kemal Kılıçdaroğlu’ nun genel başkanlığında devam edeceğini şimdiden söyleyebiliriz.   Liderlik meselesi tartışılmıyor belki, ama CHP içinde birçok konu da şiddetle tartışılıyor. “Sağa kayma” meselesi de bunların en başında geliyor.   “CHP, Sağa kaydı mı ya da kayıyor mu?” sorusunu sorduğumuzda, cevap; evet […]

SAĞA NASIL KAYILIR?

Melih Bağcı

CHP kurultaya gidiyor. Liderlik konusu neredeyse hiç tartışılmıyor gibi. Önümüzde ki sürecin, Kemal Kılıçdaroğlu’ nun genel başkanlığında devam edeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

 

Liderlik meselesi tartışılmıyor belki, ama CHP içinde birçok konu da şiddetle tartışılıyor. “Sağa kayma” meselesi de bunların en başında geliyor.

 

“CHP, Sağa kaydı mı ya da kayıyor mu?” sorusunu sorduğumuzda, cevap; evet ya da hayır diyebileceğimiz kadar basit değil. Elbette bu sorunun bir cevabı var. Ancak bu cevap derinlemesine bir değerlendirme gerektiriyor.

 

Kişisel olarak, CHP içinde sıkça sorulan bu soruya karşın, “CHP sağa kaydı” diyemem ama yavaş yavaş kayıyor demem için de birçok gerekçe var.

 

Bu gerekçelerin en başında, CHP’ nin özellikle son 10 yılda Türkiye Siyaseti’ nin ihtiyaç duyduğu halde oluşturamadığı güçlü sol bir yapının eksikliğini öngörememiş olması, öngörenleri de pasifize etmesidir. Bu öngörüsüzlüğün nedeni ise, AKP İktidarı ile birlikte, kendi içinde şekillendirdiği, AKP öncesi Türkiye’ yi savunma refleksi gösteren ve bugün toplumda pek de karşılığı olmayan değerleri sol olarak algılaması ve algılatmaya çalışmasıdır. Geçmişe öykünen ajite söylemler üzerinden aynı insanlarla aynı politik duruşu sergileyerek büyümeyi hedeflemek yanlış bir pratiktir. Bu pratiğin sonucu da, kendisi dışında, sol adına bir harekette bulunanlarla arasına mesafe koyarak, Türkiye’ nin en önemli sorunlarınla da – ki önemlisi Kürt Sorunudur.- arasına mesafe koymasıdır. CHP, bu yaklaşımıyla, meselelerin çözümünden uzak durarak; güçlü, dayatmacı, sağ bir iktidarın karşısında zaman zaman solsuz ya da her sıkıştığında etnik milliyetçiliğe yahut piyasacı siyasete sırtını yaslayan cılız bir sol muhatap bırakmıştır. CHP’ nin bu tutumunun sınıfsal bir taban bulması mümkün değildi ve geldiğimiz nokta da bulamamıştır. % 25-26 bandında sıkışıp kalmasının temel nedeni budur ve değişememek, dönüşememek sağa kayıyor olmanın en büyük emaresidir.

 

Bir diğer önemli gerekçe de, yukarıda yaptığımız değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan örgütlenme zaafıdır. Bu zaaf CHP içinde, partiyi bir alternatif yapmaya taşıyacak tüm dinamiklerin önünde engel olmuştur. İktidara karşı yeterince politika üretememek ve yenilenememek, örgütte aktif rol alanların tüm siyasal enerjilerini partinin içinde var olabilme mücadelesine aktardığı bir anlayışı ortaya çıkardı. Bu anlayış da elbette partinin örgütlenme vizyonunu daraltarak, hemşehricilik, bölgecilik, dar kadroculuk, mezhepçilik gibi  son derece feodal ve gerici unsurları parti içinde egemen kıldı. Bu nedenledir ki, üyelerin ve delegelerin üzerinde oluşturduğu vesayetle baronlaşan belediye başkanları, milletvekilleri türedi. Kısaca örgütün emrinde olması gerekenler, örgütün emekçilerini mültecileştirerek yaratıkları taşeron militanlarla kendi emirlerine amade bir örgüt oluşturdular. Bu da sağa kayıyor olmanın önemli emarelerinden bir diğeri.

 

CHP yavaş yavaş sağa kayıyor dememi gerektiren gerekçeler için birkaç örneklendirme daha yapabiliriz fakat çok da uzatmadan asıl sıkıntılı durumu değerlendirmeliyiz. Bu sıkıntılı durum da şu; CHP,  bu sağa kayma konusunu nasıl ve hangi zeminde tartışıyor?

 

Partinin içinde bu teşhisi koyup, bunu konuşan hemen herkes, öncelikle partide görev alan kişiler üzerinden bir eleştiri getiriyor ve partiye katılan bazı kişilere bağlı bir eksen kaymasından bahsediyor. Bu durum da yukarıda yaptığımız analizleri yorumlamamızı ve partiyi gerçek manada sağa kaydıranları görmemizi engelliyor. Biraz açmak gerekirse bu noktada bir eleştiri yapmak isteyenler, hemen Mehmet Bekaroğlu, İlhan Kesici gibi geçmişte farklı partilerde siyaset yapanların CHP içinde yer almasını eleştiriyorlar. Ancak kişiler üzerinden getirilecek eleştirilerin de verimliliği tartışılır. Bu eleştirilerin, mutlaka haklılık payı vardır ve partide, parti için verilen emek önemli bir referansa olmalıdır. Ancak bu sağa kaymaya getirilecek bir eleştiri değildir ve asıl sorunu görmemizi perdeleyen yapay bir durumdur. CHP, nasıl ki Ali Haydar Hakverdi ve Hilmi Yarayıcı’ nın mecliste yemin ederken sol yumruklarını havaya kaldırmalarıyla daha da sola kaymadıysa, Bekaroğlu ve İlhan Kesici gibi siyasilerin katılmasıyla da sağa kaymaz. SAĞ ya da SAĞCILIK, bir birey değil, siyasal bir tutumdur.

 

Sonuç olarak bir siyasi yapının ekseninin kayması, kişilerin o yapıya katılmasıyla değil, söz konusu yapının siyasal davranışlarının bozulmasıyla oluşur. Eğer bu davranış bozuklukları başlarsa, o parti; politik öngörüden yoksun, ilkesiz, kendine dönük hesaplar için siyaset yapan ve örgüt üzerinde baskı kurarak baronlaşan siyasetçilerin at koşturduğu bir zemine dönüşür ve asıl sağa kayma budur.

 

DİPNOT: Bu noktada, eleştirilerde en çok öne çıkan isim olması sebebi ile Mehmet Bekaroğlu’ na küçük bir parantez açmak istiyorum. Bugün CHP’ de siyaset yapan hemen herkesin basın özgürlüğüne vurgu yaparken adını gururla andığı Can Dündar var biliyorsunuz. Ve yine hemen her CHP’ linin şarkılarını severek dinlediği, söylediği Zülfü Livaneli’ yi de biliyorsunuz. Bugün, hangi CHP’ liye, Anadolu’ nun en büyük roman yazarı kim diye sorsak, öyle sanıyorum %99’ u Yaşar Kemal der. Bu isimleri neden yazıyorum diye soruyorsunuz. Bu isimler; 19 Aralık 2000’ de gerçekleştirilen, 32 kişinin hayatını kaybettiği ve ironik bir şekilde adına “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen süreçte cezaevlerindeki politik tutsaklarla devlet arasında arabuluculuk yapan en önemli isimler. O günlerde bu ismlerin yanında cezaevlerinin koridorlarında yürüyen bir isim de Mehmet Bekaroğlu idi ve genç insanlar ölmesin diye yürüyordu. Ağzını doldurarak Can Dündar fetişizmi yapan, ama bir taraftan da sert Bekaroğlu eleştirisi getirenlere bunu hatırlatmakda yarar var.

Yorumlar

yorum