TÜRKİYE TÜRKMENLERİ VE  TAHTACI TÜRKMENLER

Kaşgarlı Mahmud yazmış olduğu “Divanü Lugati’t- Türk” adlı kitabında 353. Sayfada Oğuz maddesinde aynen şöyle yazmıştır; Oğuz, bir Türk kavmi: Türkmen. Her biri hayvanlarına vurdukları ayırt edici bir damgaya sahip yirmi iki koldan oluşur. 607. sayfada ise Türkmen: Bunlar oğuzlardır diyor. Türkiye Türkmenleri ya da diğer bir deyişle Anadolu Türkmenleri, Anadolu Oğuzları veya yaygın adlarıyla […]

TÜRKİYE TÜRKMENLERİ VE  TAHTACI TÜRKMENLER

İbrahim KızılerKaşgarlı Mahmud yazmış olduğu “Divanü Lugati’t- Türk” adlı kitabında 353. Sayfada Oğuz maddesinde aynen şöyle yazmıştır; Oğuz, bir Türk kavmi: Türkmen. Her biri hayvanlarına vurdukları ayırt edici bir damgaya sahip yirmi iki koldan oluşur. 607. sayfada ise Türkmen: Bunlar oğuzlardır diyor.

Türkiye Türkmenleri ya da diğer bir deyişle Anadolu Türkmenleri, Anadolu Oğuzları veya yaygın adlarıyla Türkmenler, Selçuklular döneminde Anadolu ve çevresinde Türkmeneli denen bölgelerde yerleşmeye başlayan, dilleri Türkiye Türkçesine bağlı Anadolu ağızları içinde ele alınan ve Türkiye Türklerini oluşturan Oğuzlardır. Hanefi Sünni ve Anadolu Aleviliği (Türkmen Aleviliği ya da Kızılbaş) olarak da görülür. Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinde etkili olmuşlardır. Kimileri Türkmen adını yerleşik olanlar için kullanırken göçebe olanlarını da Yörük olarak adlandırır. Türkmen ve Yörük kelimeleri tarihi belgelerde eş anlamlı olarak da kullanılmıştır. Osmanlı arşiv belgelerinde, yerleşim durumuna ve şekline bağlı olarak köylü «Türk» olarak adlandırılırken, göçer veya yarı-göçer topluluklar «Türkmen» ya da «Yörük» tabiriyle anılmışlardır. Aşiretler, yerleşik veya konar-göçer olma durumlarına ve bulundukları bölgelere göre «Türkmen» ya da «Yörük» adını almışlardır. Kimilerine göre Kızılırmak’ın doğusundakilere Türkmen batısındakilere ise Yörük denir. Maraş ve çevresinde yaşayan Dulkadirli Türkmenleri için Osmanlı kaynaklarında hem Türkmen hem de Yörük tabiri birlikte kullanılmıştır. Etnik olarak akraba oldukları Türkmenistan Türkmenleri (Yaka Türkmenleri) ile aynı adı taşıdıkları gibi kimi oymak adları da ortaktır.

Türkmen aşiretleri, boy beyi, kethüda adı, soylarının adı, yaşadıkları yerlerin adı, iktisadî faaliyet ve bunun sonucu olarak besledikleri hayvanlar veya tarıma ait faaliyetleri gibi pek çok sebebe dayalı olarak ad almaktadırlar.

Anadolu’nun Türkleştirilmesinde aktif rol oynamışlardır. Bizanslılar ile mücadelelerinde Selçuklular uç bölgelerine Türkmenleri yerleştirmek suretiyle fetih hareketlerini kolaylaştırma yoluna gitmişler ve Türkistan’dan Teke Türkmenleri ile diğer Türkmen oymaklarını Anadolu’ya yerleştirmeye başlamışlardır. Anadolu Selçuklu Devletinin tarihindeki en büyük Türkmen ayaklanması olan 1240 yılındaki Babai (baba İlyas) ayaklanması ve peşinden 1243 yılında Moğollarla yapılan Kösedağ Muharebesinde yenilmeleri üzerine Ahiler ve Türkmenler katledilmişlerdir.

İlginç biçimde Anadolu Türkmen aşiretlerinin önemli bölümü, özellikle de Alevi olanlar, Horasan’dan geldiklerini ifade ederler. Horasan, Selçukluların Anadolu’ya uzanmadan önce kaldıkları Hazar ötesi Oğuz toprağıdır.

TAHTACI TÜRKMENLER

Tahtacılar, Ege ve Akdeniz bölgelerinin ormanlık yörelerinde yaşayan ve eskiden ağaç işçiliğiyle uğraşan Alevi inançlı Türkmenlerdir.

Tahtacılar (Tahtacı Türkmenleri, Tahtacı Yörükleri), Güney ve Batı Anadolu’da yaşayan konar-göçer Alevi-Kızılbaş Türkmenlerdir. Etnik köken olarak Beş Uygur içerisinde bulunan Ağaçerilere dayanmaktadır ve Ağaçerilerin günümüzdeki devamı sayılan Tahtacı Türkmenlerinin sonradan diğer boylarla karıştıkları düşünülmektedir. Yazılı kaynaklarda Tahtacı adına ise ilk olarak 16. yüzyılda Osmanlı vergi nüfusu tahrir defterlerinde “Cemāat-ı Tahtacıyān” şeklinde rastlanmaktadır. Osmanlı Dahiliye Nazırlığı tarafından Niyazi Bey’e hazırlatılan 1918 tarihli “Tahtacı Yörükleri” adlı raporda, kendilerine Kızılbaş diyen Tahtacıların ülke genelinde yoğunlukla Kala-i Sultaniye, Aydın, Isparta, Antalya, İzmir, Narlıdere, Kavacık, Naldöken, Menemen, Bayındır, Tire, Milas, Muğla, Ödemiş, Söke, Biga, Burdur, Alaiye, Adana vilayeti ile Binboğa yaylalarında, Çanakkale ve Balıkesir arasında ki Kazdağı eteklerinde yaşadıkları ifade edilmektedir.

Ataları, Ağaçeriler’dir. Timur Türkistan ve Horasan’ı egemenliği altına alınca, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Ağaçeriler’in bir bölümü İran’a, çoğunluğu da Anadolu’ya yerleşti. Moğolların Anadolu’yu işgal etmesi üzerine, buraya gelmiş olan Ağaçeriler bu kez Suriye ve Irak’a göç ettiler. Bunların bazısının, Timur’un ölümünden sonra 1405 yeniden Anadolu’ya döndüğü ve sonradan Tahtacılar olarak anıldığı kabul edilir. Fatih Sultan Mehmed’in, İstanbul’un fethi sırasında kullanılan gemilerin yapımı için gerekli olan keresteleri Balıkesir’in Kaz Dağları’ndaki Tahtacı Türkmenlerden elde ettiği bilinir.

Tahtacıların Türkiye’de Yerleşim Yerleri

Zamanla yerleşik yaşama geçmeye başlayan Tahtacılar günümüzde daha çok Maraş, Adana, Mersin, Antalya, Akçaeniş, Hızırkahya, Denizli, Isparta, Burdur, Muğla, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir, Çanakkale, Çorum, Tokat dolaylarında görülmektedir.

İnançlarında ve yaşam biçimlerinde Şamanistliğe (eski Gök Tanrı inancı) ilişkin kanıtlarla Alevî- Bektaşi inanç ve töreleri iç içe geçmiştir.

Türk dilini ve Orta Asya’daki geleneklerini korumaya önem verirler. Orta Asya’da kullanılan Türkçeye en yakın dili kullanan kavimdir.

Orta Asya Türklerinin dili, örf ve geleneklerini bozulmadan sürdürebilen sayılı oymaklardandır. Tahtacılar oymak damgasını kutsal sayar. Bu damganın kendilerini her türlü kötülükten koruyacağına inanırlar. Ağaç işçiliğinde kadın – erkek birlikte çalışırlar. Kadına çok değer verirler. Cumhuriyetin ilanından sonra baskılar azalınca ağaç işçiliğinden vazgeçerek ziraat, küçük esnaflık, memuriyet vb. işlere de başlamışlardır.

Azerbaycan ve İran şiileri ile zaza, kürt alevileri, Tahtacı Türkmen Aleviler ve Bektaşiler arasında tanımlar ve ritüeller bakımdan birçok fark vardır. Şiilerde eski İran dinlerinin etkisi, Bektaşilerde ise caferilerin ve sunnilerin etkileri vardır. Bazı sünni tarikatlar, özellikle de Mevlevîlik ile Bektaşîlik arasındaki ortak noktaları basit bir gözlemle rahatça görebiliriz (sema ve semah törenleri). Gerçek Alevi-Kızılbaş anlayışı balkanlarda kuzey Kafkaslar da ve Anadolu da yaşamakta olan Türkmen topluluklarda görülür. Bu topluluklarda sonradan olma- Alevilik anlayışı yoktur. Alevi doğulur ve dedeler ocaktan gelir.

Balıkesir’in yerli nüfusu Sünni olan Yörük ve Manav ile Alevi olan Türkmen (Balıkesir’de Tahtacılara Türkmen adı verilir ve en yoğun oldukları yer Kaz dağlarıdır) ve Çepni unsurlarından oluşmaktadır ve kültürel hayatlarına bakıldığında Yörükler ile Manavların; Tahtacı Türkmenleriyle de Çepnilerin birbirlerine daha yakın oldukları görülür. Günümüzde Balıkesir Edremit ve çevresindeki Tahtacılara, Yörükler tarafından Türkmen denilmektedir ve bu yörede Türkmenlikten kasıt Alevilik veya Kızılbaşlıktır.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum