5 ŞUBAT LAİKLİK GÜNÜ ÜZERİNE

Dün yani 5 Şubat günü devletlerin ve insanların barış ve kardeşlik içerisinde yaşamalarının teminatlarından biri olan Dünya laiklik günüydü. Ülkemiz ve Anadolu coğrafyası asırlarca bağnaz bir din ve toplum düzeninin tarifi olan Şeriat hükümleriyle yönetildi. Coğrafyamızda sünni İslam’a dayalı bir yönetim anlayışı ile yönetildik. Bu anlayış kendisi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımadı. II. Mahmut tarafından […]

5 ŞUBAT LAİKLİK GÜNÜ ÜZERİNE

Dün yani 5 Şubat günü devletlerin ve insanların barış ve kardeşlik içerisinde yaşamalarının teminatlarından biri olan Dünya laiklik günüydü. Ülkemiz ve Anadolu coğrafyası asırlarca bağnaz bir din ve toplum düzeninin tarifi olan Şeriat hükümleriyle yönetildi. Coğrafyamızda sünni İslam’a dayalı bir yönetim anlayışı ile yönetildik. Bu anlayış kendisi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımadı. II. Mahmut tarafından 1826 yılında Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ülkede Osmanlı tarafından sanki bir cadı avı başlatıldı. Nice cana kıyıldı, nice can sürgüne gönderildi. Bu cadı avı Cumhuriyetin ilanına kadar devam etti.
Mustafa Kemal Atatürk kurtuluş savaşından sonra Saltanatı kaldırıp cumhuriyeti ilan edince, halifeliğinde gereksizliğine kanaat getirip onu da kaldırmış ve “Laiklik” ilkesini benimsemiştir. 05 Şubat 1928 tarihinde de “Laiklik” ilkesini benimseyen yasayı onaylamıştır.

Lâiklik kelimesi dilimize Fransızcadan geçmiştir. Aslında Yunanca laikos sıfatından gelir. Yunan’da din adamı sıfatı taşımayan kişilere laikos denilmekteydi. Şu halde lâik kimse halktan olan; bir başka deyişle ruhban sınıfına mensup olmayan kimse demektir.

Bilindiği gibi din insanın ortaya çıkışıyla başlar ve insan cemiyetlerinin her çeşidinde vardır. Bu cemiyetlerin başlangıcında da din yalnız bir itikat sistemi olarak görülmez. O, aynı zamanda kainatı izah eden bir yol ve cemiyetin idaresi için gerekli tedbir ve nizamların bir kaynağıdır. Böyle olduğu için de ilim, sanat, felsefe, hukuk ve devlet hepsi dini menşelere ve dini hüviyetlere sahiptir. Buna göre laikliğin tarih terimi olarak manası, din ile felsefenin, din ile ilmin, din ile hukukun, din ile sanatın ayrılmasıdır. Din ile devletin ayrılması bu gelişmenin son halkasını teşkil etmektedir.

Lâiklik fikrinin, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması fikrinin asıl menşei Rönesans ve Reform hareketleridir. Bunlar insanlığa yeni ufuklar açmışlardır. Matbaanın icadı, ucuz kağıt fikir hayatını hareketlen­dirdi. Luter’in kurmuş olduğu protestanlık, papalığın nüfusunu kırmak, millî bilinci kuvvetlendirmek suretiyle lâikliğin doğmasına yardım etti.

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde kısaca özetlenen laiklik ilkesi ülkemizde ATATÜRK devriminin vazgeçilmez bir unsuru olduğu gibi, demokratik olmanın da gereğidir. Ülkede Osmanlı döneminden bu yana Sünni İslam inancının ve baskısının altında inim, inim inletilen diğer inanç mensupları, Atatürk tarafından kabul edilen bu laiklik ilkesi gereğinde rahat bir nefes almaya başlamışlardır.

Laiklik ilkesi gereğince;
Herkes ibadetinde serbesttir.
Hiçbir kimsenin düşüncesine ve ibadetine engel olunamaz.
Laiklik; devletin ve bireyin her inanca saygılı olmasını gerektirir.
Laiklik yalnızca din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğüdür.

Ayrıca Laiklik; Bireyin üzerindeki dini baskılardan kurtarılarak özgür olması, dünya yaşamının din kurallarının etkisinden kurtarılıp bilim ve aklın egemenliğine bırakılmasıdır. Dünya sorunlarına akılcı ve bilimsel bakış açısı içinde yaklaşılmasıdır. Dini kurallar ekseni oturmuş bir dünya hayatı, yani toplumsal düzen ve devlet düzeni Şeriat düzeninden başka bir şey değildir ve egemen gücün inancı dışında hiçbir inanca ve inançlı insana yaşam hakkı tanımaz.

Dinsel baskının bireysel ve toplumsal yaşam üzerinde egemenlik kurmasını istemek bu baskının siyasal ve ekonomik düzen ortamında da egemenlik kurmasını amaçlar. Dinsel baskının egemen olduğu yerde din ve inanç özgürlüğü de yoktur. Şu anda tıpkı ülkemizde olduğu gibi.
İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum